30.11.2021, 08:45

Taliban'dan kaçarak Türkiye'ye gelen Mehriya Afzalı yaşadıklarını yazdı:

Editörden…

Mehria Afzali, Taliban şiddetinden kaçan Afganistan’ın ilk kadın televizyonu Zan TV’de siyasi programlarından sorumlu gazeteci. Mehria artık ailesi ile birlikte Türkiye’de yaşıyor. Hayatta kalmak, ailesi ve kendisi için yeni bir gelecek kurabilmek için bir gece içinde mülteci olmaya karar verdi.. Taliban’a rağmen gazetecilik yaptı. Afganistan’ın en bilinen kadın televizyoncularından biriydi. Her sohbette, mesleğine aşık olduğunu söylüyor ve Türkiye’de de mesleğini yapabilmek için çabalıyor. Medyaport olarak Mehria’ya kulak verdik. Genç bir kadın gazetecinin mülteciliğe uzanan hikayesini anlatmasını istedik. Mehria, bugün çocukken Taliban şiddetinden kaçıp İran’a sığındıkları günlerde hafızasında kalanları yazdı. Mehriya’nın önümüzdeki haftalarda hikayesini dinlemeyi sürdüreceğiz.

Şimdi sözü Afgan gazeteci Mehria Afzali’ya bırakalım:

"Mesleğimi yapmayı çok seviyorum. Gazetecilik en büyük tutkumdu. Fakat maalesef Taliban, şiddet, ölüm korkusu çok sevdiğim mesleğimi yapmama engel oldu. Artık Türkiye’deyim. Bir mülteciyim. Mesleğini Türkiye’de de yapmak için çırpınan bir kadınım. Türkiye’deki meslek örgütleri, özellikle kadın meslektaşlarımın dayanışması çok kıymetli. Bana hikayemi anlatmamı sağlayan Medyaport’a da teşekkür ederim.

Afganistan’da hayatta kalmak gerçekten bir şanstır. Çocuk ve kadın olmak, temel haklardan yoksun olmak demektir. 6 Haziran 1991’de Kabil’de doğdum. Afganistan’da aileler çok çok geniştir. Benim de beş amcam, dört halam, üç teyzem ve iki dayım vardı. Elbette kuzenler. Ben görece şanslı bir ailede dünyaya geldim. Annem öğretmen, babam mühendisti. Benden küçük iki kardeşim var. Şunu belirteyim, Afganistan’da çocuklar dini eğitim alır. Çok küçük yaşta sayısız sure öğrenmiştim. Annem ve babam çalıştığı için bize yengem bakardı. Şunu net söyleyebilirim. Afganistan’da çekirdek ailede de sevgi-şefkat gibi kavramlar yoktur. Elbette annem ve babam beni seviyordu. Bunu biliyordum. Ama erkekler, çocuklara sevdiklerini göstermezler. Annem babam çalıştığı için gündüzleri bize bakan yengem aslında beni ve kardeşlerimi hiç sevmezdi. Bize yemek vermez, aç bırakırdı. Ama kendisi için yemek hazırlardı. Kendi çocuklarına yedirirdi, onlar yemek yerken bizi odadan çıkartırdı. Annem eve gelmeden önce salondaki ocağın ateşini yakardı. Benim hatırladığım yıllarda yani 1995 1996 yıllarında, dört - beş yaşındayken Afganistan’da elektrik  yoktu. Ateş yakılırdı evde. Yemek de o ateşte pişerdi. Ev ancak akşam ısınırdı. Tüm gün soğukta otururduk. Oysa yenge; bir kadın. Neden bu kadar kötüydü? İnanın bu sorunun yanıtını bilmiyorum. Ama kötüydü. Şiddet kanıksanmıştır Afganistan’da. Tokat, küfür vaka-i adiyedendir. Aileleriniz ne kadar korusa da bir şekilde ailenin bir üyesinden bile şiddet görürsünüz.  Çocuklarımı sevgi ve şefkatle sarıp sarmalıyorum. Hiçbir çocuk şiddet görmemeli, sevgisiz bırakılmamalı, aç bırakılmamalı. Çocukluğumdan kalan temel izlerden biridir sevgisizlik..

Biz Kabil’de yaşıyorduk. Annemler çok tedirgindi. 1995 yılı. Ben dört yaşındayım. Taliban ülkemizi ele geçirmiş. Evde tek konuşulan konu bu. Zaten camdan baktığınızda yakılan evleri görmek mümkündü. Taliban evleri yakıyor, kadınları vuruyordu. Hayvanlar sokak ortasında kesiliyordu. Babam Taliban’ın bizim eve de geleceğini biliyordu. Üstelik annem çalışan bir kadındı. Taliban Kabil’e geldikten sonra annem işi bırakmıştı. Babam ve annem bir gün eşyalarımızı topladı, Kabil’den uzakta bir akrabamızın evine gittik. Babam gittiğimiz yerin güvenli olduğunu söylüyordu. Biz akrabalarımızın evine gittiğimiz gün Taliban bizim evimize baskın yapmış. Sonra evi ateşe vermiş.  Bunu sonradan öğrendik. Korktuğumu ve sürekli kalbimin attığını hatırlıyorum. Anne ve babamın ölmesi en büyük korkumdu. Sürekli ağladığım anlar oluyordu. Geceleri anneme sarılıp uyuyordum. Güvenlikli diye sığındığımız akrabalarımızın evine Taliban roket attı. Ev çok kalabalıktı. Evdekilerin çocuğu öldü ve yaralandı. İki katlı bir evdi. Biz fazla yara almamıştık. Annemi ağlarken çok görmemiştim. Ama o gün annem de ağlıyordu. Babam sakin olmasını ve Afganistan’ı terk edeceğimizi söyledi.

Gece karanlığında yola çıktık. Küçük bir çantamız vardı. Başka hiç bir şeyimiz yoktu. Afganistan’dan İran’a doğru gidiyoruz. Çok zorlu bir yolculuktu. Yolda çok zor günler geçirdik. Bir çocuk olarak karnımın acıktığını anneme ve babama söylemiyordum. Çok açtım. Ama biliyorum ki anne ve babam da aç. Ama yemek yeme imkanımız yok.

Babam bir göçmen kaçakçısı ile anlaşmış. İran sınırını kaçakçı geçirecekmiş. Ama babamın bütün parasını alıp bizi yolda bıraktı. Hatırlıyorum, kendi imkanlarımızla İran sınırını geçtik. İran’da halamın evine gittik. Halamın yanında da çok kalamadık. Onun da evi kalabalıktı ve bizi evde çok istemedi. Babam bir kiralık oda buldu. Çok ama çok pis bir yerdi. Tuvalet bir odanın içindeydi. Banyo yoktu. Su akmıyordu. O odada yaşamaya başladık. Hiç eşyamız yoktu. Babam bir manavda iş buldu. Gündüzleri meyve, sebze satıyor, gece de gelen meyveleri depoya taşıyordu. Gece ikide üçte eve gelip, sabah altıda geri işe dönüyordu. Artık okul çağına gelmiştim. Fakat kaydımız olmadığı için okul beni almadı. Annem- babam bana evde eğitim verdi. İranlılar Afganlıları ülkelerinde hiç istemezler. Halen de böyledir. Uzun yıllar İran’da kaldım ve Afganlar, İranlılar için 'salak, cahil, köle'ydi. Yıllarca o odada yaşadık. Bulunduğumuz ortam da çok güvenli değildi. Evden dışarı çıkmıyordum. Yıllar geçtikçe 'Acaba bizim suçumuz ne ve neden böyle bir hayat yaşıyoruz?' sorularını sormaya başladım. İran’da yedi yıl kaldık ve ben artık 13 yaşıma gelmiştim. Ne ben ne kardeşlerim ne de annem ve babam İran’da kaldığımız süre boyunca hastaneye gittik. Sadece bir kez küçük kardeşimin üzerine evde kaynar su döküldü. İlaçlarla iyileşmedi. Durumu hiç iyi değildi. Babam ve annem kardeşimi hastaneye götürdü. Ben de babamla gittim. İranlı doktor babama ve anneme, 'Siz Afganlar çocuk yapmayı biliyorsunuz, bakmayı bilmiyorsunuz' diye bağırdı. Çok ağır gelmişti bu sözler bana. Babam ve annem tek kelime etmediler ama bir hekimin bu cümleyi kurmuş olmasına halen inanamıyorum.

Bir gün haberlerde gösterdi. Taliban yönetimden gitmişti. Yerine cumhuriyet gelmişti. Yıllardır bu ümitle yaşıyorduk. Bir hafta içinde toplandık ve Afganistan’a doğru yola çıktık.

O günü hiç unutmuyorum, babam bizi karşısına aldı ve 'Afganistan bizim vatanımız. Savaş artık bitti. Biz oraya gideceğiz ve orada çok güzel bir hayat bizi bekliyor. İran’da eğitim alamıyorsunuz. Ama kendi ülkemizde okuyabileceksiniz. Size söz veriyorum çok güzel bir hayat sizi bekliyor. Sizi hep koruyacağım' dedi.

Ve Afganistan’a doğru yola çıktık..."

(Haftaya devam edecek...)
Yorumlar (0)
16
parçalı bulutlu