Türkdoğan: Geçmişte fiziki şiddet vardı, bugün ise ‘Cezalandırma politikası’

İnsan hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan hakkında “silahlı örgüte üye olmak” suçlamasıyla dava açıldı. 22 Şubat 2022 tarihinde, saat 09:15'de Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmaya dayanışma...

21 Ocak 2022, 12:57 Kübra Kırımlı
Türkdoğan: Geçmişte fiziki şiddet vardı, bugün ise ‘Cezalandırma politikası’

İnsan hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan hakkında “silahlı örgüte üye olmak” suçlamasıyla dava açıldı. 22 Şubat 2022 tarihinde, saat 09:15'de Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmaya dayanışma çağrısı yapıldı. Dernek çalışmaları sebebiyle hakkında 3 dava dosyası bulunan Türkdoğan ile özelde kendi davaları genelde ise ülkede yaşanan hak ihlallerine ilişkin konuştuk.

Türkdoğan “Özellikle bana yönelmelerinin önemli bir sebebi de benim barış çizgisinde ısrar etmemdir. Kürt meselesinde barış süreci yeniden başlayacak. Başlamak zorundadır. İktidarın pratiği Türkiye’yi mahvetti. Türkiye kendi kanunlarını uygulamaktan çıkan bir ülke oldu. O kadar çok yargıyla, hukukla oynadılar ki yarın, öbür gün bu hukuksuzluk kendilerini de vuracak” dedi.

Siyasal iktidarların baskıları kuşkusuz her dönem vardı. Ancak Türkiye’nin geçmişte sancılı dönemlerine tanık olanlar, bugünleri geçmişle kıyaslayanlar bugün 80’lerden dahi daha ağır hak ihlallerinin yaşandığına dikkat çekiyorlar. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ö. Türkdoğan: 1996 yılından beri avukatlık yapıyorum. Daha önceki dönemleri de sendikal faaliyetler nedeniyle biliyorum. Dolayısıyla, baskı yöntemlerinde bir değişiklik olduğu çok açık. 80’li ve 90’lı yıllardaki baskılar daha fiziki iken, bugün ise özellikle Avrupa Birliği süreciyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin baskı araçları değişti. Kendiliğinden olan bir değişim değil bu. Bu kez, daha çok yargı yoluyla baskı politikası dediğimiz politik hat ortaya çıktı. İktidar özellikle Terörle Mücadele Kanunu’nu (TMK) kullanarak, önüne gelene terör suçlaması yöneltmeye başladı. Çünkü en elverişli araç budur. Bunu da Türkiye’nin temel sorunlarını çözmeyerek yapıyor.

Bugüne kadar devletin bir resmi ideolojisi var. Bu resmi ideolojiye aykırı davrananlar adeta iç düşman gibi tanımlanıyor. Devlet burada TMK’ya bakarak, suçlamalar yapıyor, soruşturmalar açıyor. Bunun sonu yok, bu davalar bitmez. Üstelik Türkiye bunu çok sık yapıyor. Özellikle darbe teşebbüsü (15 Temmuz Darbe Girişimi) sonrası, terörle ilgili istatistiklerine, TMK kapsamındaki suçlardan açılan davalara bakılınca durumun ne kadar vahim olduğu ortaya çıkıyor.

Bu, yıllardır Kürt meselesinde barış isteyenlere, siyasi muhaliflere, Kürt siyasetçilere yapılan bir muameledir. İnsan hakları savunucularına ise hep yapıldı. Kısacası muhalif olan her kimse ona yapıldı. O nedenle bu gözlem doğru bir gözlem. Burada yargı yoluyla bir baskı politikası uygulanıyor. Fakat özellikle bu son 6-7 yılın başka bir özelliği var; Türkiye kendi kanunlarını bile uygulamaktan çıkan bir noktaya geldi.

Bırakın hukuk devletini, bunu tartışmıyoruz bile. Kanun devleti var mı, yok mu? Bu da yeni modelle izah edilebilir. Yeni Türk tipi Başkanlık Modeli’nde kanun devleti uygulamaları da ortadan kalktı. Bakın hep aynı örnek verilir; AİHM’in Osman Kavala kararı, Demirtaş kararı… Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çeşitli siyasi gerekçelerle tahliye olmalarını istemediği için kanunlar çiğneniyor. Ya da Abdullah Öcalan'a uygulanan tecrit. Oysa İnfaz Kanunu çok açık; avukatları ile ailesi ile görüşmesi gerekir. Görüşmüyorsa işte o zaman kanun devleti olmaktan çıkılır. Bugün keyfi bir devlet yapısı söz konusu.

‘DGM’DE BİLE COĞRAFİ GÜVENCE VARDI, BUGÜN YOK’

Demirtaş, Kavala demişken uluslararası mahkeme kararlarının işlemediği görüyoruz, peki yerel mahkemelerin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz peki?

Ö. Türkdoğan: Türkiye'de bugün yargıç güvencesi yok. Türkiye’nin en önemli sorunlarından biridir bu. Coğrafi güvence deniliyor ya işte o. Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) zamanında bile coğrafi güvence vardı. Bir yargıç atandığı zaman 4 yıllığına atanıyordu. Kimse onu istemediği sürece görevinden alamazdı. Bugün ise yargıçlar kendilerini güvende hissetmiyorlar. Yani vatandaşı yargılayacak yargıcın güvencesi yoksa vatandaşın da güvencesi yoktur.

2019’da yargı reformu strateji belgesi açıklandı. İlk yapılması gereken şey “coğrafi teminat”tı. Bakın yıl 2022 oldu. Hala o teminat verilmedi. Verilmiyor, çünkü yargıçlar anayasaya, kanunlara bakıp “Kusura bakmayın! Ben AİHM’in, Anayasa Mahkemesi’nin içtihadını uygulamak zorundayım” diyecekler. Bunu diyecek birçok yargıcı FETÖ yaftasıyla yaftalandılar. Anayasa Mahkemesi darbe teşebbüsünden sonra 2 üyesinin gözaltına alınmasına ses çıkarmadı. Ve yine kendi kararıyla 2 üyesini ihraç etti. Anayasa Mahkemesi çok kötü bir örnek sergiledi.

Yargıçlar yaftalanmaktan çekindikleri için boyun eğmek zorunda kaldılar. Yargı yoluyla baskı politikası nasıl uygulanacaktı, işte önce yargıçları baskı altına aldılar. Baskı var, güvence yok. Güvenceleri olsa bugün durum daha farklı olabilirdi. 90’lı yıllardan farkı budur.

Bir başka nokta ise Gülen örgütünün yargıya sirayet etmesinin maliyeti Türkiye için korkunç oldu. Çünkü çok sayıda kişi görevinden alındı, o dönem atıldı. Onların yerine 2 katı insan hızla göreve getirildi. Yargıda bir kalite sorunu var bugün. Eğitim sorunu var. Bu insanlara anayasa içtihadını, AiHM içtihadını anlatacaksınız. Hukuksal form nasıl yapılır bu anlatılacak. Bunlar hep eksik. Haliyle bir kalite sorunu var.

Bir diğer sıkıntı ise Türk tipi Başkanlık Modeli’nde. Cumhurbaşkanının yargı üzerindeki vesayet yetkisi, atama yetkisi söz konusu. Bu, zaten başlı başına bir sorun. Bir diğer unsur ise; adli kolluk sorunu çözülmedi. Türkiye'de bağımsız bir adli kolluk yok. Cumhuriyet Savcılarına bağlı bir emniyet birimi, savcı ne derse onu yapacak bir adli kolluk yok. Tam tersi bütün soruşturmaları emniyet başlatıyor, savcının önüne dosya getiriyor. Cumhuriyet Savcısını emniyet yönlendiriyor.

AKİL İNSANLAR İÇERİSİNDE YER ALDIM, TÜM İKTİDAR YETKİLİLERİ BENİ TANIYOR

İHD Eş Genel Başkanı olarak Gare Operasyonu sonrası yaptığınız açıklamalar nedeniyle hakkınızda soruşturma başlatıldı. Yargılanacaksınız. Öncelikle neyle suçlanıyorsunuz ve ne hissediyorsunuz?

Ö. Türkdoğan: 90’lı yıllara dönelim; Akın abi (Akın Birdal) silahlı saldırıya uğradı. Hüsnü Öndül saldırıya uğradı. İHD’ye propagandadan soruşturmalar, davalar açıldı. Bu kez ise fiziki bir saldırı yerine terör suçlamasının yöneltilmesi söz konusu. Aslında konuştuğumuz yargı yoluyla baskı politikasının vardığı en uç örneklerden biridir bu. Çünkü şu anda Türkiye’yi yönetenlerin hepsi beni tanıyor, ben de onları tanıyorum. Ben Akil İnsanlar Heyeti içerisinde yer aldım. Eğer Barış Süreci çökmeseydi İzleme Heyeti içerisinde de yer alacak kişilerden birisiydim. Bu devlet beni bu kadar yakından tanıyorken, hem kişiliğim hem de kurumumun başkanı olarak bana bu suçlamayı yöneltmeleri aslında Türkiye'de insan hakları hareketine net bir tutum almaktır.

Bakın Gare’ye ilişkin, İHD olarak hükümetin bilgisi dahilinde 6 yıl süren bir süreç yürüttük. Biz doğrudan ve dolaylı olarak arabuluculuk yapacağımızı ifade ettik. İktidar, örgütü muhatap almayacağını, arabuluculara da ihtiyacı olmadığını söyledi. Maalesef olmadı. Biz üzüntülerimiz paylaştık ve süreci kamuoyu ile paylaştık. İktidar buradan bir siyasi çıkar elde edemedi. Kamuoyu nezdinde zor durumda kaldı, muhalefet partilerini de ikna edemedi. Kendisinin suçunu başkalarına sirayet ettiren hükümetin İçişleri Bakanı meclis kürsüsünden İHD’ye saldırdı. Gare gibi onlarca olay oluyor. Hani nerede tarafsız ve bağımsız soruşturma? Bakın bu ülkede çok sayıda insan; asker ve polis ölüyor. Kamuoyu neden bu askerlerimiz, polislerimiz ölüyor diye merak etmiyor? Özellikle de milliyetçi partiler… ‘Niye ölüyor?’ sorusunu neden sormuyorlar? Bu soruların sorulması lazım. Onun üzerinden bu sürecin yürümesi çok manidar.

Özellikle bana yönelmelerinin önemli bir sebebi de benim barış çizgisinde ısrar etmemdir. Kürt meselesinde, barış süreci yeniden başlayacak. Başlamak zorundadır. İktidarın pratiği Türkiye’yi mahvetti.

Bildiğimiz tanıdığımız devletin bu uygulamasını bu kez kendi üzerimde göreceğim. Karışık bir duygu. Elbette ki bu davadan bir şey çıkmayacak. Bunu rahatlıkla söylüyorum, çünkü öyle bir iddianın dayanacağı hiçbir delil yoktur. Deli saçması bir şey. Bakın size şunu söyleyeyim; DGM’ler döneminde bu iddianame yazılsaydı, o savcıyı görevden alırlardı. Şimdi bu mümkün değil. Fakat yine de bu cesareti gösteriyor olmaları şunu gösteriyor; ‘uluslararası alan ne derse desin, biz zaten önemsemiyoruz, biz herkesi suçlayabiliriz’ diyorlar kısacası. Buna bir vatandaş olarak şunu söyleyebilirim: ‘Siz ömür boyu iktidar da kalacağınızı mı sanıyorsunuz? Niye bu kadar çok hukukla, kanunla, yargıyla oynadınız? Bu, yarın öbür gün size dönüp sizi vurmayacak mı? İnsanlar size demeyecekler mi bu kadar çok insana suçlamada bulundunuz, buyrun sıra size de gelecek.’

Devleti yönetenlerin tamamı kendisini güvenilmez kıldı. Kimse artık sizinle bir şey yapmaz. Devletin kurumlarına güven kalmadı. Devletin kurumlarının buna dikkat etmesi gerekirdi. Emniyet, adalet, istihbarat kurumunun buna dikkat etmesi gerekirdi. Türkiye bu başkanlık modeliyle bunu kaybetti. O kurumların devlet hassasiyeti bitti, bu oldukça tehlikeli bir şey. Yani ben bunu kendi üzerimden izliyorum. Dolayısıyla şunu rahatlıkla söylemek mümkün; bana açılan dava aslında kamuya açılmış bir davadır. Burası önemlidir. Artık kamu yararı olamayacak mı? Demek ki artık her şey iktidardakinin yararına…

Bendeki bir diğer duygu ise ‘demek ki artık hiçbir ölçü kalmamış’… İnsanda biraz utanma olur, gerçekten bu ölçü kalmamış. Yani Devlet Bahçeli’nin dediklerinin hayata geçtiği bir ülke nasıl yönetilebilir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları oylarını ne Bahçeli'ye ne de Soylu’ya verdi. Tayyip Erdoğan’a oy verdiler. Şimdi bir koalisyon kurmuşlar. İçişleri Bakanını MHP üzerinden bilumum bilmediğimiz ne kadar çete varsa onlara vermişler. Sonra da çıkıp ‘Ey vatandaş’ naraları.. Böyle bir şey olmaz. Dürüst olmak gerekir.

SOYLU HAKKINDA ONLARCA İDDİA VAR, AYNI SAVCIYA SORUYORUM ‘NE YAPTIN?’

İçişleri Bakanı Soylu’ya yönelik ifadelerinizden dolayı da bir dava dosyanız var. Yargılamanız olacak, buna ne diyorsunuz?

Ö. Türkdoğan: Dernek olarak eleştirdik biz, çünkü seçim öncesi S. Soylu herkesi tehdit etti. İçişleri Bakanı vatandaşını tehdit edebilir mi? Biz Soylu'ya hakaret etmedik. ‘Siz bir bakan olarak siyasetçileri, vatandaşı kısacası hiç kimseyi tehdit edemezsiniz’ diye uyardık, eleştirdik. Bakana görevlerini hatırlattık.

Bundan birkaç yıl önceki yaşananları geçen yıl hakaret olarak değerlendirdiler. Bunu hakaret olarak değerlendiren bir savcı emniyete bağlı bir savcı demek oluyor. Ama şurası önemli, aynı Bakanla ilgili onlarca iddia var. Aynı savcıya sormak gerekiyor “Ne yaptın?” diye.

90’lı yıllarda Mehmet Ağar istifa etmek zorunda kaldı. Yargılandı ve “Suç örgütü liderliğinden” hüküm giydi. O da İçişleri Bakanıydı, hatta Adalet Bakanlığı dahi yaptı. Yani şunu demek istiyorum; şu anda belli bir makamda olanlar zannetmesinler ki ‘bize bir şey olmayacak.’ Burası Türkiye, herkesin başına her şey geldi. Bana da dava açmışsınız, biz gider kendimizi savunuruz. Ama sorun bura değil. Sorun kanunların dışına çıkıyorlar.

Ermeni Soykırımı ile ilgili açıklamamızdan da davamız var. Dernek (İHD) bunu 25 yıldır yapıyor. En son açılan davada, 2016’daki denetim sürecinden sonra yine aynı konuda suç duyurusunda bulunuldu. Adalet Bakanlığı o dönem izin vermedi. Şimdi ne değişti de aynı açıklama ile ilgili izin veriliyor?

Davayı açan savcı Perinçek’in İsviçre kararını yazmış, o kararda diyor ki ‘Soykırım yoktur demek ifade özgürlüğüdür.’ Peki, ‘soykırım vardır’ demek ifade özgürlüğü değilse, siz nasıl savcısınız? Türkiye Cumhuriyeti’nin tehcir dediği olaya, İHD soykırım diyorsa bu niye suç olsun? O zaman tehcir demeyin. Nitelendirmeler farklı diye bunu suç kategorisine koyamazsınız. Bu, ifade özgürlüğüne aykırı.

Birileri istiyor diye bu davalar açılıyorsa orada hukuk güvencesi yoktur. Hiçbirimizin hukuk güvencesi yok. Hukuk güvencemizin olmadığı yerde adalet çok büyük zarar görür. Ve Türkiye'de adalet büyük zarar görmüş durumda. Biz Konda’ya bir araştırma yaptırmış, onu kamuoyuyla paylaşmıştık. Halkın yüzde 70’i adalet sistemine ve adalete güvenmiyor sonucu çıktı.

Daha bir ay önce Anayasa Mahkemesi Başkanı ‘Bize gelen başvuruların büyük çoğunluğu adil yargılanma hakkı ihlali’ diye şikayet etti. ‘Kararlarımıza uygun davranılmıyor’ diyor. İfade özgürlüğü ihlali için AİHM’i bir tarafa koyalım, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uyulursa çok büyük sorunlar çözülür.

Bir sınırları yok. Bugün İHD şahsında dernek başkanına ‘terörist’ derseniz biz de size ‘terörist’ demek zorunda kalacağız. Tam bir kaos!

HERKESİ TERÖRLE SUÇLARSANIZ GERÇEK ANLAMDA TERÖRLE MÜCADELE EDEMEZSİNİZ

TİHV (Türkiye İnsan Hakları Vakfı) 2021’in son 4-5 aylık dönemine yönelik hak ihlalleri raporunu yayımlamıştı. Genel olarak insan hakları savunucularının yargılandığını görüyoruz raporda. Türkiye'de suç ve cezalar siyasi konjonktüre göre değişiyor mu?

Ö. TÜRKDOĞAN: Değişiyor evet. Suç ve Cezaların Kanuniliği İlkesi yerle bir edilmiş durumda. Suç ve cezada kriter iktidara göre değişiyor. Hak savunuculuğu iktidarı rahatsız etmeye başladı. İktidar da bu tip davalar ile hak savunucularını kriminalize etmeye, susturmaya çalışıyor. Ama iktidarın unuttuğu bir şey var. Herkesi terörle suçlarsanız, gerçek anlamda terörle mücadele edemezsiniz. Çünkü kimse size inanmaz. Ölçüleri kaçtı, ölçü yok ortada. Bu da aslında bir belirsizlik rejimi örneğidir. Tam baskıcı, otoriter oldu hükümet. Umarım bundan vazgeçer, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın uyarılarını dikkate alırlar.

İktidara şunu sormak gerekiyor; hadi hepimiz yanlışız, o zaman Türkiye neden bu halde? Neden her şeyi yasaklıyorsunuz? Neden insanların özgürlüklerini kısıtlıyorsunuz? Neden herkesi yargılıyorsunuz?

Rejim her türlü yasal ve meşru çalışmayı kriminalize ederek kendi ömrünü uzatmaya çalışıyor. Ama bu nereye kadar? En nihayet seçimlere kadar. Birileri kalır da gitmeyiz diyorsa hayal görüyordur. Çünkü bizim de bazı gözlem ve tespitlerimiz var. Türkiye’nin muhalefeti bu iktidara kısa sürede erken seçimi mecbur bırakacak. Pratik göstermese de herkes şu konuştuğumuz konulardan, ihlallerden şikayet ediyor. Kısa süre içerisinde bir iktidar değişikliği olacaktır.

Yorumlar (0)
16
parçalı bulutlu