01.07.2022, 09:50

Özgür iletişim için pozitif özgürlük perspektifinden somut öneriler

“İnsanların, kuşkulu olabilmesi olasılığı bulunan bütün konularda mutlaka serbest tartışmanın var olmasını kabul etmiş olup da belirli bir ilke veya öğretinin tartışılmasının yasak olması gerektiğini düşündükleri zaman kendilerinin yanılmazlık taslamalarını hayal etmeleri tuhaftır.”

John Stuart Mill[1]

Son zamanlarda konuştuğum her insan, katıldığım her toplantı ya da etkinlikte karşılaştığım her siyasetçi, içinde debelendiğimiz medya sisteminin ne kadar korkunç bir cendere haline geldiğinden dem vuruyor. Zira bu cenderenin varlığı bugün yaşadığımız ekonomiden siyasete, diplomasiden gıda sorununa kadar bütün yakıcı sorunların doğrudan ya da dolaylı müsebbibi. Çünkü özgür bir basının olmadığı yerde yapılan hatalar, yolsuzluklar, alınan keyfi kararları sorgulayabilecek bir irade de yoktur. Bu iradenin gösterilememesi, keyfi yönetimi içinden çıkılmaz bir sorunlar yumağı ile baş başa bırakır. Kriz derinleşerek olağan ya da olağanüstü bir radikal kopuşla karşılaşılmadığı sürece bu fasit dairenin içinde debelenip durulur. Ne var ki bu fasit dairenin ila nihai sürdüğü hiçbir toplum tarihte görülmemiştir. Elbette bu fasit daireden çıkılacaktır.

Fakat medyanın içinde bulunduğu bu korkunç cendere ne kadar sıkılırsa, paradoks da o kadar keskinleşiyor. Paradoksun bir ucunda kelebekler gibi uçuşan umutlar, diğer ucunda ufkumuzu karanlığa hapseden umutsuzluklar var. Her ikisi de haklı her ikisi de geçerli. Fakat altını çizmek isterim aşırı karamsarlıkla, aşırı iyimserlik siyam ikizleri gibidir. İkisi de çok çabuk birbirinin yerine geçebilir. Ayakları yere basan bir umut ve aklıselim bir bakış açısıdır bizi anlamlı bir yola sokacak olan.

‘ÖZGÜRLÜĞE ANCAK TALEP EDERSENİZ ULAŞIRSINIZ’

Umudu beslemek isteyen siyasetçiler, “biz geldiğimizde her şeyi halledeceğiz, medya hiç olmadığı kadar özgür olacak” vaatlerinde bulunuyor. Sorsanız “nasıl olacak bu iş?” diye, aldığınız yanıt, “ben ya da partimiz bunun kefilidir” gibi muğlak vaatler oluyor. Ya da “biz öyle bir düzen kuracağız ki, zaten mesleğin muhataplarına sorarak sistemi oluşturacağımız için, her şeyin en iyisi olacak” deniliyor. Bunun nasıl olacağını düşünmek, üzerine kafa yormak ne kadar elzemse, bu vaatler de o kadar boş bana kalırsa. Şu anda herkes canavara o kadar odaklı ki, canavar gittikten sonra yeni bir canavarla karşılaşmamak için ne yapmak lazım kimse düşünmek istemiyor, ya da düşünmeye gerek duymuyor. Hele bir şu canavarı gönderelim gerisini sonra düşünürüz düşüncesi giderek hâkim bir davranış ve eğilim haline geliyor. Oysa mücadelenin yarısı canavardan ya da despotlardan kurtulmayı içeriyorsa, bir diğer yarısı yeni canavarların ortaya çıkmasını engelleyecek mekanizmalara kafa yormayı içermeli. Yoksa aynı kısır döngünün içinde debelenip dururuz yüzyıllar boyunca; şu zamana kadar debelendiğimiz gibi. Çünkü özgürlüğe ancak talep ederseniz ulaşırsınız. Size özgürlük vaadinde bulunan demokrasi kahramanlarına koşulsuz olarak inanmak, özgürlüğün en büyük düşmanıdır. İfade ve basın özgürlüğünün garantisi hukuki çerçevede, kamusal çıkarları önceleyen bir perspektifle ve demokratik katılımı ve özgür düşünce ortamını teşvik edecek bir yaklaşımla kuracağınız bir yapıdır. Bugünkü yazımda sözü daha fazla uzatmadan böyle bir yapının oluşturulmasına dair ilk nüveleri somut öneriler halinde sunmaya çalışacağım. Özellikle altını çizmek isterim ki bu öneriler tartışmaya açıktır ve tartışmanın başlangıç muhatapları da medya emekçileridir.

MEDYA SAHİPLERİNİ TEK İŞİ GAZETECİLİK OLMALIDIR

Gazetecilik mesleğini icra eden medya kuruluşlarının sahibi-sahiplerinin kesinlikle başka alanda ticari yatırımı olmamalıdır. Bu düzenlenecek bir yasayla mutlak bir şekilde yasaklanmalıdır. Mevcut medya kuruluşlarının sahiplerine en geç bir yıl içerisinde bir tercihte bulunma şansı verilmeli, ya medya sektöründeki yatırımlarından geri çekilmeleri ya da medya dışındaki faaliyet alanlarından vaz geçmeleri istenmeli. Bunu yerine getirmeyen sermaye gruplarının medya yatırımlarına devlet el koyarak yine en geç bir yıl içinde gazeteciler ve meslek kuruluşları arasında hisse temelli sahipliği teşvik edecek bir mekanizmayla faaliyetini sürdürecek hale getirilmesine aracılık edilmelidir.

AKREDİTASYONU MESLEK ÖRGÜTLERİ YÜRÜTMELİ

Gazetecilik meslek örgütleri ile çalışan örgütleri düzenlenecek bir yasayla mesleği yürüten kişileri akredite eden kuruluşlar olarak tanımlanmalı. Bu akreditasyon için devletin herhangi bir kuruluşunun kesinlikle herhangi bir dahli olmamalıdır. Bunun sonucu olarak var olan İletişim Başkanlığı kesinlikle kapatılmalı, yeni kurulacak güçlendirilmiş parlamenter sistem ya da adı her ne olursa içindeki yürütme erkine bağlı olarak yerine kurulacak medya işlerinden sorumlu birimle akreditasyon işinin kesinlikle ilgisi olmamalı. Bu kuruluş sadece yürütme erkinin haber medyası ile ilişkisini organize eden bir kuruluş olmakla sınırlı kalmalı.

TRT PAYI KALDIRILMALI

Yeni kurulacak sistemde, mevcut elektrik faturalarına bindirilen dolaylı TRT payı tamamen kaldırılmalı. Yerine herkesin doğrudan vermesi zorunlu olan bir İletişim Hakkı Vergisi getirilmelidir. Bu vergiden toplanacak kaynak kesinlikle başka hiçbir amaç için kullanılmamalı. Bu kaynağın sadece kamusal yayıncılık yapan kuruluşlara aktarılacağına dair kanunen koyulmuş bir garanti getirilmelidir. Ancak kamusal yayıncılık konusu devlet televizyonu TRT ile sınırlı tutulmamalı, kamu yararına yayıncılık gibi bir tanımlama yapılarak, başka ticari olmayan yayıncılık yapan kuruluşlara da teşmil edilmelidir. Zira kamu denilen kavram sadece devletin sahipliğinden ibaret değildir. Devlet burada bu sürecin denetim ve düzenlemesi dışında herhangi bir yayın faaliyetinin içinde olmamalıdır.

SİYASAL ERKİN BASINI YÖNLENDİRMESİ ENGELLENMELİ

İletişim Hakkı Vergisi ile toplanacak kaynak, tamamen şeffaf ve hesap verebilir şekilde gazetecilik ve yayıncılık yapan kuruluşlara adil bir şekilde dağıtılmalı. Bu dağıtım süreci, tıpkı uluslararası fonların organizasyonu gibi tamamen yapılan iş temelli olmalı ve bu işi yapan kuruluşlar ürettiği içerikler dışında tamamen hesap verebilir olmalıdır. İçeriklerle ilgili hukuki ve etik sorunların öncelikle meslek örgütleri bünyesinde oluşturulacak bilirkişiler tarafından incelenmeli, etik sorun varsa meslek içi kınama ve diğer mekanizmalar işletilmeli, hukuki bir boyut varsa da konu ilgili basın mahkemelerine devredilmelidir. Bunun dışında siyasal erkin yönlendirmesi ile herhangi bir müdahalenin yapılmayacağı yasa ile garanti altına alınmalıdır.

RTÜK VE BTK’YA MESLEK VE EMEK ÖRGÜTLERİ TEMSİLCİ GÖNDERMELİ

RTÜK ve BTK gibi düzenleyici kuruluşların kurul üyelerinin oluşturulmasında, çoğunluğu oluşturan siyasal iktidarın tasallutu ve baskısının önünün kesilebilmesi için, meslek kuruluşları ile emek örgütlerinden de kurullara üyeler gönderilmesi sağlanmalıdır. Bu kurullarda görev alan üyeler, üyelikleri devam ettiği sürece başka hiçbir kuruluşta görev üstlenememeli ve ücret alamamalıdır. Bu kurullarda denetleme mekanizmasıyla düzenleme mekanizması net bir şekilde ayrılmalı, denetleme süreci ceza şeklinde değil de teşvik şeklinde işletilmelidir. Düzenlemenin çerçevesi ise geniş tutulmalı, demokratik katılım, hak savunuculuğu, faaliyetlerini ve sorunlarını geniş kamuoyuyla paylaşabilme gibi kaygıları önceleyen bir bakış açısıyla düzenleme mantığına yaklaşılmalıdır.

ZORUNLU HAK SAVUNUCULUĞU

Mevcut ticari yayıncılık yapan medya kuruluşlarına, haftada belli bir süreliğine sivil toplum kuruluşlarının hak savunuculuğuyla ilgili içerikleri yayınlama zorunluluğu getirilmelidir. Bu sayede, haklarını savunmak ve sesini duyurmak konusunda zorluklar çeken toplumsal grupların seslerini geniş kamuoyuna duyurabilmesi mümkün olabilmelidir.

İKTİDAR YALANI TEK ELDE TOPLAMAYA ÇALIŞIYOR

Günümüzde yalan, yanlış ve uydurma haberler de neredeyse gerçek haberler kadar yaygın hale gelmiştir. Bu nedenle yalan, yanlış, uydurma ve etik dışı içeriklerin teyidi ve etik olarak değerlendirilmesi konusu en az habercilik kadar önemli hale gelmiştir. Zira internet ortamının yarattığı hız ve kolaylık sayesinde insanlar her dakika binlerce bilgi ve içeriğe erişebilir hale gelmiş, ancak hangi bilginin doğru hangisinin uydurma, hangisinin manipülasyona yol açan içerik olduğu konusunda kararsızlıklar yaşamaktadır. Bunun için iktidarın oluşturduğuna benzer “Dezenformasyon Yasası” çıkarmak sorunun çözümünü sağlamak yerine, haberleşme sürecini tamamen denetim altına almaya ve sansür ile otosansürü derinleştirmeye yaramaktadır. Zaten iktidarın meramı da yalanın denetlenmesi değil, yalanın tek elde toplanmasını sağlamaktır. Yalan, yanlış bilginin denetlenmesi özgür ve özerk denetleme ve teyit kuruluşları tarafından yapılabilir. Bunun nüveleri günümüzde oluşmaya başlamış ve ciddi bir kurumsallaşma sağlanma yolundadır. Ancak bu tür teyit ve denetleme kuruluşlarının yasal zemini henüz oluşturulmuş değildir. Bu tür kuruluşların yasal meşruiyetinin sağlanması için özgür ve özerk bir ombudsmanlık koordinasyon kurulunun oluşturulması gerekir. Bu kuruluşun üyeleri yine ilgili meslek kuruluşları arasından oluşturulmalı, bağımsız teyit ve ombudsmanlık kuruluşlarının bu koordinasyon kurulundan akreditasyon almak dışında bir yükümlülüğü olmamalıdır. Her medya kuruluşunun da bağımsız herhangi bir teyit ve ombudsmanlık kuruluşuyla anlaşma yapması ve içeriklerinin teyit ve etik değerlendirmesini yaptırma zorunluluğu getirilmelidir.

İNTERNET ERİŞİMİ ÜCRETSİZ OLMALI

İnternet kullanımı, dünyada haber alma, haber verme, iletişim özgürlüğü gibi kavramları mümkün kılan kamusal bir hizmet haline gelmiştir. Bu nedenle dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde şehir temelli ücretsiz internet erişimi sağlanmaya başlamıştır. Son zamanlarda bazı ülkelerde ise internete erişimin ücretsiz olması konuşuluyor. Ne var ki Türkiye dünyanın internete erişimi en pahalı olan ülkeleri arasında yer alıyor. Bu açıdan bakıldığı zaman, bu pahalılık da haber alma ve iletişim özgürlüğünü kısıtlayan dolaylı bir yöntem haline gelmiş durumdadır. Diğer baskılara ek olarak bu pahalılık nedeniyle de geniş halk kitleleri her an istediği bilgilere erişme konusunda sorunlar yaşıyor. Bu da toplumda gelir adaletsizliğinin yanı sıra, sayısal bir uçurumu beraberinde getiriyor. Kuşkusuz sayısal uçurumun tek sebebi internete erişim konusundaki sorun değil. Sayısal okuryazarlık eksikliği ve bunun yol açtığı tek yönlü sayısal beslenme gibi konular da sayısal uçurumun konuları arasında. Ancak başlangıç olarak bu uçurumun derinliğini azaltma konusunda internetin ucuzlatılması, belli bir zaman sonra da tamamen ücretsiz hale getirilmesi özgür bir iletişim ortamı için mutlak bir gereklilik haline gelmiştir.

MAHREMİYET ÖNCELENMELİ

Uluslararası düzeyde faaliyet gösteren ve artık hem kitlesel iletişimin hem de bireysel iletişimin en önemli aktörleri haline gelen sosyal medya kuruluşları ile ilgili olarak hem kullanıcı hem üretici pozisyonundaki sıradan hesap sahiplerinin mahremiyetini ve çıkarlarını korumayı önceleyen düzenlemeler yapılmalıdır. Türkiye’de üst üste çıkarılan sosyal medya yasaları ve halen çıkarılması için ısrar edilen Dezenformasyon Yasasının asla böyle bir derdi olmamıştır. Kamuoyuna bu tür düzenlemelerin gerekliliği anlatılırken kullanıcıların mahremiyeti havuç olarak sunulmakta, ancak havucun ucuna mutlak otoriteyi daha da güçlendirecek baskı ve denetim mekanizmaları koyulmaktadır.Anahtar kelimeler:

[1] John Stuart Mill (2005). Özgürlük Üstüne ve Seçme Yazılar, (Çev. Alime Ertan), İstanbul: Belge Yayınları, s. 35-36.

Yazar Hakkında

Tezcan Durna, yüksek lisans ve doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalında tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünde 2002 yılında araştırma görevlisi olarak başladığı görevine 2017 Ocak ayında görevinden uzaklaştırılana kadar devam etmiştir. Barış İmzacısı olması nedeniyle KHK listesine adı eklenerek akademiden uzaklaştırılan Durna, çalıştığı kurumda Haberi Okumak, Haber Sosyolojisi, Medya ve Etik, Etik Modernite ve İletişim, Şiddet Siyaset ve Medya, Akademik Araştırma, Yazma ve Sunma gibi lisans ve yüksek lisans düzeyinde dersler vermiştir. 2011-2012 yılları arasında TÜBİTAK Doktora Sonrası Araştırma Bursu ile Amsterdam’da bulunan Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsünde çalışmıştır. Medyada temsil, basın tarihi, medya ve etik, medya sosyolojisi, yeni medya etnografisi, Türkiye’de aydınlar gibi konularda ulusal ve uluslararası akademik mecralarda yayınlanmış çok sayıda eseri mevcuttur. Halen Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfının Genel Yayın Yönetmenliğini yürütmekte, Almanya’daki Duisburg-Essen Üniversitesi’nde dersler vermektedir.

Yorumlar (0)
22
açık