Akşener'den NATO yorumu: Ülkemizin çıkarlarıyla bağdaşmayan bir taviz

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, AKP'nin NATO mutabakatına ilişkin “İktidarın İsveç ve Finlandiya nezdinde herhangi bir somut gelişme olmaksızın attığı bu imza maalesef ülkemizin çıkarlarıyla bağdaşmayan bir tavizdir” dedi.

Politika 29.06.2022, 12:29
Akşener'den NATO yorumu: Ülkemizin çıkarlarıyla bağdaşmayan bir taviz

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, AKP'nin NATO mutabakatına ilişkin “İktidarın İsveç ve Finlandiya nezdinde herhangi bir somut gelişme olmaksızın attığı bu imza maalesef ülkemizin çıkarlarıyla bağdaşmayan bir tavizdir” dedi.

Akşener, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, öne çıkanlar şöyle:

“Biliyorsunuz dün gece, AK Parti iktidarının, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurusuna yönelik çekincelerini geri çektiğini ve üyeliklerine destek vereceğini öğrendik. 25 Mayıs’ta, yani bundan bir ay önce, ülkemizin bu konuda iki önceliği olduğunu söylemiştik. Bunlardan birincisi Putin Rusya’sının saldırgan dış politikasına karşı NATO ittifakını olabildiğince güçlendirmekti. İkinci önceliğimiz ise PKK’nın Avrupa topraklarından topyekün bütün unsurlarıyla silinip atılmasıydı.

Ne var ki dün gece varılan mutabakatın maalesef bu çok temel konulardaki beklentilerimizi karşılamaktan oldukça uzak olduğu gözüküyor. PKK’nın, İsveç ve Finlandiya tarafından terör örgütü olarak tanınması yeni bir durum değil. Önemli olan PKK’nın bu iki ülkedeki varlığına son verecek somut eylemlerin görülmesiydi. Dolayısıyla iktidarın, İsveç ve Finlandiya nezdinde herhangi bir somut gelişme olmaksızın attığı bu imza maalesef ülkemizin çıkarlarıyla bağdaşmayan bir tavizdir. Çünkü mutabakat metnine göre verilen sözlerin tutulması için oluşturulacak üçlü mekanizma, İsveç ve Finlandiya NATO üyesi olduktan sonra devreye girecek. Yani, bu mekanizmanın, işlememesi durumunda Türkiye, elindeki NATO kartını kaybetmiş bir biçimde itirazlarını sürdürmek ve haklı davasını anlatacak, muhatap aramak zorunda kalacak. Nitekim böyle durumlara, daha önce Sayın Erdoğan ve arkadaşlarının imza attığı başka mutabakatlarda da şahit olduk. Dolayısıyla, her ne kadar Sayın Erdoğan ve arkadaşları açısından aldanmak ve aldatılmak, sıradan alışkanlıklar olsa da bu durum Türk Milleti için kabul edilebilir değildir.

BU TEKLİF EK DEĞİL, İKİNCİ BİR BÜTÇE TEKLİFİDİR: 2022 yılında enflasyonun yüzde 9,8, dolar kurunun da, 9 lira 27 kuruş olmasını öngörüyordu. Yüzde 9,8 olarak öngörülen enflasyon bugün, TÜİK rakamlarıyla bile yüzde 73 buçuğu buldu. Dolar kuru ise, 17 liraya dayandı. Şu öngörü yeteneğine bir bakar mısınız?... Bunlara öngörü değil, ancak dilek diyebiliriz. Belli ki Bay Kriz, geceleri yatmadan günlüğüne yazması gereken dileklerini, Bütçe Kanunu’na yazmış… Dünyanın hiçbir yerinde enflasyon tahmini 70 puan, kur tahmini ise yüzde 100 oranında sapan ne bir ülke ne de bir yönetim görmeniz mümkün değildir. Ama böyle bir rezalete imza atmak giderayak Bay Kriz’e nasip oldu…

Nitekim, bu öngörüsüzlüğün sonucu olarak da iflasını açıklayan AK Parti iktidarı, ek bütçe istemek zorunda kaldı. Ek bütçe kanun teklifinde 2022 yılı için, 1 trilyon 751 milyar lira olarak kanunlaşan Merkezi Yönetim Bütçesi giderlerine 1 trilyon 80 milyar lira ödenek ilavesi isteniyor. Yani, ilave edilen ödeneğin başlangıç bütçesine oranı yüzde 62. Yani, aynı enflasyon ve kur tahminlerinde olduğu gibi Bay Kriz’in bütçesinde de olağanüstü bir öngörü başarısı yüzde 62’lik bir sapma var. Bu kadar büyük bir sapma, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez oluyor. Bu arada, kanun gereği, ilave edilen ödenek kadar, gelir gösterme zorunluluğu bulunuyor. Bu çerçevede, 1 trilyon 80 milyar liralık da bir gelir artışı öngörülmüş. İlave gelirlerin, başlangıç bütçe gelirlerine oranı ise, yüzde 73. Yani aslına bakarsanız, bu teklif ek bir bütçe değil, ikinci bir bütçe teklifidir.

BU KARAR, BİR SERMAYE KONTROLÜDÜR: Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta her zamanki gibi, yine bir gece yarısında BDDK şirketlerin kredi kullanımına ilişkin bir karar yayınladı. Bu karara göre 15 milyon lira ve üzeri döviz ve altın cinsi varlık bulunduran şirketler, kredi kullanamayacak. Yani şirketler ya kredi kullanmaktan vazgeçecekler ya da enflasyona karşı korunmaktan vazgeçecekler… Bir şirket kasasında niye döviz tutar? Borç ödemek için tutar. İthalat yapmak için tutar. Hammadde almak ve üretmek için tutar. Yani şirketler, Türk lirasının her gün daha da eridiği bir ortamda sattığı malı yerine koyabilmek, işleri döndürebilmek için elinde döviz tutuyor. Yani aslında iktidarın ekonomide oluşturduğu güvensizlik iklimi sebebiyle; döviz mevduatı kullanılıyor. Sorunun kaynağı bizzat kendisi ama o kendini değiştirmek yerine kendisi dışında ne varsa değiştiriyor. Merkez Bankası Başkanını değiştirdi, olmadı. Hazine ve Maliye Bakanını değiştirdi, olmadı. Enflasyon patladı, TÜİK’in müdürlerini değiştirdi, yine olmadı. Hiçbiri fayda etmedi. Şimdi de serbest piyasa koşullarını değiştirmeye kalkıyor. Değerli milletvekilleri lafı eğip bükmenin alemi yok. Bu karar, bir sermaye kontrolüdür. Bu karar, Türkiye’de 1989’dan beri var olan sermayenin serbest dolaşımını, net olarak ortadan kaldırmaktır. Bu karar, Bay Kriz’in Türk şirketlerine uyguladığı bir ambargodur.

FIRAT’IN YANI BAŞINDA ALTIN ARAMAYA NASIL İZİN VERİLİYOR: Geçtiğimiz hafta yine topraklarımıza yapılan bir ihanetle rant uğruna sebep olunan bir doğa katliamıyla karşılaştık. Erzincan İliç’teki altın madeninde meydana gelen siyanür sızıntısı hepimizi dehşete düşürdü. Her ne kadar valilik ve şirket yetkilileri siyanürün temizlendiğini söylüyor olsa da, kirliliğin tespiti için bağımsız kurumlarca yapılacak testlerin sonuçlarını bekliyoruz. Bu felaketi, il ve ilçe başkanlarımızla beraber yakından takip ediyoruz. Erzincan İliç’teki altın madeni de bunlardan biriydi. Geçen sene iki genel başkan yardımcımızın da içinde olduğu bir heyetimiz bölgeye gitti. İncelemelerde bulunu konuyla ilgili endişelerimizi dile getiren, bir basın açıklaması yaptılar. Ankara Milletvekilimiz Şenol Sunat da konuyla ilgili Meclis’te soru önergesi verdi. İktidar bizi, aşırı duyarlı bulduğunu söyleyip, kulağının üzerine yattı. Yani uyarılarımızı dikkate almadı ve maalesef korkulan oldu. Sonuç? 16 milyon liralık bir ceza ve maden işletmesinin faaliyetlerinin, bir süreliğine durdurulması. Nasıl oluyor da Anadolu’nun can suyunu taşıyan, Fırat Nehri’nin yanı başında siyanürle altın aramaya izin veriliyor? Madenin ortaklarına baktığımızda sebebini daha iyi anlıyoruz. Çünkü yine çok tanıdık bir grubu görüyoruz. Bu gruplar; Yol ve köprü ihalelerinde var. Enerji ihalelerinde var. Madenlerde var. Hatta medyada bile, aynı grupların izlerini görüyoruz. Yani İliç’te yaşanan felaketin kapısı yine 5’li çeteye çıkıyor. İktidarın kayırmaya doyamadığı 5’li çetesi, yine topraklarımızı, doğamızı ve geleceğimizi tehlikeye atıyor.

İKTİDARIN GÖZÜNDE MİLLETİMİZİN ARABA LASTİĞİ KADAR DEĞERİ YOK: Bugün ülkemizde, bir hastanın muayene süresi ne kadar, biliyor musunuz? 5 dakika… Yanlış duymadınız, sadece 5 dakika. Musluk tamiri, 10 dakika, lastik tamiri, 20 dakika, Araç muayenesi, 45 dakika ama hasta muayenesi, sadece 5 dakika. Yani iktidarın gözünde milletimizin artık araba lastiği kadar değeri yok. İşte size, iktidarın öve öve bitiremediği, sağlıkta dönüşüm programı… Muayene sürelerini 5 dakikaya indirmek ve hekimlerin günde 90’dan fazla hasta bakmasını istemek hem hastaya hem de hekimlerimize karşı yapılabilecek, en büyük kötülüktür. Dünya Sağlık Örgütü, muayene süresi standardını, 20 dakika olarak belirlerken, Sağlık Bakanlığı'nın, 5 dakika gibi bir süreyi öngörmesi; hem sağlıkta şiddet vakalarını artmasına, hem hekimlerimizin, mesleki tatmin duygusunun zedelenmesine, hem de hastalarımızın, tanı ve tedavisinin, iyi yapılamamasına yol açıyor.”

Yorumlar (0)
22
açık