21.06.2022, 10:04

‘Quid deinde’ sırada ne var...

Günler kendini tekrarlıyor, biz cümlelerimizde aynı kederleri...

Zamlar, işsizlik, yoksulluk, haksızlık, hukuksuzluk. Kadınlar öldürülmeye devam ediyor, üstelik artık çocuklarıyla...

Yirmi yıl önce doğan kabus çöktükçe çöküyor, arkadan gelen tepiyor, önden gelen kapıyor, parçalanıyor hayatlar...

Bir düzen ki kurulmuş içinde; kurda kuşa, börtü böceğe acımıyor. İnsanlar bıkkın, umutsuzluk salkım salkım, bulut mavi gökler unutulmuş, gözleri hep yere bakıyor...

Yeni açmış bir dağ çiçeği gibi, üstüne sabah güneşi daha yeni vurmuş gençler; umuttan kopup, umutsuzluğa meyl ediyor...

Acıyor herkes; çocuklara, geleceklerine acıyor, yüzyıllık kazançların çarçur edilmesine acıyor, körler ülkesinde herkes kendine acıyor...

Bir koyup üç alacağız diye gelip, kaşıkla verip kepçeyle alanların, beyin yontan kararlarıyla, umutla umutsuzluk sentezinde kaygılı bir ezgide yaşıyoruz...

İçimizdeki geçitlerde buruk ve kederliyiz. Gitgide gün bozuldu, bozuldu insan, bir huzur yeli değmiyor, keder basıyor yüreklere. Büyüdü git gide karanlık, benzedi ülke zifir bir geceye...

Tabi hiç konuşmuyor değiliz. Konuşuyor ama konuştuğumuzla kala kalıyoruz...

Hukuksuzluktan, hepimiz her şeyden şikâyetçiyiz ama iş refleks vermeye gelince; bir korku, bir gözü körlük, bir dili lal’lik, iki adım ötemizi göremez hal ile doluyor ama’larla sözlerimiz...

Durmuyor tabi yasaklar da besleniyor sessizlikten, gün begün artıyor...

Öyle ki; hayatımızın içine gri geçitler açmışlar ve bizler de koşuşturuyoruz. Nereye ve neden koşuyoruz? Bilmiyoruz...

Bize günler telaş, gündüzler bile kara, bazılarına sırça köşk, pür neşe akşamlarda. Ama onlara dokunmak yasak. Yo yooo dokunmamak da yetmiyor, bize her şey yasak...

Yasak bize; çok seslilik, renklilik, düşünmek yasak...

Zeytin ağacı dibinde, sevgiliyle el ele, umuda meyl veren gökyüzünü seyretmek yasak. Yasak, seni özgürlüğe yürüten denizler yasak. Boğuntunun, sıkıntının içinde tam hayata sarılacaksın hop; imge yasak, gece yasak, düş yasak...

Tutunduğumuz her yerden bir bir kanıyoruz. Tam ağzını açacaksın bir bakıyorsun konuşmak yasak...

Bizdeyse devam ediyor istikrarlı sessizlik...

Sana ağlamak yasak, sana çıldırmak, sana yarın yasak...

Sıra da ne var? Bekliyoruz...

Son olarak Komisyondan geçen

Sosyal Medya yasa tasarısı gösterdi ki, yasaklar daha da artacak, olacaksa eğer bir seçim, sert girilecek...

Bu tasarı ciddi bir yasak ağı. Ağzını açanın, söz söyleyenin ipi çekilecek...

Eğer; kırılma noktalarımızı birleştirmez, direnci yaratmazsak meyl edecekler, her şeye koyacaklar yasak...

Sırada ne var diye bekleyecek miyiz? Yoksa sırayı artık biz mi belirleyeceğiz?

Karar vermeliyiz...

Her tepeden bir gün doğar, durun hele. Umutsuzluğa düşmeyin...

Belirleyebiliriz...

Şimdi sıra muhaliflerde, birlikte umudu örgütleyeceğiz...

Sonra biz söyleyeceğiz “Quid deinde” sırada ne var...

İnatlı dirençle karanlığı aydınlıkla değiştireceğiz...

Muhalif pasifliğimizden kurtulursak, sessizliğin sarmalından, inanıyorum yapabiliriz...

Ne dersiniz?

Yazar hakkında:

Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiiri kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.

Yorumlar (1)
Cavid Gök 1 hafta önce
Sayın yazarım kaleminize sağlık Belkide bu Özgür yazılarınızı son kez okuyoruz.umarımki Sansür yasası meclisten geçmez.saygılarımla.
20
parçalı az bulutlu