04.10.2022, 09:32

Yara derin, yara büyük, deldi geçti sızlıyor kemik...

Değişir sistemler, çöker saltanatlar, hükümetler de gider.

Gider elbet, gider de ya peki; suyun çürüdüğü, tuzun koktuğu bir coğrafya nasıl onarılacak, nasıl değişecek bozulan insanla?

Yara derin, yara büyük, deldi geçti sızlıyor kemik..

Semirtilmiş erkekliğin katlettiği kadın cinayetleri durmuyor. Kartopu oynadı diye insan öldürülüyor…

Yetmiyor…

Kopya çekerken yakalayan eğitimciyi öldürenler, istediği raporu yazmadı diye sağlık emekçisini darp edenler, besleniyor hukuksuzluktan, semiriyor cezasızlıktan bitmiyor…

Emeksizce para kazanan kültürsüz erkeklerin, hudutsuz bir şımarıklık ve hadsizlikle kendilerine her şeyi hak gördükleri eğlence anlayışı içinde pırlanta gibi bir can, bir müzisyen istedikleri parçayı bilmediği için söyleyemeyince canice katlediliyor…

Yılların nefret dili, kindarlık söylemlerinin kodlandığı insanlarla aynı toplumda yaşarken, bu şiddet sarmalının ucu nerelere varacak kimse bilmiyor…

Ama durmuyor..

TV’ler de; zorbalık, mafyatik güzellemeler, kılıçlar, kafa kesmelerle toplum kodlarını; sevgiden, vicdandan, merhametten bir habere evrilten, ölümü kutsayıp yaşamı savunmaktan uzak diziler de bitmiyor…

Günler ağır, günler sisli, kötülüğün zirve yaptığı çağda, coğrafya adeta can çekişiyor.

Şiddeti semirten, kültürel ve siyasi anlayış içinde hayatta kalmaya çalışırken, toplum bir de ekonomik krizle boğuşuyor…

Sevginin ezgisini ıslıklarla söylemek varken, ölüm vadisine dönen coğrafyada artık kimse kendini güvende hissetmiyor…

Karanlığın en derinin içinde, hani zifiri karanlıkta çırpınıyor…

Neyi yazalım. Hangi birine yanalım…

Evsizlere, sokaktaki canlara mı? Ellerinden gelecekleri kayan gençlere mi?

Mevsimlik tarım işçileri, çocuk işçiliğine mi? Her gün yasaklanan festivaller, konserlerle yaralanan sanata mı?

Arkasında “Adalet Mülkün Temelidir” yazan ama mülkün bir diğer temelinin aile olduğunu unutan hukukun, hukuksuzluklarıyla parçalanan ailelere mi?

Tüm bunları yazıyor, gerçeği kamuoyuna duyuruyor diye cezalandırılan Basın Emekçilerini mi?

Yetmez gibi, Basına uygulanmak üzere çıkarılmak istenen Sansür Yasasına mı?

Neye yanalım, hangi birini yazalım?

Başımız üstündeki gök bulanık, günler koyu bir lacivert karanlık…

Bir şey yapmalı. Yapmalı artık bir şey. Büyütmeli mesela öfkeyi, bu böyle gitmez, gitmeyecek demeli.

İktidara, muhalefete, siyasiye, siyasete, STK’lara, aktivistlere…

Korunaklı yerlerinde, susarak tepkisiz oturan tuzu kurulara…

Dokunur bu sistem size de, bu zalim kötülüğün dokunacağı kimse kalmadığında…

Ya şimdi, hemen bugün, yan yana durursunuz bu halkla ya da kötülüğü daha da büyütürsünüz tepkisiz suskunluğunuzla…

Yazar hakkında:

Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiir ve Diyalektiğin Kanatsız Kuşu adlı bir öykü kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.

Yorumlar (1)
Cavid Gök 2 ay önce
Tebrikler