21.01.2022, 01:23

Yalanlar ve acı gerçekler

Cumhurbaşkanı Erdoğan 16 Ocak Pazar günü, Adnan Menderes Müzesi’nin açılışı için gittiği incir diyarı Aydın’da konuştu: “Tarım artık devletlerin atması gereken en önemli adımdır. Bu dönemde tarım üzerinde çok farklı yatırımlar yapacağız” dedi.

Söylemesi bile güzel.

İki gün sonra Evrensel Gazetesi’nde bir mahkeme kararının haberi dikkat çekiyordu: AKP Aydın Milletvekili Mustafa Savaş, kendisi hakkında, “Şirketlerin iş takipçiliği yapıyor” diyen Çine Yaşam Platformu Sözcüsü Ahmet Uslu hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Mahkeme işte bu suç duyurusuna “takipsizlik” kararı vermişti. Uslu, Madran Dağı’na açılmak istenen madene karşı verdikleri mücadelede, AKP milletvekili Savaş’ın maden şirketi lehine çalıştığını savunuyordu.

Aydın’ın dağları da, yaylaları da, bağları da bir süredir sıkıntılı. Özellikle bağlarını ve bahçelerini kurutan JES’lere büyük tepki gösteren Aydınlı çiftçiler, şimdi de altıncılar ve madencilerle başları dertte. Bölgedeki ovalara, köylere, tarım alanlarına can veren her dağ, her tepe şirketlere pazarlanmış. Köylüler dağlarını, ormanlarını korumak için canla başla mücadele ediyor.

Geçen hafta Aydın-İzmir sınırındaki Kartal Dağı’nda açılması planlanan siyanürlü altın madeni için köylüler protesto gösterisi yapmış, sondaj yapılmasını engellemişti. Zaten mermer ocakları ve RES’lerle saldırı altındaki Kartal Dağı’na şimdi de altın madeni açmak istiyorlardı. Bu kez de AKP Aydın milletvekili Metin Yavuz, köylüleri sondaj yapılması için ikna etmeye çalışıyordu. Köylüler milletvekilini dinlemediler ve sondajı engellediler.

İktidar milletvekilleri Türkiye’nin her yerinde yağmacı-talancı madencilerin teşrifatçısı gibi. Güya bölgelerine istihdam sağlıyorlar. Ama gerçekte üç beş kişi cebini doldurup, bölgeyi yaşanmaz hale getiriyor. Yani kâr şirketlerin kasasına girerken, yıkım ve ölüm ise vatandaşlara düşüyor.

Örnekler çok. Fatsa’da Ordu’da fındık bahçelerinin ortasında bir siyanürlü maden açtılar. Şimdi üç dört tane daha açmak için ruhsatlar dağıtıldı. Ordu’nun yüzde 74’ü maden sahası olarak yerli ve yabancı şirketlere ruhsatlandı. Yazın köylerin üzerinde vızır vızır özel uçaklar uçurup, toprakları havadan analiz ediyorlar. Yani köyler bağlar ve bahçeler içindeki insanlarıyla birlikte satılmış. Millet, köyünden ve bağından-bahçesinden kovulacağı günü bekliyor. Bugün Fatsa’daki siyanürlü madeni kapatması gereken devlet, madenin çevresindeki köyleri boşaltmaya çalışıyor.

Her yerde ama her yerde durum böyle. Türkiye’nin can damarları saldırı altında.

Adına altın madeni diyorlar, adına nikel madeni diyorlar, adına taş ocağı, mermer ocağı diyorlar ne milli park, ne koruma alanı, ne ormanlık ne de sit alanı dinliyorlar. Çünkü iktidar yasal değişikliklerle hepsinin önünü açtı. Bu milletin dağları, ormanları, yaylaları, meraları çevresinde yaşayan binlerce köye ve köylülere rağmen birilerine ihale ediliyor.

Gökova’nın can damarı, hayat kaynağı Sandras Dağı’nı parsel parsel böldüler. Madencilik yapacağız diye yüz yıllık ormanları kesmeye başladılar. Köylüler, çevreciler, bilim insanları, “Yapmayın, etmeyin, kıymayın” diye haykırıyor; nöbetler tutuyorlar. Gece yarısı çalıştırdıkları hafriyat kamyonlarıyla dağı yok etmeye kararlılar. Ya milletin dağları, ormanları çalınıyor. Çoğu vatandaş tehlikenin farkında değil olanlar da çaresiz, oradan oraya koşturuyor. Devletine ve aç gözlü kartellere-şirketlere karşı mücadele veriyor.

Müsilaj felaketi bağıra bağıra geldi… Ormanlarımız çığlık çığlığa yanıyor… Seller bağıra bağıra geldi… “HES yapıyoruz” diye Karadeniz’de bütün derelerin, ırmakların yatakları darmadağın edildi. Irmakların vadilerinde, yamaçlarında ağaç bırakılmadı. Yoğun yağışlarla birlikte dağlar çamur olup önüne geleni

denize döküyor.

Kazdağları’nın yüzde 79’unu maden bölgesi ilan ediyorlar, Türkiye’nin su kaynaklarının yüzde 40’ının kaynağı olan Murat Dağı’nda ruhsat üzerine ruhsat veriyorlar. Dünyanın bir numaralı fındığını üreten, Türkiye’ye her yıl 2 milyar dolardan fazla döviz kazandıran Karadeniz parsel parsel madencilere ruhsatlanmış. Fındık diyarı “Yeşil Ordu” nun yüzde 74’ü maden sahası ilan edilmiş. Uzmanlar ısrarla uyarıyor, “Yapmayın, etmeyin, sonu felaket” diyorlar ama kimsenin dinlediği yok.

Madra dağının zirvelerinde Nurol Holding’in inanılmaz bir doğa kıyımı bütün hızıyla devam ediyor. Kepez Dağlarında Zorlu’nun nikel madeni yaşamı zehirliyor. Şimdi uzun yıllardır direnen Turgutlu’daki Çaldağı’na el attılar. Çaldağı’nda ağaç kesimleri yeniden başladı. Yüz binlerce ağaç kesildi, binlercesi kesilmeyi bekliyor. Bu ülkeyi yönetenler seyrediyor, onaylıyor, yollarını açıyor.

Munzur dağları adım adım gidiyor… Çöpler’deki adına altın madeni denilen açık hava kimyasal fabrikası yılda 7 bin ton siyanür kullanıyordu, 11 bin tona çıkardılar. 9 bin ton sülfürik asit kullanıyordu 122 bin tona çıkardılar. Zehir barajını ve zehirli pasa dağlarını Fırat’ın kıyısına yığıyorlar. Fırat’ı besleyen dağları parçalarsanız Fırat akmaz olur. Fırat’ın kıyısına, deprem fay hattının üzerine zehir barajlarını ve zehir dağlarını dizerseniz Türkiye’yi aç bırakırsınız. Say say bitmiyor. Her yerde ama her yerde madencilik, mermercilik, taş ocakları vs. adı altında ormanlar, tarım alanları, köyler, yaylalar-meralar saldırı altında.

Tokat ve Amasya’da Boğalı-Sakarat yaylaları, Samsun’un Şahin Dağları madencilere ruhsatlandı bu ülkede. Toroslar birkaç bölgeden deşiliyor, parçalanıyor. O Toroslar ki Antalya, Mersin, Adana, Niğde ve Konya gibi çevresindeki onlarca ile ve yüzlerce ilçeye can veriyor.

İşte böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tarım üzerinde çok önemli adımlar atacaklarını” söylüyor.

Ya arkadaş ülkedeki Tarım Kredi Kooperatifleri bile madenciliğe soyunmuş durumda. Hem de 450 milyon dolarlık bir yatırım. Çiftçinin traktörüne, bağına haciz getiren Kooperatif, bir çırpıda 450 milyon doları siyanürlü altın madeni açacağım diye harcıyor. Nerede? Söğüt’te? Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulduğu toprakları yağmalamak için hazırlık yapıyor.

Erdoğan da tarım da “atılımdan” söz ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarımda atılım yapmakta samimiyse bir an önce köylere yapılan saldırı durdurulsun. Bir an önce bu memleketin en değerli ormanlarına, dağlarına, yaylalarına yönelik saldırılara bir son verilsin.

Bu ülkenin en değerli su kaynaklarının param parça edilmesine son verilsin.

Mazot olmuş 15 TL, gübre yüzde 400 zamlanmış, köylüler bırakın tarım yapmayı can derdine, topraklarının, ormanlarının derdine düşmüş Erdoğan tarımsal atılımdan söz ediyor.

Türkiye’nin gıda deposu GAP bölgesinde Fırat’ın kıyısında siyanürlü-sülfürik asitli bir maden her yıl milyonlarca ton zehirli atıkları “pasa” diye Fırat’ın kenarına yığıyor. Devasa bir zehir barajı Fırat’ın kıyısında dolmuş durumda. Sadece Türkiye’nin değil Ortadoğu’nun gıda güvenliği tehlikede.

Maden çıkarıyoruz, altın, gümüş, nikel çıkarıyoruz diye bu ülkeye can veren dağları, ormanları, su kaynaklarını param parça ederseniz ne tarımsal atılım yapabilirsiniz ne de tarım yapacak köylü-çiftçi bulursunuz.

Dağları paramparça edip, ormanları katledersen susuz kalırsın. Bu çok nettir. Lafı dolandırıp, bin bir yalanı süslü kelimelerle sıralamak bir şey kazandırmaz. Susuz kalırsan da ölürsün. Tarım topraklarını yok edersen aç kalırsın. Meralarını, yaylalarını katledersen hayvancılık yapamazsın. Nefes alamayacak hale gelir, bir damla suya muhtaç olursun.

Bu ülke hiç olmadığı kadar ağır tehdit altında. Bugün Türkiye’yi betona boğanlar, Türkiye’nin denizlerini müsilaja teslim edenler şimdi çok daha tehlikeli bir yanlışta ısrar ediyor. Türkiye uluslararası kartellerle iş birliği halinde maden batağına sokuluyor.

Erbaa’da, Lapseki’de, Ulukışla’da, Fatsa’da, İvrindi’de, İliç’de, Divriği’de, Kemaliye’de, Hekimhan’da köyünden koparılan, tarlasından söküp atılan her çiftçi ülkeye zarar yazıyor. Her tarafımız ithal mallar, ithal gıdalarla doldu. Sütü, samanı, eti, tereyağını, fasulyeyi, mercimeği, cevizi ithal eder hale geldik. Su kaynaklarını bu kadar acımasızca yok ederseniz suyu da ithal etmek zorunda kalacaksınız.

Hiç öyle lafı uzatmaya, dolandırmaya gerek yok: Bu ülkeyi yönetenler bir karar vermeli. Bu vatanın dağlarını, meralarını, yaylalarını, ormanlarını kendilerine madenci diyen yağmacı-talancılara mı bırakacaklar yoksa bu milleti açlıktan kurtaracak, doyuracak, susuzluğunu giderecek üreticilere mi bırakacaklar. Bir karar vermeleri gerekiyor. Çünkü ikisi bir arada gitmez, gidemez.

Tarım yapmak istiyorsan tarıma kaynak ayıracaksın, plan program yapacaksın, çiftçini destekleyeceksin, ormanlarını, tarım alanlarını gözün gibi koruyacaksın. Üreticiye hakkını vereceksin. Yoksa tarımdan anladığın tarımsal alanları ve su kaynaklarını Katar’a, Arap şeyhlerine ve uluslararası kartellere satmaksa o zaman işiniz çok zor şimdiden söyleyelim.

Yazar Hakkında

İbrahim Gündüz: 18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.

Yorumlar (0)
16
parçalı bulutlu