27.10.2022, 20:42

Murat Dağı, siyah akan Gediz, türbana yasal düzenleme ve öldürülen çevreciler

25 Ekim 2022 Salı günü Birgün Gazetesi’nde dikkat çeken bir haber yayınlandı.

Murat Dağı’nda siyanürlü altın madeni açma projesi YARGIYA TAKILAN Anadolu Export şirketi, bu kez kapasite artırımı için bakanlığa başvurmuştu.

Durmuyorlar, durmayacaklar. Neoliberal yağma-talan düzeninin bekçiliğini yapan ve onları her koşulda destekleyen bir iktidar olduğu sürece de vaz geçmeyecekler.

Ancak şirket ikinci başvurusunda tarihe not düşen çok çarpıcı itiraflarda bulunuyor. İşte Funda Öz Akçura imzalı Birgün Gazetesi’nin haberini önemli yapan da bu.

Özetle diyor ki şirket: “Murat Dağı’na siyanür tesisi kurma düşüncesi yanlıştı.”

Yani açık alanlarda taşın-toprağın üzerine binlerce ton siyanürün basılması, zehir barajlarının inşa edilmesi ve ağır metaller içeren milyonlarca ton zehirli pasanın sağa sola yığılmasının yanlışlığını itiraf ediyor.

Güler misin… Ağlar mısın…

Peki beş yıl sonra bunu neden söylüyor Anadolu Export şirketi?

O bölgedeki vatandaşları çok sevdiği için mi? Ya da Murat Dağı’nı ve bağrından çıkan ırmakları ve su kaynaklarını düşündüğü için mi?

Hayır, elbette onlar için değil.

O bölgede adına “çevreci” denen duyarlı vatandaşlar ve meslek örgütleri yılmadan mücadele verip hukuki mücadeleyi kazandıkları için söylüyor…

Peki, şirket şimdi ne yapacakmış?

Siyanürlü açık hava kimya fabrikası kurmayacakmış ama yüz binlerce ağacı kesip, dağı taşı yüz binlerce ton dinamitle param parça edecek ve dağı taşı un ufak edecek bir tesis kuracakmış. Ardından da milyonlarca ton pasayı sağa sola yığacakmış. Yani zarar verecekmiş ama “daha az” zarar verecekmiş.

Yani insan ne diyeceğini bilemiyor. Bu ne arsızlıktır, bu ne hadsizliktir, bu ne cürettir…

Peki, bu cüreti nereden alıyorlar? Elbette devleti yöneten ve neoliberal yağmanın hizmetindeki AKP yönetiminden…

Şirket şimdi Murat Kurum’un başında olduğu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na tekrar başvurdu. Bakanlıktan yana bir sorun yok nasıl olsa. Bakınız aynı bakanlık, aynı şirketin bugün yerin dibine soktuğu 2019 yılındaki ÇED dosyasını “onaylamıştı.”

Yani bakanlığın durumu bu.

Sen yeter ki ortaya karışık bir ÇED hazırlat, onayda bir sorun yok. Bu bakanlık, aynı bölgede aynı konuda aynı şirket tarafından hazırlanan birbirine zıt iki ÇED’i bile onaylıyor. Yani bugün ormanlarımızın, dağlarımızın, yaylalarımızın-meralarımızın, tarım alanlarımızın, su kaynaklarımızın üzerinde bir “devlet koruması” maalesef yok! Peki ne var?

Murat Dağı

Devletin kurumları YAĞMA-İHALE SALONLARINA dönüşmüş. Satıyorlar. Her şeyi ve her yeri satıyorlar. Satamadıklarını ise 50-100 yıllığına kiralıyorlar.

EGE’NİN SU KAYNAĞI

Peki, bakanlığın böylesine gözü kapalı siyanür madenciliğine onay verdiği, parçalanmasına göz yumduğu Murat Dağı neresidir? Bilmeyenler için kısa bir özet geçelim…

Kütahya ve Uşak illerinin tam ortasında yer alan Murat Dağı, Uşak’da yaşayan 200 bin vatandaşın su kaynağı; yöredeki üç büyük akarsuyun; Gediz, Porsuk ve Banaz nehirlerinin doğduğu yer. Banaz Nehri veya Banaz Çayı ise Ege’nin can damarı Büyük Menderes Irmağı’nın ana besleyici kollarından biri. Bölgedeki tarım merkezlerinin ana su kaynağı olan Murat Dağı ayrıca, 113 farklı endemik türün yaşadığı ormanlarla kaplı bir oksijen deposu. Özetle Murat Dağı, neredeyse tek başına Türkiye’deki su kaynaklarının yüzde 40’ına sahip olan ve birinci dereceden deprem bölgesinde yer alan bir yaşam kaynağı. Yani KÜRESEL İKLİM KRİZİYLE MÜCADELEDE İLK KURTARILACAK BÖLGE.

İşte bu Murat Dağı’na siyanürlü altın madenini kurmak için ilk adım İngilizlerden geldi. İngiliz şirket Stratex/Oriole, (Fatsa’daki siyanürlü altın madenini de kuran İngiliz şirketi.) bölgeyi Teck Cominco’dan rödövans karşılığı aldı. Yani bakınız Murat Dağı, kâğıt üzerinde Türkiye’ya ait. Amerikan Teck Cominco, İngiliz Stratex/Oriole’ye kiralıyor. O da bir Türk şirketi olan Anadolu Export’a.

TURGUT ÖZAL’IN YEĞENİ

Anadolu Export Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. ise kamuoyuna çok yabancı değil. Adı geçen firma, Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kardeşi Korkut Özal’ın oğlu Bahattin Özal’ın başında olduğu Odaş Enerji’ye bağlı. Ticaret sicil kaydına göre Bahattin Özal’ın babası Korkut Özal da vefat ettiği 2016 yılına kadar şirketin yönetim kurulu üyeliğini yapmış. Abisi Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal ise (Neoliberalizmin Türkiye’deki öncülerinden) 1985 yılında Başbakanlığı döneminde maden kanununda radikal bir değişiklik yaparak, uluslararası maden kartellerine Türkiye’nin kapılarını sonuna kadar açmıştı.

15 MİLYON İNSANIN HAYATI TEHLİKEDE

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, makyajlı ÇED’i onaylar ve altın madenine tekrar izin verirse, Kazdağları’nda, Çaldağı’nda, Fatsa’da, Artvin’de, Uşak-Eşme’de olduğu gibi önce ormanları yok edecekler. Gediz Havzası’nda kalan Karaağaç Köyü yakınındaki siyanürlü maden için iki milyon ağacın kesileceğini belirten uzmanlar, içme ve yer altı sularının yok olacağını belirtiyor. Altın ve gümüş yerin 460 m altından başlıyor. Rezervi çıkarmak içinse bin metre derine inilmek zorunda. Ardından binlerce dinamit kullanacaklar. Bu dinamitler, birinci derecede deprem bölgesi olan Murat Dağı’nda fay hatlarını hareketlendirecek; sıralı patlatma ile yeraltı su yatakları yok edilecek, milyonlarca yılda oluşmuş olan dağın ekolojik yapısı yerle bir edilecek. Murat Dağı’nın su zengini olmasını sağlayan unsurlar birbiri ardına yok olacak. Önce yağışı çeken bitki örtüsü tıraşlanacak, ardından suyun biriktiği yer altı yatakları tahrip edilecek. Yani yaşam kaynağı Murat Dağı, ölüm saçan bir kabusa dönüşecek. Dolayısıyla siyanürlü altın madeninin açılması Ege Bölgesi’nde 15 milyona yakın insanın hayatını mahvedecek.

NO MAN’S LAND

Bu Anadolu Export Şirketi, 2019 yılında Enerji Bakanlığı’na başvuruda bulunarak, Kütahya ve Uşak’ın bütünüyle altın-gümüş maden bölgesi ilan edilmesini istemişti. “No Man’s Land” istiyorlar. Yani insanlara yasak alanlar yaratmak istiyorlar. Bütün bölgelerimizde bunu istiyorlar.

Murat Dağı’nda durum bu. Şimdi biraz aşağılara gidelim… Murat Dağı’ndan doğan ve Manisa ve İzmir’e kadar uzanan ovalarda üzümleri ve zeytinleri sulayan Gediz Irmağı’nın durumuna bir bakalım.

Ekim ayının üçüncü haftasında Habertürk’de yayınlanan bir haber dikkat çekiciydi: Gediz ırmağı simsiyah akıyor… Bültenin son haberiydi… Bırakın Manisa’yı, İzmir’i, Türkiye’yi alarma geçirmesi gereken bir haber, bültenin son haberi olarak veriliyor. Sanki ormanda üç-beş ağaç kesildi havasında. Çekirge sürüleri tarlayı bastı modunda…

Gediz Nehri siyah akıyor

Uşak, Manisa, Kütahya ve İzmir ovaları buradan sulanıyor. Yani o bölgede yüz binlerce dönümlük tarım alanlarını sulayan bir ırmak, simsiyah zehir akıyor ve bu Türkiye’de “ana gündem maddesi” olamıyor.

Küresel İklim Krizi bir gerçek… Koronavirüs gibi pandemiler bir gerçek… Dünya kritik bir eşikte. Bilim insanları bas bas bağırıyor: Önlem alın! Ekokırımları durdurun!

Her gün ülkenin bir başka köşesinden doğa katliamı haberleri okuyoruz. Aydın’la Muğla arasındaki Beşparmak Dağı (Latmos), Muğla’yla Denizli arasındaki Çiçekbaba Dağı (Sandras) maden projeleriyle delik deşik ediliyor. Bu bölgeler turizm merkezleri. Bu dağlar ise ormanları, su kaynakları,

tarihsel hazineleri, eşsiz doğal güzellikleriyle turizm merkezlerini besleyen can damarları.

Her yıl dünyanın dört bir köşesinden milyonlarca turisti ağırladığımız Didim, Milas, Bodrum, Marmaris, Dalyan, Datça, Dalaman, Akyaka bu dağların gölgesinde yaşam buluyor.

Milyonlarca vatandaşımız bacasız sanayi dediğimiz turizmden geçimini sağlıyor.

Ülkenin can damarları bir mal gibi satılığa çıkarılmışken, insanlar da “Kim aday olacak?”, “Türbana yasal düzenleme” gibi tartışmalarla meşgul ediliyor. Ekokırımlar, dağlarımızın, ormanlarımızın yağma ve talan edilmesi çoğu zaman gözlerden uzak. Bu konularda en çok haber yapan iki gazete ise iktidarın hedefinde. Resmi ilanlar bile yasaklandı. Ayakta kalmak için direniyorlar…

Arkadaşlar bunun sonu felaket… Grip olur gibi kanser oluyoruz. Bunun bir nedeni var? Meralar, yaylalar, ormanlar yağmalanıyor. Yaylalar çöplük yapılıyor. Köylerimizdeki milyonlarca üretici vatandaşlarımız ölümle burun buruna yaşıyor… Ölmekten beter ediliyor…

Afrika’da kendi silahlı çetelerini oluşturdular… Kendi savaş lordlarını yarattılar… Yüz yıllarca siyah Afrika’yı iliğine kadar sömürdüler… Gözlerini kırpmadan milyonlarca insanın katledilmesinin hem nedeni hem de seyircisi oldular. Ne için? Doğal kaynaklarını sömürebilmek için…

Bugün Avrupa’da sömürge madenciliğinin merkezi haline getirilen Türkiye’de farklı mı olacak sanıyorsunuz? Türkiye’de ellerinden gelen her kötülüğü yapmayacaklar mı? Ya da yapmıyorlar mı?

Doğa katliamlarına ve ekokırımlara karşı mücadele eden Fransız Profesör Michel Prieur, 21-22 Ekim’de Ankara’da düzenlenen, “Çevre, İklim Değişikliği ve Anayasacılık” konferansında konuştu: 2012-2020 Tarihleri arasında dünyada BİN 520 ÇEVRECİNİN ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ söyledi.

AYSİN-ALİ BÜYÜKNOHUTÇU)

Profesör Prieur’a göre, büyük toprak sahipleri, madenciler ve çokuluslu şirketler mafyayla işbirliği halinde çevrecilere saldırıyor. Türkiye’de bu konuda yakın zamandaki en çarpıcı örnek, Toroslar’ın sedir ormanlarını korumak için mücadele eden Aysin-Ali Büyüknohutçu çiftçinin evlerinde katledilmesidir. İliç’deki Çöpler Altın Madeni’yle ilgili rüşvet çarkını dönemin Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’e anlattıktan hemen sonra ölen Bekir Buran, hâlâ soru işareti olmaya devam ediyor. Cihaner’e ifade verdikten on gün sonra aniden rahatsızlandı. Önce gözleri kör oldu sonra şiddetli kusmaların ardından yaşama veda etti.

Milyonlar henüz seyrediyor… Ama en azından iklim aktivistleri durmuyor… Mona Lisa’ya pasta, Van Gogh’a çorbadan sonra Monet’ye de patates püresi atıyorlar… Tüm dünyada insanların dikkatini çekip, bu yakıcı ve öldürücü trendin önüne geçebilmek için çırpınıyorlar…

Yazar Hakkında

İbrahim Gündüz: 18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” ve "Altın Girdap" kitaplarını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babası.

Yorumlar (1)
Remzi Dilan 1 ay önce
Anlatım çok güzel, konular acıtıcı. Yüreğim yandı, öfkem kabardı. Nasıl başa çıkacağız bu düzenbazlarla? Eline, yüreğine sağlık.