Alaz Erdost: Ben hiç ‘baba’ demedim, çünkü ben konuşmayı öğrenemeden benim babamı öldürdüler

12 Eylül faşist darbecileri tarafından, gözaltında öldürülen yayıncı İlhan Erdost, öldürülmesinin 42. Yılında yine mezarı başında anıldı. Kızları, eşi, ailesi ve sevenleri İlhan Erdost’un mezarı başında buluştu, O’nu ve kardeşi gözleri önünde katledilen Muzaffer İlhan Erdost’u andılar. Küçük kızı Alaz Erdost'un "Ben hiç ‘baba’ demedim, çünkü ben konuşmayı öğrenemeden benim babamı öldürdüler" sözleri duygulandırdı.

Yaşam 07.11.2022, 14:19
Alaz Erdost: Ben hiç ‘baba’ demedim, çünkü ben konuşmayı öğrenemeden benim babamı öldürdüler
© Foto:Sultan Özer (41. yılında mezar başında)

12 Eylül faşist darbecileri tarafından, gözaltında öldürülen yayıncı İlhan Erdost, öldürülmesinin 42. Yılında yine mezarı başında anıldı. Kızları, eşi, ailesi ve sevenleri İlhan Erdost’un mezarı başında buluştu, O’nu ve kardeşi gözleri önünde katledilen Muzaffer İlhan Erdost’u andılar.

Seyhan-Vahap Erdoğdu, Serpil-Kaya Güvenç, Şenal Sarıhan, Işık Kansu, Oğuz Gemalmaz, Devrimci 78'liler Federasyonu'ndan Cumhur Yavuz, ailesi ve sevenlerinin katıldığı Karşıyaka Mezarlığı’ndaki Erdost anmasında ilk sözü, dostları Oğuz Gemalmaz aldı. İlhan Erdost’u anlatan yazılardan, şiirlerden alıntılar yapan ve Erdost’ları anan Gemalmaz, “Ağabeylerim artık aramızda yok, konuşmak bana düştü, kendimi yalnız hissediyorum” dedi.

Hukukçu Şenal Sarıhan da “Aslında biz direncin, dayanışmanın birleştirdiği bir aileyiz dedi. Acıyı bal eyleyerek dirençle mücadelemize devam etmeliyiz” diye konuştu.

TÖBDERli ve aile dostu Hatice Ayas da İlhan Erdost'la anılarını paylaştı. Kitap deposu yandığında haber verdiklerini, gittiklerinde Muzaffer Erdost’un ıslanmış kitapları sevdiğini gördüklerini anlattı.

İlhan Erdost’un eşi Gül Erdost da “geçen gün rüyamda Metin Demirtaş'ı gördüm” diyerek, Şair Metin Demirtaş'ın Ankara'da imza günü olduğunu, orada görüşelim dediğini anlattı. Gül Erdost daha sonra Metin Demirtaş'ın "İlhan'a" ve "Yoksa Bugün" isimli iki şiirini okudu.

Büyük kızı Türküler Erdost, babasının 42. Yıla Bir Not yazısını https://www.medyaport.net/yasam/turkuler-erdost-42-yila-bir-not-h43007.html okuduktan sonra, Alaz ve Türküler Erdost’un kuzeni Irmak Bakır da Muzaffer İlhan Erdost'un "Öldürdüler Onu (İlhan'ın Öldürüldüğü Akşamın Şiiri)" adlı şiiri okudu.

Anma, İlhan Erdost’un küçük kızı Alaz Erdost’un konuşması ile sona erdi. Alaz Erdost da “Ben hiç ‘baba’ demedim, çünkü ben konuşmayı öğrenemeden benim babamı öldürdüler” dedi.

İlhan Erdost’un mezarı başındaki anmanın ardından Sol ve Onur yayınları sahibi Muzaffer İlhan Erdost ve oğlu Barışta Erdost’un mezarı ziyaret edildi.

Alaz Erdost babasının mezarı başında şu yazısını okudu:

“Büyüdüğümüz evde, salonda kocaman bir pencere vardı. Çocukken oradan sola baksak amcamların evinin ışığını, kafamızı sağa çevirsek Gülten Akın’ın balkonunu görürdük. Dündü.

Bizim için, çoğu kimsenin tanışmayı ‘hayal edeceği’ kişiler teyze ve amca oldu. Sonra, büyüdükten sonra, onlardan bize kalan cümleler ‘gel yavrum sen ye patates kızartmalarımı’ ya da ‘bu kitabı oku mutlaka, haftaya başkasını vereceğim’ kadar gündelik yaşama ait olsa da, onları, cümleleri kuranları yani, ya bir bombayla susturmaya ya da bir yangınla kül etmeye çalıştılar. Başaramadılar, o ayrı.

‘Yürür müyüm, durur muyum

Çürür müyüm, kurur muyum

Sensiz kendim’ bilir miyim

Döndüm ben bir düşe, gardaş’

Amcamın, kardeşinin kaybından sonra yazdığı bu şiir benim aklımdan hiç çıkmaz. Kardeşi, benim babam. Yani uğruna şiirler yazılan kişi. Kimi kimselerin tanışmayı hayal ettiği yayıncı. Ölümüyle amcamı düşe çeviren. Oysa ki benim için çok basit bir anlamı olmalıydı. ‘Baba yaaa noolur’ demeliydim mesela. Ondan harçlık istemeliydim. Annem bir şeye izin versin diye, onunla birlik olup annemi ikna etmeliydim.

‘Babababa’. Kuzenimin çocuğu yeğenim Dağlar’ın ilk söyleyeceği şey olacağından adım gibi eminim. Yani baba. Bu kadar basit. Ben hiç söylemedim.

Döndün sen bir düşe baba.

Ablam, bu hayatta çok az şeyle bile keyiflenebilen, yetinmeyi bilen, benim bu hayattaki en sevdiğim insan. Çok az düşü var. Hepsinin ulaşılamaz olduğunu düşünüyor, benimse onları gerçek kılmaktan başka bir isteğim yok.

Bir 24 Ocak’ta, Uğur Mumcu’nun anmasında, Canan’la konuşuyorum ve ablamın bir düşü gerçek oluyor. Ablam Sezen Aksu ile tanışıyor, tanışıyoruz. Kibirsiz bir samimiyetle ve sevgiyle sarıp sarmalanıyoruz. Bu anımızı düşlerimizin ‘dün’ olduğu yere koyuyorum.

Geçen sene babamla pikniğe gittiğimizi düşlediğim bir yazı yazmıştım. Babamı da konuşturmuştum. Derslerimden bahsetmiştik. Üşürsem diye yanına hırka almıştı. Mangalı yakmıştı. Ben sevmem diye benim payıma kekik dökmemişti. Arabayı o kullanmıştı, ben rakı içmiştim. Muhtemelen ilk kadehte sarhoş olmuşum. Yanımda o var diye.

Ben yanımda güvendiğim biri olursa hemen sarhoş olurum zaten.

Dünümde, düşümde dünümle ve düşümle yaşıyorum, çalışıyorum çabalıyorum. Bu düşümün dün olma ihtimali olmadan. Bababababba. Konuşmayı yeni öğreniyor gibiyim bugün.

Baba.

Müsaade edin lütfen. Hiç söylemedim.

Gülmeyin.

‘Baba.’

Bu yaşımda ‘baba’ demeyi öğreniyorum.

Ben hiç ‘baba’ demedim, çünkü ben konuşmayı öğrenemeden benim babamı öldürdüler.

Bugün babamın ölüm yıldönümü. O 36 yaşında kaldı, ben 42 yaşıma girdim. Hala baba demeyi bilmiyorum.

Arkada Sezen Aksu çalıyor. Şiir Gülten Akın’ın. Yani hem dünüm, hem düşüm. Beraber babamı çalıyorlar.

‘Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta

Yan garipliğine, yan yürek yan

Gitti giden.’”

Yorumlar (0)