07.05.2022, 23:48

Marvel evrenine Sam Raimi dokunuşu

Marvel filmleri bir ‘evren’e dönüşmezden önce, daha yolun başındayken kapıları açan isimlerden biri Sam Raimi olmuştu. Korku sinemasıyla adını duyuran bu özel yönetmen 2002-2007 yılları arasında çektiği ilk “Örümcek Adam” üçlemesiyle hem çizgi roman uyarlamalarına yepyeni bir soluk getirmiş hem de bugün sinemanın en büyük ekonomisi haline gelen “Marvel evreni”nin temellerine sağlam bir kolon eklemişti.

Aradan geçen zamanda kamera arkasına daha az oturup, yapımcı olarak daha fazla katkı sundu sinemaya Raimi. Ama yolu Marvel ile kesişmeden edemezdi tabii ki. “Yenilmezler”in finali ile son bulan birbirinin içine geçmiş hikayelerle bezeli ilk Marvel serisinin ardından yeni bir dünya “çoklu evren” çılgınlığı ile inşa edilecek belli ki. Geçen yılın son demlerinde izlediğimiz “Örümcek-Adam: Eve Dönüş Yok” ile bu evrene yeni kapılar açılmıştı. Bu hafta sinemalara konuk olan “Doktor Strange: Çoklu Evren Çılgınlığında” (Doctor Strange in the Multiverse of Madness) filmiyle ise adından da anlaşılacağı üzere tam bir çılgınlığa dönüşüyor.

Filme geçmeden önce bu parlak buluşun hakkını verelim. Uzun bir döneme yayılan ve hemen her karakterin hikayesinin sonuna gelinen bir durum söz konusuydu. Marvel’in yaratıcıları, bu karakterlere başka evrenlerde başka hayatlar inşa ederek yeni ve büyüdükçe büyüme ihtimali olan bir kapı da aralamış oldular böylece. Her ne kadar önümüzdeki bir Doktor Strange filmi olsa da, asıl odak büyük güçlere sahip olan Wanda Maximoff/ Scarlet Witch gibi görünüyor. Benim izleme fırsatı bulamadığım ama bulanlara sorup öğrendiğim kadarıyla, artık her şeyin her şeye bağlanabildiği bu evrende bu filmin hikayesi de Wanda’nın Scarlet Witch’e dönüştüğü süreci anlatan Wanda Vision dizisine bağlanıyormuş.

“Yenilmezler”in sonunda Vision’u öldürmek zorunda kalan ve bunu vicdanıyla yaşayan Wanda bir başka evrende ‘mutlu ve çocuklu’dur! Ancak o evrene seyahat edecek olanaklardan yoksundur. Derken America Chavez adlı genç bir kadın çıkar ortaya. Evrenler arasında sorunsuzca seyahat edebilen bu kadının yeteneği Wanda’nın iştahını kabartır, “Karanlık Kitap”ın etkisine giren süper kahramanımız Chavez’in peşine düşer. Onu koruma görevi de Doktor Strange’e düşecektir. Bundan sonrası kaçıp kovalamacanın birbiri ardına geldiği, kentlerin yerle bir edildiği, evrenlerin birbirinin içine girdiği gürültülü bir bilgisayar oyunu gibi. Ama hakkını yemeyelim Sam Raimi, bu görsel obezliği izlenilir ve eğlenceli kılmayı başarıyor.

Öncelikle çok iyi bildiği korku türünün mekânsal düzenlemelerini ödünç alıyor birçok yerde. Bu uyum, önceki Marvel filmlerinden estetik olarak farklı bir boyuta taşıyor filmi. İkinci olarak kendi filmleri de dahil olmak üzere birçok gönderme yapıyor bilenler için. Ayrıca Marvel evreni filmlerinin sınırlarını zorlayan ‘şiddet’ görüntülerine yer veriyor. Marvel filmlerinde şiddet, tıpkı çizgi romanlarda olduğu gibi ‘karikatür’ düzeyindedir. Görürüz ama dehşete kapılmayız. Plastik bir şiddet döngüsü yaşanır. Eğer filmin kahramanlarından birisi değilse ve dramatik bir an yaşatılmak istenmiyorsa ölüm anları net gösterilmez. Oysa Sam Raimi, insanların yanışından, bedenlerinin bir bölümünü kaybedişlerine kadar kontrollü bir şiddet göstermeyi tercih ediyor. Benzer şekilde Süper Kahraman’ların üzerine asla kan sıçramaz. Ama bu filmde hem Strange’in hem de Wanda’nın eli kana bulanıyor açıkçası.

Bu tercihler, Christopher Nolan’ın 2010 tarihli “Başlangıç” (Inception) filmine nazire yaparcasına katman katman açılan evrenler arasındaki fantastik boyuta karşı gerçekçi bir zemin oluşturuyor ve denge sağlıyor kanımca. Hal böyle olunca serinin en orijinal işlerinden birisi çıkıyor ortaya. Serinin önceki işlerinde standartlaşmış endüstriyel görsel tercihlerin dışında, ana akım bir filme bir yönetmenin vurabileceği kadar damgasını vurmuş Sam Raimi. Sevenlerini fazlasıyla mutlu edecektir diye düşünüyorum.

Yorumlar (0)
15
parçalı bulutlu