16.05.2022, 16:52

Memleketi yağmalamanın adı ‘ülkeyi yönetmek’ olmuş

Böyle bir ülke yönetimi olabilir mi arkadaşlar…

TÜİK’e güvenemiyorsun… Merkez Bankası’na güvenemiyorsun… Bakanlar olmuş ayaklı yalan makinesi… Bir söyledikleri bir söylediklerini tutmuyor. Üstelik sözlerinin hiçbir hükmü yok…

yenemediğini hukuk yoluyla cezalandırmaya kalk. Hukuku siyasetin sopası gibi kullan. İstanbul’da oyların çalınmasını engelleyen kişiyi, “Hakaret etti” diyerek içeri tıkmaya çalışıp, siyaset yasağı getir.

Seçimlere giderken yine gerilim hattına sarıl, geziyi nifak kaynağı olarak milletin arasına sok, canı burnunda olan insanları cezalarla korkut.

Böyle bir ülke, böyle bir devlet olabilir mi…

Memleketi yağmalamanın ve yağmalatmanın adı ülkeyi yönetmek olmuş. “Biz seçildik, ülkeyi yağmalayabiliriz…” Böyle bir mantık olabilir mi? Moğolları iktidara getirseydik inanın bu ülkeye bu kadar zarar veremezlerdi.

dünyadaki en önemli şey BE-YİN. Bildiğiniz beyin. Kafatasımızın içinde olan o kıvrımlı organımız. Devasa fabrikalarınızdan, en öldürücü silahlarınızdan bile daha değerli olan şey BEYİN. İyi eğitimli ve üretken beyinler.

Bunun için özgür ve sağlıklı bir ortamda yaşamaları gerekiyor. Bir beynin üretici olabilmesi için öncelikle içinde bulunduğu bedenin sağlıklı bir ortamda yaşaması ve sağlıklı beslenmesi gerekiyor. Sonra dogmalardan, baskılardan, önyargılardan kurtarılması gerekiyor. Özgür bırakılması gerekiyor. Özgürce düşünmesi, özgürce üretmesi ve özgürce açıklaması ve yayması gerekiyor.

Kim sağlayacak bu ortamı?

O beyinlerin içinde yaşadığı devlet.

Beyinlerine düşman bir devlet olabilir mi? Olabilir. Beyinlerine düşman bir hükümet tarafından yönetilen bir devletimiz var.

Sınırlar yol geçen hanı olmuş. Elini sallayan sınırı geçiyor. Hem de kafileler halinde geçiyorlar. Kamyon kamyon, TIR’larla her gün yüzlerce insan Türkiye’ye akın akın geliyor. Bu insan göçünü film izler gibi izleyen bir hükümet ülkeyi yönetiyor.

Hepimiz Orta Asya steplerinden gelmişiz; öyle diyor.

Ülkeyi ucuz işçi cenneti haline getireceklermiş. Çin’in yerine üretim üssü olacaklarmış. Bunun için de sigortasız, karın tokluğuna çalışacak kölelere ihtiyaçları var. Çaresini de bulmuşlar Afganlı, Iraklı, İranlı, Suriyeli, Afrikalı çaresiz insanları ülkeye dolduruyorlar.

Bu ülkenin İçişleri Bakanı bu sistemi savunuyor. Yasa dışı göçmenleri gönderirsek en çok işverenler üzülecekmiş. Onları sigortasız, düşük maaşla çalıştırıyorlarmış. Kaçak göçmenler sayesinde ülke ayakta duruyormuş. Yasadışı çalışmayı ve çalıştırılmayı savunan bir İçişleri Bakanı!

Sayın İçişleri Bakanı, küresel iklim krizi nedeniyle bu “göçmen krizi” dediğiniz sessiz işgal giderek büyüyecek. Milyonlarca insan daha sınırlarımıza dayanacak. Önümüzdeki yıllarda sınırlarımız doğudan ve güneyden hiç görülmemiş sayıda göçmenlerin hücumuna sahne olacak. Evet siz kabul etmeseniz de tam bir istila durumuyla karşı karşıya kalacaksınız. Sizin yasa dışı göçmenleri ülkeye doldurmadan önce bu ülkede yaşayan milyonlarca insanı düşünmeniz gerekiyor. Sizin birinci önceliğiniz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmalıdır. Siz bu devleti ayakta tutabilmek için önlemleri almak zorundasınız.

Siz İçişleri Bakanı olarak ona buna laf yetiştireceğinize, bu göç dalgasıyla sınırlarınıza dayanacak milyonlar için ne önlemler almayı planlıyorsunuz bunu söyleyin. Komşu ülkelerle işbirliği halinde projeler geliştirmek zorundasınız. “Bilmiyorduk, haberimiz yoktu, aniden oldu” gibi bahanelerin arkasına sığınamazsınız. Yıllardır bilim insanları uyarı üstüne uyarı yayınlıyor.

Ülkenize, topraklarınıza, dağlarınıza, ormanlarınıza, su kaynaklarınıza, tarım alanlarınıza sahip çıkın diye uyarıyorlar. Sizin yönettiğiniz polis ve jandarma, topraklarına sahip çıkmaya çalışan köylülere, çiftçilere saldırıyor. Sizin yönettiğiniz jandarma ve polis köyleri haritadan silen, dağları-ormanları ve su kaynaklarını param parça eden emperyalist yağmacıların bekçiliğini yapıyor. Adına da “madencilik” diyorlar.

Ne olduğuna bakmadan, ne kadar kurum var hepsi yağmalandı, satıldı, savıldı. Memleketin en stratejik kurumlarından birisi olan şeker fabrikaları arsa rantlarına kurban edildi. Şimdi herkes döne döne hayvan yemi arıyor. Çünkü şeker pancarı sadece şeker değil aynı zamanda hayvan yemiydi.

Ne kadar kurum var satıldı, şimdi ülkenin toprakları satılıyor. Bu ülkenin vatandaşlığını ayağa düşürdüler. 200 bin dolar getir, 300 bin dolar getir hem ev sahibi ol, hem vatandaşlığı al. Böyle bir devlet yönetimi olabilir mi…

Önce adamı tüm dünyaya katil ilan et ki öyle, sonra git adamı kucakla. Böyle bir ülkedeyiz şu anda...

Yazar Hakkında

İbrahim Gündüz: 18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” ve "Altın Girdap" kitaplarını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babası.

Yorumlar (0)
14
parçalı az bulutlu