Sınıfsal taleplerin kimlik taleplerinin önüne geçtiği bir dönemde ‘başörtüsü’ nerede?

Evrensel Gazetesi'nden İhsan Çaralan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, “Başörtüsü takma özgürlüğünü yasal güvenceye kavuşturalım” çıkışını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Anayasal güvence" yanıtını değerlendirdi:

Politika 08.10.2022, 13:32 09.10.2022, 19:59
Sınıfsal taleplerin kimlik taleplerinin önüne geçtiği bir dönemde ‘başörtüsü’ nerede?

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “Başörtüsü takma özgürlüğünü yasal güvenceye kavuşturalım” açıklamasının ardından salı günü CHP’nin Meclise sunduğu yasa teklifine Erdoğan’ın yanıtı; “Başörtüsü diye bir sorun yok. Ama madem istiyorsunuz Yasal güvence yetmez. Anayasal güvenceye alalım. Bunu için Anayasa değişikliği öneriyoruz. Hatta bunu yaparken ‘Aile yapımızı güçlendirecek düzenlemeler’ de yapalım” diyerek el yükseltme biçiminde oldu!

Elbette burada ilk akla gelen CHP’nin epey bir zamandan beri pratikte bir sorun olmaktan çıkmış olan “başörtüsü sorununu” neden gündeme getirdiğini ikna edecek bir nedeninin olmamasıdır. Ki, CHP cenahından bu konuda yanıtı “Erdoğan ve AKP’nin seçim kampanyasında biz seçimi kaybedersek CHP başörtüsü yasağını geri getirecek” iddiasıdır. Bu iddianın “Kılıçdaroğlu ne yaparsa vardır bir hikmeti” diyenler ve Arınç, Gül, Davutoğlu dışında CHP’li vekilleri bile ikna etmediği son tartışmalar içinde görüldü. Dahası AKP bunun kendisi için bir fırsata dönüştürmeyi amaçlayarak karşı hamlelere girişti. Bu fırsatların ilki de halkın sorunlarını tartışmak yerine AKP ve CHP arasında bir başörtüsü tartışmasına dönüştürerek ülke ve halkın gerçek sorunlarının tartışılmasını istemeyen AKP ve Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürme olarak ortaya çıktı. Sonrasını ise önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Konu “başörtüsü” ve “Ailenin güçlendirilmesi” gibi AKP’nin çok ekmek yediği ve yemeye devam etmek istediği konular olup Erdoğan ve partisinin normal koşullarda kazanma ihtimali olmayan bu yüzdende de daha geniş toplumsal kesimleri ilgilendiren taleplerin tartışılması yerine “Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi” ve “İstanbul Sözleşmesi’den çıkılarak” girilen yolda yürünmeye devam edilmektedir. En son “Ailenin güçlendirilmesi” merkezli olacağı anlaşılan anayasa değişikliği de bu yolun devamıdır. Ki, tarikat ve cemaatlerin talepleri öne çıkarılarak atılan bu adımlar AKP’nin seçmen kitlesinin çekirdeğindeki erimenin önlenip motive edilmesi ve bütün enerjisini karşısındaki safları bölmeye teksif etmesi asıl seçim stratejisinin gereğidir.

Bu yüzden Kılıçdaroğlu’nun “Erdoğan’ın elinden başörtüsü kozunu alma hamlesi” olarak gösterilen “Başörtüsüne yasal güvence getirme” adımı AKP ve Erdoğan tarafından kendileri için yeni bir fırsata dönüştürülmek istenmektedir. Sonuçlarını da yakında göreceğiz.

BAŞÖRTÜSÜ VE ÖTEKİ İNANÇLARLA İLGİLİ SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ GERÇEK BİR LAİSİZMDİR!

Erdoğan’ın anayasa teklifinin gündemi provoke ederek günü kurtarma amaçlı bir manevra değil seçim sürecini belirleme ve yaratılacak dalgalanmalarla muhalefeti alabora ederek etkisizleştirip sindirmeyi amaçlayan stratejik bir hamle olduğu iddiaları varsa bu girişimin böyle bir aşamaya varması son derece güçtür.

Çünkü “Bir gece ansızın gelebiliriz” popülizmi etrafında yürütülen sınır ötesi askeri operasyonlar ve “terörle mücadele” adı altındaki operasyonların, son Mersin saldırısı etrafındaki tartışmalarda da açıkça görüldüğü gibi artık eski primini yapmıyor olması seçim rüşvetiyle süslenmiş tarikat ve cemaatlerin taleplerinden ibaret bir anayasa değişikliği ile işçi sınıfının ve halkın acil sorularının üstünü örtmesinin başarılması hiç kolay olmayacaktır.

Şu çok açık ki, yüz yıllarca farklı inançtan insanların birbirini boğazladığı iç ve dışı savaşlardan sonra giyim, kuşam ve inançla ilgili sorunlara insanlığın bulduğu çözüm laisizmdir.

Türkiye de cumhuriyetin ilk yıllarından beri Anayasa’ya göre laik bir ülkedir. Ancak ülkemizde gerçek bir laisizm yerine Sünni İslam’ın devletin dini olarak ilan edilmesiyle laikliğin kendisi bir soruna dönüşmüştür. Bu yüzden de “laisizm” derken başına “gerçek” sıfatını eklemek zorunda kalıyoruz.

Son yıllarda Alevi örgütleri inanç özgürlüğü taleplerini gerçek laisizm talebi olarak ifade etmekte; bunun için de “Diyanetin ve imam hatiplerin kapatılmasını”, “Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını”, “Cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını” istemektedirler.  Erdoğan’ın Alevilere yönelik “seçim rüşveti paketi” karşısına da Alevi örgütleri gerçek laisizm talepleriyle karşı çıkmaktadırlar. En son önceki gün Alevi örgütleri bir kez daha bu taleplerini ilan ederek yanıt vermişlerdir!

CHP gerçek laiklik çizgisine yanaşmamaktadır. Tersine var olan çarpık laisizm anlayışını yüceltip sağından solundan payandalar koyarak sürdürmeye çalışmaktadır. Kendisi için asıl sorun da budur.

SINIFSAL TALEPLERİN KİMLİK TALEPLERİNİN ÖNÜNE GEÇTİĞİ BİR DÖNEM

Başörtüsü konusunda hem AKP hem de CHP, konuyu seçim kaygısı ötesinde ele aldıklarını iddia etseler de seçim sürecinde gündeme getirdiklerine göre, her iki parti de bu girişimleriyle geniş bir seçmen kesimini kendilerinin tarafına çekeceğini ummaktadırlar.

Ancak başörtüsü sorunu pratikte bir sorun olmaktan çıkmıştır. Bu yüzden de dün oluğu gibi bir seçimde kitlesellik ötesinde bir motivasyon aracı olma özelliğini de kaybetmiştir.

Sadece başörtüsü de değil, “dini-mezhepsel”, “etnik ve kültürel” kimlikler üstünden politikayı esas alma gibi “beka”, “milli güvenlik”, “terörle mücadele”… gibi kavramlar üstünden halk yığınlarının yedeklenmesi de eski itibarını hızla kaybetmektedir.

Son yıllarda AKP ve MHP’nin kamuoyundaki desteğini yitirme hızlarına bakıldığında milliyetçilik ve dincilik gibi soyut ve her yana çekilebilir kavramlar üstünden yapılan politikaların da itibar kaybına uğradığı görülmektedir. Tersine her gün yoksulluk, işsizlik, özgür bir sosyal yaşam, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, “gelecek güvencesi” gibi kamusal hizmetlerle ilgili taleplerin, kısaca sınıfsal nitelikli taleplerin öne çıktığı çıplak gözle görülür hale geldi.

HALKIN BİLİNCİ SERMAYE MUHALEFETİNİN PARTİLERİNİ AŞMIŞTIR

2015 7 Haziran seçiminden beri yapılan kamuoyu araştırmalarına göre AKP ve MHP yığınlar içinde istikrarlı bir biçimde destek kaybına uğradı. Bu destek kaybı kendisini;

  • Yeni oy kullanacak en genç 7.5 milyon içinde AKP’nin 3. parti olduğu, MHP’nin esamesinin okunmadığı,
  • Eğitim düzeyi yükseldikçe AKP ve MHP’nin desteğinin düştüğü,
  • Eğitimli kadınlar ve meslek sahibi kadınlar içinde AKP’nin hızlı bir destek kaybına uğradığı,
  • İşçi ve emekçi sınıflar içinde AKP’nin hızlı bir biçimde destek yitimi yaşadığı,
  • Büyük şehirlerde AKP’nin önemli bir destek kabına uğradığı, yerel seçimlerde sandıkta da açıkça ortaya çıkmasıyla görüldüğü,
  • Kürt kimliği ve Alevilikle ilgili seçim rüşveti türünden vaatleri halk yığınlarının umursamadığı biçiminde göstermektedir.

Sermaye partilerinin kimlik üstünden yürüttüğü politikalar ülkemizin dinamik güçleri içinde büyük bir itibar kaybına uğrarken sınıfsal talepler etrafında birleşme ve mücadelenin hayli güçlendiği görülmektedir. Bu yüzden başörtüsü talebi de başörtüsü sorunu olmaktan çıkıp yaşam tarzına müdahaleye karşı mücadelenin bir dayanağı olarak ele alındığı ölçüde anlamlanacaktır. Çünkü bugün iktidarın sosyal yaşama müdahale üstünden girdiği hat festivalleri, konserleri yasaklamaktan, kadınların okula gitmesine, sokağa çıkmasına, kafelerde oturmasından fabrikada çalışmasına ve başı açık ya da örtülü, kadınların hayat tarzlarına müdahaleye kadar geldiği bir gerçektir. Ki başörtüsü sorununun toplumsal bir güvenceye kavuşmasının doğru yolu da yasalar çıkarmaktan, anayasa değiştirmekten değil buradan geçmektedir.

Bu yüzden de laik ve demokratik Türkiye mücadelesi bu açıdan önümüzdeki dönemde daha çok öne çıkacaktır.

Yorumlar (0)