Sancar: Sığınmacıları nefret objesi haline getirenler, savaş politikalarını alkışlayanlardır

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bugün sığınmacıları nefret objesi haline getirenler savaş politikalarını her gün alkışlayanlardır. Temel ilkemiz; insan onuruna saygıdır. Çözüm için temel önerimiz de savaş karşıtlığıdır” dedi.

Politika 19.04.2022, 15:11
Sancar: Sığınmacıları nefret objesi haline getirenler, savaş politikalarını alkışlayanlardır

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bugün sığınmacıları nefret objesi haline getirenler savaş politikalarını her gün alkışlayanlardır. Temel ilkemiz; insan onuruna saygıdır. Çözüm için temel önerimiz de savaş karşıtlığıdır” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, TBMM’de, partisinin grup toplantısında konuştu. Sancar, özetle şunları söyledi:

“SURUÇ'U UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ: Bu ülke tarihinin en vahşi katliamlarından biri olan Suruç için adalet arayışı 20 Nisan'da tam 81 ayını dolduracak. Tam 81 aydır yoldaşlarımızın aileleri, arkadaşları, yoldaşları tüm baskılara rağmen adalet arayışlarını sürdürüyorlar… Biz, yoldaşlarımızın düşlerini de ve bu adalet mücadelesini de sonuna kadar omuzlamaya kararlıyız. Düş yolcularımızın hayallerini ve anılarını yaşatacağız. Suruç'u unutmayacağız, unutturmayacağız.

BU REJİM, ÜLKEYİ BİR CEZAEVİ TOPLUMUNA DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN HER YOLU DENİYOR: Cezaevleri bir ülke yönetiminin aynasıdır. Türkiye'de duvarlar sürekli yükseliyor ve çoğalıyor. Bu duvarların bize gösterdiği tablo şu, hepten zindan rejimine dönmüş bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu rejim, ülkeyi bir cezaevi toplumuna dönüştürmek için her türlü yolu deniyor. Korkunç gelişmeler devam ediyor. Türkiye’de şu anda 383 ceza ve infaz kurumu bulunmaktadır. 37 cezaevinin daha yapımına başlandı. Bu iktidarın bütün icraatlarını en iyi gösterecek örnek tam da burasıdır. Bu ülkeyi bütünüyle cezaevine dönüştürmeye çalışıyorlar. Ölümle sonuçlanan işkence ve hak ihlalleri, hukuksuzluklar, infaz yakmalar, hasta mahpusları ölüme terk etme politikası ve tecrit; cezaevlerinden başlayarak tüm toplumu kuşatma altına alma siyaseti şeklinde karşımıza çıkıyor. Bunlar uluslararası raporlarda da açıkça belirtiliyor. Adı cezaevidir ama esasında bu mekanlar sistematik işkence, keyfi cezalandırma ve sınırsız kötü muamele yerleri olmuşlardır.

SİLİVRİ 5 NO'LU CEZAEVİ MÜDÜRÜ DERHAL GÖREVDEN ALINMALI: Geçen hafta Silivri Cezaevi'nde işkence sonucu yaşamını yitiren Ferhan Yılmaz için idare önce ‘kalp krizi’ dedi. Sonra ölüm belgesine baktık. Orada ‘bulaşıcı hastalık’ diye yazılmış. Ama ortaya çıkan görüntüler, Ferhan Yılmaz'ın işkence sonucu katledildiğini göstermektedir. İdare, işkenceyi ısrarla saklamaktadır. Buradan çok açık söylüyoruz ve sesleniyoruz. Silivri 5 No'lu Cezaevi Müdürü, derhal görevden alınmalı ve işkenceye karışan tüm görevliler hakkında ivedilikle soruşturma başlatılmalıdır. Biz bunun takipçisi olmaya devam edeceğiz. Örnekleri sıralamaya kalksam, grup konuşmasının tamamını bu konuya ayırmam gerekecek. Bu model ülkenin tamamına reva görülen bir sistemin de özünü oluşturmaktadır. Eğer gerçekten demokrasi, hukuk, adalet istiyorsak; önce buradan başlamak gerekiyor. Yüksek sesle itirazımı dile getirmemiz gerekiyor. Onlar zulme devam etsin, direnenler yolunda devam ediyor. Bu iktidarın, bu politikaları ülkenin kaderi haline getirmesine izin vermeyeceğiz. Sesimizi yükseltelim. Bu zulmü birlikte durduralım. Bu düzeni birlikte değiştirelim.

KARARLILIKLA MÜCADELEMİZİ DEVAM ETTİRİRSEK İKTİDARI GÖNDERECEĞİZ: Bu iktidar çürümüştür ve çöküş içindedir. Korkusu da buradan gelmektedir. Saldırganlığı da bu korkunun ürünüdür. Korkuyorlar. Direnenlerden korkuyorlar. Topluma, gelecek umudu veren mücadele güçlerinden korkuyorlar. Bizlerden korkuyorlar. Büyümekte olan demokratik mücadelenin sonuç alacağını görüyorlar, o nedenle korkuyorlar. Ama korkunun ecele faydası olmayacaktır. Biz kararlılıkla mücadelemizi bu çizgide, bu çerçevede devam ettirirsek; inanın bu iktidarı da göndereceğiz. Bu düzeni de mutlaka değiştireceğiz.

HEP BİRLİKTE MÜCADELE ETMEK BİZİM BOYNUMUZUN BORCUDUR: Korku bacayı sardığı için her gün yeni operasyonlar yapıyorlar. Cizre il binamıza yönelik o talan operasyonunun fotoğraflarını kamuoyuyla paylaştık. Onunla da sınırlı kalmıyorlar. Başka yerlerde de tutuklamalar, gözaltılar, engellemeler, şiddet almış başını gidiyor. Sadece bize yönelik olmakla da sınırlı kalmıyor. Biliyorsunuz, başka partilerin de binalarına saldırılar oluyor arada. Mesela DEVA Partisinin Pütürge ilçe binasına da aynı şekilde bir saldırı gerçekleşti. Biz boşuna ‘bunlar sadece bizim meselemiz değildir’ demiyoruz. Bu politikalar bu ülkeyi faşizmin kurumsallaştığı bir yolda hızla ilerletme amacına yöneliktir. Ve eğer gerçekten bunu durdurmak istiyorsak hep birlikte mücadele etmek bizim boynumuzun borcudur. Bütün bu örnekler Kürt sorununda çözümsüzlük ve şiddet anlayışıyla sonuç alamayanların savaş, inkâr, imha ittifakının kaybetme korkusunun sonuçlarıdır.

BUNUN ADI SINIR ÖTESİ OPERASYON DEĞİL BUNUN ADI APAÇIK SAVAŞ POLİTİKALARIDIR: Bakın ‘bu iktidar daimî savaş politikalarıyla ayakta duruyor. Varlığını savaş politikalarına bağlamış’ deyip duruyoruz. Bunun da her gün yeni örnekleri çıkıyor karşımıza. İşte şimdi yine bir sınır ötesi operasyon başlatıldı. Bunun adı sınır ötesi operasyon değil bunun adı apaçık savaş politikalarıdır. Bölgeyi savaş düzeni içinde tutma arayışıdır.

SİYASETİ, SAVAŞ POLİTİKALARI ÜZERİNDEN DİZAYN ETMEYE ÇALIŞIYORLAR: Buradan çok yönlü hesapları var elbette, bu iktidarın. Bu hesapların içinde hiç şüpheniz olmasın ülkedeki siyaseti yeniden dizayn etme hedefi de yer alıyor. Bu ülkede siyaseti, savaş politikaları üzerinden dizayn etmeye çalışıyorlar. Diğer muhalefet partilerini; bu politikalar üzerinden hizaya getirmeyi amaçlıyorlar. Böylece bizim dışımızda demokrasi ve barış isteyen güçlerin dışındaki herkesi sessizce bu cephede yer almaya çekiyorlar. Belki de mecbur ediyorlar. Ama hiç kimse mecbur değil bu politikalara. Özellikle diğer muhalefet partilerinin tarihten, geçmişten ciddi dersler çıkarmalarını bekliyoruz. Bu politikaların hangi amaçlara hizmet ettiğini ve ne gibi sonuçlar ürettiğini iyi görmeleri gerekiyor.

BU OYUNA GELMEYİN: Her sınır ötesi operasyondan sonra iktidarın arkasına dizilme alışkanlığının bu ülkede bu düzeni kalıcı hale getirmekten başka bir sonuç yaratmayacağını bir kez daha hatırlatıyoruz. Bu oyuna gelmeyin. Savaş politikalarıyla çözümsüzlükle gidilecek yol sefalettir, yoksullaşmadır ve faşizmin daha da kurumsallaşmasıdır.

BİRLİKTE DURMAYI BAŞARAMAZSAK BEDELLER AĞIR OLACAK: Bu iktidar ülkenin bekasını gerekçe gösteriyor. Böyle propaganda yapıyor. Asıl olan kendi bekasıdır. Kendi bekası için her yol başvurabilecek bir iktidar ile karşı karşıyayız. Şimdi yeniden sınır ötesi operasyonlar adı altında savaş politikalarını yükseltmeye yönelmiştir. Ve buradan varmak istediği yerde emin olun kendi varlığını sürdürecek şartları yaratmaktır. İşte o nedenle diyoruz ki bu operasyonlara, operasyon adı altında yürütülen savaş politikalarına karşı hep birlikte durmak zorundayız. Eğer bunu başaramazsak biz mücadelemize birlikte bütün diğer toplumsal muhalefet güçleriyle diğer siyasal muhalefet güçleriyle birlikte durmayı başaramazsak bedeller ağır olacak.

DEMOKRATİK ÇÖZÜM İÇİN BÜTÜN GÜCÜMÜZLE YOLUMUZDA YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ: Biz mücadelemizi sürdüreceğiz. Demokratik çözüm için bütün gücümüzle yolumuzda yürümeye devam edeceğiz. Bundan asla taviz vermedik, vermeyeceğiz. Savaş politikalarına karşı çözümün tek yolunun diyalog, müzakere ve demokratik siyaset olduğunu söylemeye ve savunmaya devam edeceğiz. Topluma asıl kurtuluş yolunun buradan geçtiğini anlatmaya devam edeceğiz. Ama bu gerçeği göz ardı edenlerin bu iktidarın yaratacağı yıkım politikalarının sorumluluğuna ortak olacağını da açıklıkla söylemek zorundayız. O nedenle herkes şapkasını mı, kepini mi ne varsa önüne koysun bir kez daha düşünsün. Savaş politikalarıyla gidilecek yer, bu ülkede çöküşten başka bir şey değildir. Daha fazla acı, canlarımızın ve ekmeklerimizin daha fazla gaspından başka bir yer değildir. O nedenle en güçlü savaş karşıtı birlikteliği oluşturmak en acil görevimizdir.

FATURANIN BU ÜLKENİN İNSANLARINA ÇIKTIĞINI DA HER GÜN DAHA AÇIK GÖRMEK VE GÖSTERMEK ZORUNDAYIZ: Hep birlikte bu çizgiyi bu birlikteliği büyütmek zorundayız. Bunun dışındaki bütün yolların çöküşe, çözümsüzlüğe çıktığını anlatmak zorundayız. Ve faturanın bu ülkenin insanlarına çıktığını da her gün daha açık görmek ve göstermek zorundayız.

SAVAŞ POLİTİKALARI DEVAM ETTİKÇE YOKSULLAŞMA DA ARTACAKTIR: ‘Ekonomik kriz’ dedikleri şeyin halkın yoksullaşması, açlığa mahkum edilmesi olduğunu hepimizin çok iyi görmesi gerekiyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, hatta birinci nedeni Kürt sorununda çözümsüzlük ve bu savaş politikalarıdır. Savaş politikaları devam ettikçe yoksullaşma da artacaktır. Savaşa ayrılan her kaynak bir avuç çevreyi daha da zengin etmekte bu iktidarın kendini sürdürme heveslerini güçlendirmekte ama bu ülkeyi ve bu toplumu acılara, yokluklara sürüklemektedir. O nedenle ’savaş politikalarına dur’ demeliyiz. ‘Dur’ da diyeceğiz. Bu politikaları da durduracağız.

ÇÖZÜM DİYALOGDUR, MÜZAKEREDİR, DEMOKRATİK SİYASETTİR: Çözümün adresi, yolu, yöntemi bellidir. Neyin çözüm olmadığı ise çok açık ortadır. Çözüm olmayan şey, 40 yıldır tekrar eden bu politikalardır. Çözüm ise diyalogdur, müzakeredir, demokratik siyasettir. Biz bunun için varız ve bunun için mücadeleyi büyütmeye de devam edeceğiz.

EĞER İNSANLAR ÜLKELERİNDEN KAÇIYORSA YA CANLARI TEHLİKEDEDİR YA ÇOCUKLARININ GELECEĞİ AĞIR TEHDİT ALTINDADIR YA DA YAŞAMA ŞARTLARI ORTADAN KALDIRILMIŞTIR: Savaş politikalarının pek çok alanda yıkıcı sonuçları var. Şimdi bir tanesi de gündemin başına oturtulmuş görünüyor. Sığınmacılar meselesi. Bu ülkeye Suriye iç savaşı başladığından bu yana çok sayıda insan sığındı. Bunlara çeşitli isimler veriliyor; göçmen, mülteci, sığınmacı bunları geçelim. Ama bugün bu insanların yaşadığı şartları da göz ardı eden; ama daha önemlisi ülkelerini neden terk etmek zorunda kaldıkları meselesinin üstünü örten anlayış, nefret politikalarına ve pogrom çağrılarına yönelmiştir. Oysa bir insanın veya insanların topraklarını, yaşadıkları yerleri, büyüdükleri mekanları, hatıralarının ve köklerinin olduğu yerleri terk etmeleri için çok önemli sebeplerin olması gerekiyor. Bu sebeplerin başında da savaşlar geliyor. İşte Ukrayna savaşı. Başladığından bu yana daha ikinci ayını doldurmadan 5 milyondan fazla insan topraklarını terk etmek zorunda kaldı… Yani eğer insanlar ülkelerinden kaçıyorsa ya canları tehlikededir ya çocuklarının geleceği ağır tehdit altındadır ya da yaşama şartları ortadan kaldırılmıştır. Bu gerçeği görmeden sığınmacılar, göçmenler meselesini doğru bir şekilde tartışmanın imkânı yoktur.

TEMEL İLKEMİZ İNSAN ONURUNA SAYGIDIR: Bugün sığınmacıları nefret objesi haline getirenler savaş politikalarını her gün alkışlayanlardır. Suriye’de Kürtler hak kazanmasın bir hak elde etmesin diye iç savaşı harlayan, körükleyen güçler, bugün de o savaşın sonucu olarak bu topraklara gelenlere nefret kusuyorlar. Onlara saldırılar düzenliyorlar. Şimdi de pogrom planları devreye sokuyorlar. Eğer gerçekten bu sorunun çözümünü istiyorsak, tabi ki öncelikli ilkemiz insan onuruna saygıdır. Kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin, hangi şartlar altında burada yaşamını sürdürüyor olursa olsun, temel ilkemiz; insan onuruna saygıdır.

ÇÖZÜM İÇİN TEMEL ÖNERİMİZ DE SAVAŞ KARŞITLIĞIDIR: Çözüm için temel önerimiz de savaş karşıtlığıdır. Savaş politikalarına karşı çıkacaksınız. IŞİD’e, çetelere, ÖSO çetelerine sınırları açan akın akın oraya gitmelerini sağlayan Kürtler kazanım sağlamasın’ diye işgale başvuran, Afrin’i, Serekaniye’yi işgal eden iktidar politikaları bugün bu ülkede bu kadar sayıda insanın sığınmacı olarak bulunmasının başlıca sebebidir. Eğer gerçekten bu soruna çözüm arıyorsanız, bölgesel barış politikası izlemek dışında hiçbir yol ve seçenek yoktur. Diğerleri vicdansızlıktır, ahlaksızlıktır.

ENFLASYONUN NEDENİ KÜRESEL GELİŞMELER DEĞİL, SİZSİNİZ EY İKTİDAR SAHİPLERİ: Türkiye’deki ekonomik çöküş ve bu yüksek enflasyon bu ülkedeki iktidar politikalarının sonucudur. Küresel gelişmelerin buradaki payı devede kulak bile değildir. İşte rakamlar…Çin’de enflasyon yüzde 1,5. Güney Kore’de yüzde 4,1. Japonya’da yüzde 0,9. İsviçre’de yüzde 2,4. Fransa’da yüzde 4,5. Endonezya’da yüzde 2,6. Avusturalya’da yüzde 3,5. Singapur’da yüzde 4,3. Kanada’da yüzde 5.7. hepsini toplayın…Türkiye’deki enflasyon rakamına ulaşamıyorsunuz. Demek ki enflasyonun nedeni küresel gelişmeler değil, sizsiniz ey iktidar sahipleri. AKP Genel Başkanı, küçük ortak sebepleri başka yerde göstermeye kalmayın. Kimsenin bunu yutacak hali kalmadı."

Yorumlar (0)
11
açık