Erkan Baş: Madem kriz var, patronlar biraz az kazansın, saraydakiler biraz az yesin

Türkiye İşi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, “Türkiye, tarihinin en yüksek alım gücü krizinden geçiyor. Bu ülkenin yüzde 99’u, planlı politikalarla her gün yoksullaştırılıyor. Hiç vakit kaybetmeden hemen bugün asgari ücret, enflasyon artı büyüme oranı düzeyinde artırılmalı, bu oran her üç ayda bir düzenli olarak artırılmalıdır. İktidar, memleketi krize sokuyor, sonra faturasını yoksulun, emekçinin omuzlarına yıkıp hayatı iyice yaşanmaz hale getiriyor. Madem kriz var, patronlar biraz az kazansın, saraydakiler biraz az yesin” dedi.

Politika 14.06.2022, 19:33
Erkan Baş: Madem kriz var, patronlar biraz az kazansın, saraydakiler biraz az yesin

Türkiye İşi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, “Türkiye, tarihinin en yüksek alım gücü krizinden geçiyor. Bu ülkenin yüzde 99’u, planlı politikalarla her gün yoksullaştırılıyor. Hiç vakit kaybetmeden hemen bugün asgari ücret, enflasyon artı büyüme oranı düzeyinde artırılmalı, bu oran her üç ayda bir düzenli olarak artırılmalıdır. İktidar, memleketi krize sokuyor, sonra faturasını yoksulun, emekçinin omuzlarına yıkıp hayatı iyice yaşanmaz hale getiriyor. Madem kriz var, patronlar biraz az kazansın, saraydakiler biraz az yesin” dedi.

Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Baş, şunları söyledi:

“KADINLAR, ‘GELECEĞİMİZ, HAYATIMIZ SİZİN İKİ DUDAĞINIZIN ARASINA SIĞMAZ’ DİYOR”

“Bu hafta, bir tek adamın bir gece yarısı hezeyanı ile çıktığını sandığı İstanbul Sözleşmesi için direnen tüm kadınları selamlayarak başlamak istiyorum. O Orta Çağ zihniyetleri ile kadına rol biçen ve tuttukları köşe başlarında rol kesen erkeklere, kadın yoldaşlarımız tarih dersi vermeye devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin iptali yönünde görülecek duruşma için bugün Danıştay’da TİP’li kadınların da duruşması var. O kadınlar, ‘Geleceğimiz, hayatımız sizin iki dudağınızın arasına sığmaz’ diyor, hayatları pahasına hayatları için direniyorlar. Duruşma sırasında parti sözcümüz Sera Kadıgil, ‘Karun kadar zenginleşen Erdoğan, hala siyasal İslamcı olduğunu bir grup yobaza ispatlamak için bu sözleşmeden çıkmak istiyor’ dedi. Bize göre mesele budur. İktidarın kadın düşmanı karakterini tamamlayan bu gerici yaklaşıma izin vermeyeceğiz ve Türkiye mutlaka laik bir ülke olacak.

“KYK’LARDA BU ÖĞRENCİLER NEDEN İNTİHAR EDİYOR”

Laiklik, ekmek ve su kadar önemli bir ihtiyaç. Çünkü kendisini her şey sanan saraydaki zat ve onun şürekası, dindar ve kindar nesil yetiştirme aşkına gençlerimizin yaşamına kastediyor. Akdeniz Üniversitesi’ne bağlı yurtlarda 40 günde üç intihar vakasının, bir de aynı üniversiteden öğrencinin evinde intihar etmesi, şimdilerde susturmaya çalıştıkları sosyal medya üzerinden Türkiye’nin gündemine girdi. Aynı yurtta, kamuoyundan saklanan, resmi verilere geçmemiş 10 intihar vakasının daha yaşandığı iddiaları bulunmaktadır. İddialar çok vahim. İlk intiharın üzerinden 40 gün geçmesine rağmen, olaylar ifşa edilemeden herhangi bir devlet kurumundan açıklama yapılmadı. Neden gizliyorsunuz, neyi gizliyorsunuz? Güvenlik kameralarının çalışmadığı, yaşanan bir hırsızlık olayının ardından öğrencilerin talep etmesine rağmen takılmadığı, hatta Ankara’dan gelen bir yetkiliden kamera isteyen öğrencilere ‘Bakanlığın kamera taktıracak parası yok’ dendiği iddia ediliyor. Gençlik ve Spor Bakanı’na, ‘Kamera alacak paranız yok mu’ diye soruyoruz. Biliyoruz, devleti soyup soğana çevirdiniz ama o öğrencilere söylediğinizi kamuoyuna da açıklamak zorundasınız, itiraf edin istiyoruz.

“TBMM’DE BİR ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALI, BU YURTLARDA NELER OLDUĞU ARAŞTIRILMALI”

Çok vahim iddialar var. Yurtlarda cemaat yapılanmalarının çalıştığı iddiaları var. Kim bu adamlar, bunlar hakkında bir soruşturma açıldı mı? Bu memlekette hiçbir yetkilinin olan bitene dair hesap verme ehliyeti yok mu? 16 Nisan’da yine Zonguldak’ta, KYK yurtlarında bir öğrenci daha intihar etmiş midir, neden? 27 Nisan’da Malatya’da bir kadın öğrenci, kaldığı yurtta, 7. kattan düşerek intihar etmiştir deniyor, neden? Daha sayısız iddia var. Buradan, bu çatı altındaki saray noterlerine sesleniyorum; derhal TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmalı, bu yurtlarda neler olduğu araştırılmalı. Bir kez olsun parmaklarınızı bu ülkenin gençleri için kaldırın çağrısı yapıyoruz.

“ÇOK AZ KALDI, TÜRKİYE MUTLAKA LAİK BİR ÜLKE OLACAK”

2000li yılların başlarında sayıları 3 bin kadar olan Kuran kursları, AKP döneminde yüzde 40 oranında arttı ve halkın dini duygularını istismar ediyorlar. Memlekette hukuku katlettiklerini herhalde kendileri de kabul ettiler ki katlettikleri hukukun arkasından ‘El Fatiha’ demek için Ankara Adliyesi’nin içine bir tane daha Kuran kursu açtılar. Yandaş barolarla, TÜGVA listeleri ile fişledikleri avukatlar, hakimler, savcılar yetmedi, şimdi bir de Kuran kursuna gidip gitmediklerine göre yeni bir fişleme mekanizması daha oluşturacaklar. Bu karanlık saldırıyı, bu sömürüyü katmerleyken saldırıyı iliklerimize, kemiklerimize kadar hissediyoruz. Sağda solda düşman aramaya gerek yok, asıl tehlike bu gerici zihniyettir. Devletin her kademesine sızan tarikatlar, cemaatler; ülkeyi molla kafası ile yönetmeye çalışan zihniyettir. Gençlerimize sesleniyorum; bu Orta Çağ kafası ülkeyi suiistimal edemeyecek, gençlerimizi toplumumuzu zehirleyemeyecekler. El attıkları, çöktükleri bütün kamusal alanları onlardan geri alacağız, her istismarın hesabını soracağız. Çok az kaldı, Türkiye mutlaka laik bir ülke olacak.

“GELDİĞİNİZ GÜNÜ BİLİYORUZ. BU SERVETİN KAYNAĞI NE”

AKP insanları açlığa, yoksulluğa mahkum ederken dini de siyasete alet ederek kendi koltuklarını koruma derdindeler. AKP, sadece parası olanlar için çalışıyor. Eğer yoksulsanız AKP, gırtlağınızdaki son lokmayı almak için çabalıyor. Tüm yurttaşlara çağrı yapmak istiyorum; bir etrafınıza bakın, öyle bir hale geldi ki bu ülke, bir tarafta bir avuç, her gün serveti artan zenginler var, öbür tarafta milyonlarca yoksul var. Türkiye, artık sadece sarayın etrafına kümelenen zenginlerden ve milyonlarca yoksullardan oluşuyor. Bu haksız zenginliklerinin üzerini örtmek için 40 tane takla atıyorlar. Bunlar size ne anlatırsa anlatsın, geçin karşılarına ve tek soru sorun; ‘Ey Tayyip Erdoğan, yüreğin yetiyorsa mal varlığını açıkla’. Bırak her şeyi; eşinin, dostunun, akrabanın servetini açıkla. Bu paraları nasıl kazandığınızı açıklayın. Geldiğiniz günü biliyoruz. Bu servetin kaynağı ne? Bu insanları yoksullaştırarak, artık evine ekmek, su götüremeyecek, çocuğuna bez, süt alamayacak hale getirerek çaldığınız, servetinize kattığınız milyonları bir bir açıklayın, ondan sonra konuşalım.

“MADEM KRİZ VAR, PATRONLAR BİRAZ AZ KAZANSIN, SARAYDAKİLER BİRAZ AZ YESİN”

Asgari ücret tartışılıyor. Türkiye, tarihinin en yüksek alım gücü krizinden geçiyor. Bu, öyle enflasyonla açıklanabilecek bir durum değil. Bu ülkenin yüzde 99’u, planlı politikalarla her gün yoksullaştırılıyor. Hiç vakit kaybetmeden hemen bugün asgari ücret, enflasyon artı büyüme oranı düzeyinde artırılmalı, bu oran her üç ayda bir düzenli olarak artırılmalıdır. İktidar, memleketi krize sokuyor, sonra faturasını yoksulun, emekçinin omuzlarına yıkıp hayatı iyice yaşanmaz hale getiriyor. Buna izin vermeyeceğiz. Madem kriz var, patronlar biraz az kazansın, saraydakiler biraz az yesin.

“EN AZ 4,5 MİLYON EMEKLİ YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA YAŞAMAYA MAHKUM EDİLMİŞ”

Sözde Ekonomi Bakanı çıkmış, ‘Bir şeyler yapıyoruz, olan dar gelirliye oluyor, kusura bakmasınlar’ diyor. Senin dar gelirli dediğin, memleketin yüzde 99’u. Milyonlarca emekli açlık sınırının altında yaşıyor, en az 4,5 milyon emekli yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum edilmiş. Yapıldığı iddia ezilen zamlar bir iki ay içerisinde enflasyon karşısında eriyor ve bu memleketteki milyonlarca emeklinin alım gücü düşüyor. Yapılması gereken çok net. Bir; tüm emekli aylıkları enflasyon artı büyüme oranı kadar artırılmalıdır. İki; en düşük emekli maaşları yeniden düzenlenmeli ve düzenlenecek olan asgari ücrete denk hale getirilmeli. Üç; buna ek olarak, 2000 sonrası emekli olan yurttaşlarımıza da intibak hakkı tanınmalıdır.

“İNSANLARIN EN TEMEL İHTİYAÇLARINI ÇALIŞANINA VERMEYEN BİR SÖMÜRÜ DÜZENİNDEN BAHSEDİYORUZ”

Binlerce şubesi olan ve her gün binlerce şube açan market zincirlerinin patronları, deyim yerindeyse suyunu çıkardılar. Herhangi bir markette çalışan arkadaşlarımız, yol, yemek dahil ortalama yoksulluk sınırının dörtte birine denk gelen bir ücrete mahkum ediliyorlar. Bu marketlerdeki arkadaşlarımızın bir su sorunu olabileceği aklıma gelmezdi, bu marketlerin çoğunda işçiye su verilmiyor, bazılarına aylık 5 litre su hakkı verilmiş. Depolarında tonlarca su var, siz kasada çalışıyorsunuz 10-12 saat, su almanız gerektiğinde kasadan geçirip cebinizden parasını ödüyorsunuz. Kurdukları sisteme bak. İnsanların en temel ihtiyaçlarını çalışanına vermeyen bir sömürü düzeninden bahsediyoruz.

“AKP’Yİ EVİMİZDEN, SOKAĞIMIZDAN, SONRA DA TÜM MEMLEKETTEN KOVACAĞIMIZA SÖZ VERİYORUZ”

Bugün bu yaşadıklarımız, AKP iktidarının 20 yıllık politikalarının sonucudur. Bu saray iktidarı, bu ülkenin emekçilerini kent meydanından sürmek istiyor. Biz de AKP’yi evimizden, sokağımızdan, sonra da tüm memleketten kovacağımıza söz veriyoruz.

“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN AÇIK İHLALİ NİTELİĞİNDEKİ BU OPERASYON, SEÇİM OPERASYONU”

21 Kürt gazeteci günlerdir gözaltında. Nedir bu arkadaşların suçu? Dosya üzerinde kısıtlama kararı olduğu için bilmiyoruz ama bu iktidar bölücülük mizanseni yaparak Kürt gazetecileri kriminalize etmeye çalışıyor. Basın özgürlüğünün açık ihlali niteliğindeki bu operasyonun seçim operasyonu olduğunu söylememiz lazım. Memleketteki tüm muhaliflere gözdağı verip korku iklimi yaratmak, muhalif seslerin olmadığı bir seçim ortamı yaratmak çabalarının bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Özellikle halkın haber alma özgürlüğüne dönük bu saldırıların karşısında tüm muhalifleri dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz.”

Yorumlar (0)
16
parçalı az bulutlu