Yalan ve dezenformasyon iktidarın yönetim biçimi

Erdoğan’ın izlediği sert yol, sertleşen uslup, kutuplaştırma politikası ne anlama geliyor. Evrensel Gazetesi yazarları Bülent Falakaoğlu, Prof Dr. Ayşen Uysal ve Prof. Dr. Melek Göregenli anlattı:

Medya 02.06.2022, 09:44
Yalan ve dezenformasyon iktidarın yönetim biçimi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gezi Parkı direnişi döneminde söylediği ve caminin müezzini tarafından bile yalanlanan “Camide içki içtiler” söylemini devam ettirmesi bir yana, Gezi direnişine katılanlara da “sürtük” diyerek hakaret etti. Erdoğan ve iktidar temsilcilerinin bu sertleşen üslubu ne anlama geliyor?

Prof. Dr Ayşen Uysal, yalan ve dezenformasyon üzerinden yönetmenin bir “yönetim biçimi” halini aldığını ifade ederken Prof. Dr. Melek Göregenli Erdoğan’ın kullandığı sürtük kelimesi karşısında “Halkın büyük bir bölümünden tiksinen bir yöneticiyle karşı karşıyayız” dedi. Evrensel Gazetesi Yazarı Bülent Falakaoğlu da ‘Sertleşen’ siyaset ve siyaset dilinin, bir çok olgunun yanı sıra ekonomiyle de yakından ilişkisine dikkat çekti.

Erdoğan’ın izlediği gittikçe sert yol, sertleşen üslup, kutuplaştırma politikasını Bülent Falakaoğlu, Prof. Dr. Melek Göregenli ve Prof Der Ayşen Uysal Evrensel Gazetesi’ne değerlendirdiler.

FALAKAOĞLU: BU SİYASET DİLİNİN EKONOMİ İLE İLGİSİ BÜYÜK

‘Sertleşen’ siyaset ve siyaset dili, birçok olgunun yanı sıra ekonomiyle de yakından ilgili. Daha doğrusu ekonomik büyümeye rağmen derinleşen yoksulluk, süren zam yağmurları gibi ekonomik sorunlarla… Önceki gün açıklanan büyüme ve dış ticaret verileri gösterdi ki hükümetin iddiaları ile ekonomik sonuçlar arasında uçurum var. Hükümet uyguladığı ekonomi modelini şu sözlerle pazarladı: “Pahalı döviz, ucuz emek ihracatı patlatacak, yatırımı coşturacak, cari açığı azaltacak, Türkiye ekonomisi bağımlılıktan kurtulacak”. Oysa TÜİK verileriyle görüldü ki ocak-nisan döneminde ihracat yüzde 21 artarken, ithalat yüzde 40 artmış. Açık daha da büyümüş.

Yatırımlar artmamış ama emek iyice ucuzlamış. Büyüme sermaye sınıfına yararken, emeğin milli gelirden aldığı pay iyice gerilemiş. Hükümetin ‘Enflasyon yaz aylarında düşer tezi’ de çökmüş durumda; vatandaş zam fırtınası altında neye uğradığını şaşırmış durumda.

Böylesi bir tabloda ekonomi dışı gündemler ve kimlik siyaseti hükümetin taktiği olarak hayata geçerken, iktidarın kutuplaştırıcı, yaftalayıcı, hakaretamiz dili karşıt ekonomik söylemlere şu sıfatlarla boca ediliyor: “Hain, mandacı, iş birlikçi”.

PROF. DR. AYŞEN UYSAL: HER ŞEY KRİZDE

Yalan ve dezenformasyon üzerinden yönetmek bir yönetim biçimi halini aldı AKP hükümeti ve Erdoğan açısından. Bu bir yönetim biçimi olarak ele alınmalı. Sonuç olarak buna ne kadar inanıldığıyla ilgilenilmeden sürekli her meselede bu yönteme başvuruyorlar. Eskiden kriz dönemlerinde başvurulurdu ancak artık daha sık yapılmaya başlandı. Aslında Türkiye’nin yönetme krizini -sadece ekonomik krizden bahsetmiyorum- böylesi bir yönetme biçimiyle aşmaya çalışıyor. Bunun ne kadar işe yarayacağı elbette birtakım araştırmalar yapılarak anlaşılabilir.

Peki neden böyle bir dönemde artıyor? Bir kere sıkıştıkça daha çok başvuruluyor bu yönteme. Politika üretememek, ekonomiden dış politikaya kadar yaptıkları her şeyin kötüye gitmesi; ülkeyi yönetememe krizi var. Ve bu krizi kendilerince bertaraf etme adına böyle bir yönetim biçimine başvurduklarını düşünüyorum.

Bunun bir diğer boyutu da adı konulmamış bir seçim sürecine girilmiş olması. Bu seçimin erken ya da olağan zamanında olması arasında bir fark yok. Bu söylemler olası bir erken seçimin göstergesi olmayabilir. Ama bir seçim havasına girildiğine her halde kimse itiraz etmeyecektir. Çünkü bu adı konulmamış bir kampanya dönemi. Bu tür dönemlerde de aslında kendi tabanını kutuplaşmalar çerçevesinde konsolide etmek istiyor diyebiliriz. Daha sıkı tutabilmek açısından bu tür yöntemlere başvuruyor. Bu biz ve onlar ayrımını yaratıyor; bizdensin ya onlardan. Bu belli bir seçmen kitlesini bir arada tutmaya eskisi kadar olmasa da hizmet edecek bir politika.

PROF DR. MELEK GÖREGENLİ: HALKIN BÜYÜK BİR BÖLÜMÜNDEN TİKSİNEN BİR YÖNETİCİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Erdoğan’ın “pislemek” sözcüğünü kullanması en az çürük ve sürtük sözcüklerini kadar önemli. Aslında insanlıktan çıkarıyor. Biz buna insanlıktan çıkarmak deriz. Bir grubu insanlıktan çıkarırsanız ona her türlü zulmü yapmak meşru hale gelir. Bunu da yapıyor ama bunun ötesinde ben şunu düşündüm; o yüzündeki tiksinme ifadesi… Halkın büyük bir bölümünden tiksinen bir yöneticiyle karşı karşıyayız. Bu her şeyden önce kendisi için çok acı verici bir şey olmalı diye düşünüyorum.

Toplam 20 yılda Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına yönelik konuşmalarında yurttaşların farklı gruplarını nitelemek için kullandığı sözcükler bir tez konusu olmaya layıktır. Bu kavramlara eşlik eden duygular, nefret etmekten tiksinmeye, aşağılık duygusundan kıskanmaya, hasete varan çok geniş bir duygu yelpazesinde oluşuyor. Bunun gerçekten çalışılması lazım. Herhalde dünya tarihinde bu kadar çok boyutlu ve katmanlı duyguları barındıran bir yaklaşımla az karşılaştık. Bunu kaydetmemiz gerek.

Şu da dikkat çekici kadınlara niye sürtük deniyor? Bu hatırlarsanız “Kız mısın kadın mısın belli değil” gibi bir şeyden başladı. Belki de oradan başlamadı hep vardı. Bu cümle Erdoğan’ın zihninde kadının yerinin ne olduğu konusunda bize baştan bir fikir veriyor. Onun için kadın, eğer haklarını korumak ya da bir şey söylemek için evin dışında kamusal mekana çıkıp isyan ediyorsa olsa olsa sürtük olabilir. Yani erkekler çürük, kadınlar sürtük olabilir; bunu söylüyor. Kafasındaki kadının nasıl bir varlık olduğunu biz biliyoruz artık. O kadına ne görevler yükleyip asla hangilerini yüklemediğini biliyoruz.

Bence bu artık kendisine de yarayan bir şey değil ama bunun farkında bile değil. Çünkü rasyonelliği çok çabuk kaybediyor bu iktidar. O yüzden ben artık kendi adıma üzülmek, kızmak gibi duygular yaşamıyorum. Bir an önce bu iktidardan kurtulma arzumu güçlendiriyor. Bence milyonlarca kadında yarattığı duygu da bu. Sırf kadınlara sürtük demiyorlar. Aynı zamanda buna eşlik eden, mesela Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun duruşması var değil mi?

Sürtük diyerek sadece aşağılamıyor. Biz zaten aşağılanmıyoruz o sürtük deyince. Aynı zamanda hukuk vs. tüm silahlarını kullanarak bu ülkenin en güçlü kitle hareketi olan kadın hareketini durdurmaya çalışıyor. Yani sürtükleri mahkemeyle, evle, dayakla terbiye etmeye çalışıyor. Bu ülkenin sürtüğü de çürüğü de bitmez. Keşke bunu kabul etseler ve biraz rahatlasalar.”

Yorumlar (0)
17
parçalı az bulutlu