23.01.2022, 00:04

Ne güzeldir İngilizlik!

Cuma günü itibarıyla Netflix’te gösterilmeye başlanan “Münih: Savaş Yaklaşıyor” (Munich: The Edge of War) filmi hem sinematografik açıdan hem de İkinci Dünya Savaşı anlatıları göz önüne alındığında vasat olduğu halde, etrafında dolandığı temalar açısından hayli söz söylenebilir bir yapım. Tabii nihayetinde bir kurmacayı gerçek olaylarla değerlendirmek için ya çok iddialı olması lazım ya da gerçek üzerinden ciddi bir manipülasyona girişmesi gerek. Bu filmde birincisi yok ama ikinciye dair bazı çabalar söz konusu.

Film İngiltere ve Fransa tarafından, Çekoslovakya’nın altın tepside Nazilere teslim edildiği Münih Anlaşması’nın hemen öncesi ve sonrasını anlatıyor. Hitler ve Mussolini’nin de katıldığı 29 Eylül 1938 tarihli antlaşmayla Çekoslovakya’ya Nazi işgalinin yolu açılmış, hızını alamayan Alman orduları bütün doğu Avrupa’ya saldırmıştı. Filmi birkaç cümle ile anlatmak zorunda kalacak olsak biri şöyle olurdu: Jeremy Irons tarafından canlandırılan dönemin İngiltere Başbakanı Neville Chamberlain’in “Barışı ve İngiltere’yi savaştan koruma” çabalarını anlatıyor. Bu çok net çünkü film bitip de perde karardığında Münih Anlaşması ile müttefiklerin savaşa hazırlanması için süre kazanıldığı, “ve nihayetinde Almanya’nın yenilgisini getirdiği” belirtiliyor. Burası ilginç çünkü 11 ay sonra aynı motivasyonla Sovyetler Birliği’nin Almanya ile imzaladığı “saldırmazlık anlaşması” ve sonrası bir “işbirliği” olarak sunulmaya çalışılır sürekli. Biraz tarih bilgisi olanlar için filmin olumlu yanlarından birisi bu karşılaştırmayı yapma fırsatı sunuyor olması.

Öte yandan film bir İngiliz- Alman ortaklığı. “Enigma” ve “Hayalet Yazar” gibi filme çekilen romanlarıyla da tanıdık, Robert Harris’in eserinden Ben Power’ın uyarladığı Alman yönetmen Christian Schwochow’un yönettiği film için son dönemde dikkat çekici hale gelmeye başlayan “İkinci Dünya Savaşı’nda İngiliz kahramanlıkları” temalı yapımlara eklenilen yeni bir halka da diyebiliriz. “Zoraki Kral”, “Dunkirk”, “En Karanlık Saat”, “Aşkın Çekimi” ilk elden aklıma gelen filmler. Belli ki burada da dönemin başbakanı Neville Chamberlain’in yalnızca İngiltere için değil, tüm insanlık için nasıl da mücadele ettiğine vurgu yapılmak isteniyor!

Yukarıda anlattıklarım film dışı gibi görünse de filmin doğrudan ele aldığı konular aslında. Geriye kalanlara gelirsek. 1932 yılında Oxford Üniversitesi’nde açılıyor film. İngiliz Hugh Legat ve Alman öğreniciler Paul ve Lenya ile tanışıyoruz. Sonra 1938 yılına atlıyoruz. Hugh ve Paul devlet kademelerinde önemli yerlere gelmiştir. Üçlünün yollarının 1932 yazında ayrıldığını, Paul’un Nazi hayranlığının buna neden olduğunu öğreniyoruz. Ancak aradan geçen zamanda Nazilerin gerçek yüzünü gören Paul, Hitler’e karşı düzenlenecek bir darbenin önemli üyesidir ve Münih Anlaşması’nın imzalanmaması kilit önem taşımaktadır. Kader iki eski arkadaşı bu amaç etrafından birleştirir. Biri Hitler’e diğeri Chamerlain’e yakın bu iki genç dünyanın kaderini değiştirmeye soyunur ama belli ki başarılı olamazlar. Filmin entrika yönünün seyir zevkini diri tuttuğunu söyleyebiliriz. Yani kendisini izlettirmeyi başarıyor yapım. Hatta Paul’un kimliğinde Alman halkının Hitler’i başından savmak için çeşitli fırsatları olduğu ve bunu bir biçimde değerlendirmediği vurgusunu da yapmayı ihmal etmiyor.

Tabii bütün bu olay örgüsü içinde Netflix eliyle yeniden şaha kaldırılan estetik klişeler de geçit yapıyor filmde. 1932 Almanya’sı ışıl ışılken 1938’de birden gri tonlar hâkim olmaya başlıyor. Ama aynı dönem İngiltere daha bir göz alıcı gösteriliyor vb. Hâlbuki grilik oralara özgü diye bilinir!

En nihayetinde arkasına gerçek bir tarihi olayı alan, kurmaca bir komplo hikayesi olarak soğuk havada sinemaya gitmeye üşenenler için bir hafta sonu seçeneği “Münih: Savaş Yaklaşıyor”.

Yorumlar (0)
16
parçalı bulutlu