23.05.2022, 17:15

Selçuk Tepeli: Bir öfke krizinin analizi

20 Mayıs 2022 Cuma günü FOX Ana Haber sunucusu Selçuk Tepeli’nin fırlattığı kalem ve su bardağı çok konuşuldu. 

Muhabir Nazlı Yerebasmaz’ın Trakyalı köylülerin topraklarına göz dikildiğine ilişkin haberi sonrasında milyonlarca izleyici ekranlarda hiç de alışık olmadıkları bir tepkiye şahit oldu. “Geç abi öbür habere geç, gözünü seveyim“ diye bağıran Selçuk Tepeli, bir anda elindeki kalemi fırlatmış ve su dolu bardağı elinin tersiyle savurmuştu.  
 
Bir anlık öfke krizi miydi yoksa derinlerde başka bir sorun mu vardı?

Kimileri üç maymunu oynuyor, Türkiye’nin gerçek sorunlarını görmezden geliyor. Çünkü öyle yapmak zorunda. O şekilde kodlanmışlar. O şekilde besleniyorlar. Bunu görebilen, yani Türkiye’yi yakan gerçeklerin farkında olanlarsa artık kelimelerin ve görüntülerin yetersiz kaldığı bir dönemi yaşıyor. 

Bugün Türkiye’de milyonlarca köylü, binlerce köy, yüz binlerce dönüm tarım alanı, milyonlarca dönüm ormanlar, meralar, yaylalar ağır bir saldırı altında. Türkiye adına madencilik denilen bir yağma-talan sistemiyle ve beton ekonomisiyle karşı karşıya. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bile artık, “Yapmayın; böyle ihale olmaz; haritalar üzerinden ruhsat dağıtamazsınız” diye isyan ediyor, ama dinleyen yok. 

Bunu yaşıyor bugün Türkiye. Milletin bağları, bahçeleri, ellerine ruhsat tutturulmuş birileri tarafından parsellenmiş. Önlerinde dozerler ve kepçelerle milletin kapısına, milletin bahçelerine, milletin ormanlarına dayanıyorlar. Yıkmak için, yok etmek için. 

Dünya yok oluşa doğru gidiyor. Dünya küresel iklim krizi ve salgınlarla kavruluyor… Bilim insanları bas bas bağırıyor: “Topraklarınızı, ormanlarınızı, dağlarınızı, sularınızı koruyun…” Birileri Türkiye’de nerede dağ var, orman var, nerede tarım arazisi var, nerede su kaynakları var parçalamak ve zehirlemek için gayret içinde. 

Peki neden? 

Ceplerini doldurmak için. 

Vatandaşın yararına olmayan, köylünün hayatını karartan, üretimi bitiren bir sistemi millete “çözüm” diye dayatıyorlar.  

Şeffaflığın olmadığı, hesap verilebilirliğin olmadığı, güçler ayrılığının olmadığı bir sistemde ne oluyorsa işte o yaşanıyor Türkiye’de. Amaç birilerini zengin etmek. Ama ne pahasına? Milyonlarca insanı aç bırakmak, milyonlarca insanı işsiz bırakmak, tarımsal alanları yok etmek, su kaynaklarını zehirlemek ve köyleri haritadan silmek pahasına. Milyonlarca insanı yerinden yurdundan etmek pahasına. İşte bugün bunu yaşıyor Türkiye. FOX HABER ekranlarından yansıyan o görüntüler aslında Türkiye’deki çiftçinin isyanıydı. 

DONDURMA EMRİ 

Bir sistemden zarar görenler ancak o sisteme karşı savaş açabilir. En başta da paraları ve yaşamları çalınan insanlar. Sadece onlar bu sisteme karşı savaş açabilir ve bu sisteme karşı mücadele edilebilir. 

Bir dönem Moskova’da milyar dolarlara hükmeden ABD’li iş insanı Bill Browder, DONDURMA EMRİ kitabında Rusya’daki çürümüş yolsuzluk sisteminin detaylarını ve nasıl işlediğini anlatıyor. Ve bu çürümüş düzene karşı mücadele ederken hayatlarını kaybeden kurbanların hikayelerini.
 
Sergei Magnitsky Moskova’da bir avukattı. Yolsuzluk iddialarını belgeleriyle birlikte ortaya koyunca,  Rusya İçişleri Bakanlığı tarafından evine baskın düzenlendi. Karısı Natasha ve yedi yaşındaki oğlu Nikita'nın önünde tutuklandı. Tutuklayansa bizzat Magnitsky’nin yolsuzluk yapmakla suçladığı bir albaydı.  

Sahte belgelere imza atması ve casusluk yaptığını itiraf etmesi için işkenceler gördü. Direndi. Tutuklanmasından 358 gün sonra, 16 Kasım 2009 gecesi, zincirlendiği bir hapishane yatağında sekiz gardiyan tarafından ölene kadar coplandı. Öldüğünde 37 yaşındaydı. 

Alexander Perepilichny 10 Kasım 2012’de biraz rahatsız hissediyordu. İngiliz elitleriyle bir arada yaşadığı Londra’nın güneybatısındaki özel sitedeki evinden çıkıp yürüyüş yapmaya karar verdi. Bir zamanlar Elton John, Kate Winslet, John Lennon ve Ringo Starr gibi isimlere ait olan evlerin arasında hafif tempoda yürürken birden yere yığıldı. Polis ve sağlık ekipleri geldiğinde artık çok geçti. Öldüğünde 44 yaşındaydı. 

Magnitsky ve Perepilichny Rusya’daki devlet içindeki çetelerin ortaya saçılmasında iki kilit isimdi. İkisi de öldü ya da öldürüldü.

Birleşik Krallık otoriteleri sanki adına “oligark” denen kişilerin ülkelerinden çaldıkları paraları İngiltere’ye ve İngiltere bağlantılı kara para aklama merkezlerine aktardığını bilmiyor mu? 

Biliyor. 

İngiltere’nin en lüks semtlerinde alınan malikanelerin hangi parayla alındığını bilmiyor mu? 

Biliyor. 

Peki neden yumurta kapıya dayanmadan sesini çıkarmıyor? 

Çünkü bu sistemden beslenen bir yapı var. İster Arap şeyhlikleri olsun, ister Afrika’daki diktatörler olsun, isterse Asya’daki diktatörler ya da onlarla birlikte hareket eden “oligarklar” olsun. İngiltere ve İngiltere gibi ülkeler için önemli olan bu sıcak paranın gelmesi.  

Peki Birleşik Krallık ya da İngiltere veya benzer devletler ne zaman sesini çıkarıyor? 

Soyulanlar, işkence görenler, öldürülenlerin yakınları ayağa kalktığı zaman. Bu bir Rus avukat ya da gazetecisi olabilir; bu bir Amerikalı iş insanı olabilir veya soyulan Rus vatandaşları olabilir. Cinayetler ve soygunlar belgeleriyle birlikte ortalığa saçıldığı zaman harekete geçiliyor. O zaman davalar açılıyor, o zaman mecbur kalıyor o paraları aklayan anlı şanlı uluslararası bankalar sakladıkları kirli ilişkileri ifşa etmeye.  

Peki durum Türkiye’de farklı mı? 

Bugün Türkiye’de milletin ormanları, dağları, meraları, yaylaları ve köyleri alenen yağmalanıyor. Ruhsat ihaleleriyle milletin köyleri birilerine peşkeş çekiliyor. Evet şu anda Türkiye’de yaşanan da bu. 

Peki yönetenler bunun farkında değil mi?

Farkında olanlar kesinlikle var. 

Peki savcılar bunun farkında değil mi? 

Farkında. 

Valiler farkında değil mi? 

Farkında. 

Peki neden karşı çıkmıyorlar? 

Korkuyorlar. 

Kim karşı çıkıyor? 

Köylüler, üreticiler, vatandaşlar… Onlar mücadele ediyor. Çünkü yaşam alanları doğrudan saldırı altında. Gazeteciler mücadele ediyor. Mesleğinin onuruyla hareket eden avukatlar, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları mücadele ediyor. Devletini, milletini düşünen helal süt emmiş gerçek hakimler, gerçek savcılar ve gerçek bürokratlar karşı çıkıyor.

Bugün neden Çanakkale-Lapseki’nin, Tokat-Erbaa’nın, Kütahya-Simav’ın, Erzincan-İliç’in, Ordu-Fatsa ve Ordu-Ulubey’in köylüleri bu mücadeleyi veriyor? Çünkü alenen geldiler, “Topraklarınızı bize devredin” dediler. “Elimizde ruhsat var, siz buraları terk edin” dediler. “Acele kamulaştırma yapacağız, devlet arkamızda” dediler. Yüz yıllardır yaşadığımız bu toprakların, birilerinden aldıkları kağıt parçalarıyla kendilerine ait olduğunu iddia ettiler ve hala da ediyorlar.

Konu Selçuk Tepeli’nin isyanının çok ötesindedir...

Yazar Hakkında

İbrahim Gündüz: 18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” ve "Altın Girdap" kitaplarını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babası.

Yorumlar (3)
Ahmet 1 ay önce
Kaleminize, yüreğinize sağlık. Gasp ediliyoruz. Talan ediliyoruz. Yok ediliyoruz.
Aynan Kestane 1 ay önce
Gözü dönmüş rant ve çıkar uğruna her karışı kanla alınmış topraklar bir avuç sanatçıya peşkeş çekiliyor.
Hüseyin şanlı 1 ay önce
Sn,selçuk tepeli,tamda içimizi okudu.tarım bitti.hayvancılık bitti.biz bittik.çiftçi hep bitti.insanların yıllarca ekip biçmiş olduğu bu topraklar demelerinden kalma topraklar.ciftçinin ödeyemediği ödemeyeceği bir fiyatla (2B)yasasından çiftçiye vermek.dogrumu.ekin kardeşim ekin diyen Binali Yıldırım nerde.topraģı verin yardım edin çiftçi eksin bitsin.ülke kazansın.ama sizde para dan başka bir şey yok
19
açık