27.09.2022, 12:27

Kadınlar yürüyor, Leylak moru, gülkurusu dağlara doğru…

İran’da; eşit, özgür ve insanca yaşam için mücadele veren kadınlara selamla…

Başımızı iki dizimiz arasına alıp da üzgün olduğumuz günlerden geçiyoruz…

Ve artık hiçbir şeye şaşırmıyoruz…

Müziğe nefret kusan, sanata düşman bu insanlar arasında “kadın” bedenlerimizle yaşamak için direniyoruz…

Oysa diyorum kuşları, yıldızları, ayı göğsünde barındıran gökyüzü ne dehşetli büyük, ne kadar da sonsuz…

Asya’dan Avrupa’ya, Ekvatora, hepimiz yaşıyoruz aynı göğün altında. Ama bulutlar salkım salkım, kan Ortadoğu’da yağıyor kadınların başına…

Ve evet biliyoruz ki; artık Ortadoğu’da “kadın" olarak, Ortadoğu’da “insan" olarak yaşamak zor. Bıçak uçlu insan hafızaların arasında çok ağır bir yük…

Birlikte üşüdüğümüz insanlarla birlikte yanıyoruz, bizi yaşatmak değil öldürmek isteyenlerin dünyasında…

Çünkü anlamıyorlar kadın "korunması gereken" değil, dünyaya karşı duruşuyla, duygu ve düşünceleriyle var olan, her biri kendi hayatının öznesi olan bireydir. Dayatılan öğretilerden kurtulmak, kargaşalara cevap aramak isteyen onurlu birer birey…

Yüz yıldır alacakaranlıkta arıyoruz, koşuyoruz ardından.

Ve kadın/erkek olmanın değil, insan olmanın bilinciyle haykırıyoruz.

“Kadın” “erkek” değil “insan" diyeceğiz, insan…

Hepimiz biliyoruz ki, sorunun temelinde "erk zihniyet" var ve “kadın” özgürleşirse kesilir beslendikleri muhafazakâr damar…

Onlar hayatın şiirinde birer ortak özne olmak istemiyorlar. Onlar; biat ettirecekleri, sırtından beslenip güçlenecekleri, kendi erklerinin devamı için; sanattan, sokaktan, hayatın ortasından, yaşamın odağından koparılmış, eşitsizliğe boyun eğecek, evlere hapsolmuş kadınlar istiyorlar…

Oysa kadın; tıpkı sizler gibi üreten ve düşünendir. Üstelik bin bir çiçekli bahçe gibi renklidir. Yaşamın ritmidir. Ve saçları kadınların ut tellerinde ahenk bulan notalar gibi, kadın bedenin de vücut bulan ezgilerdir…

Evet, doğrudur. Başımızı iki dizimiz arasına alıp da üzgün olduğumuz günlerdeyiz ve artık hiçbir şeye şaşırmıyoruz…

Ama pes etmiyor, doğamızdan vazgeçmiyoruz…

İran’da direniyor gericiliğe kadınlar, direnecek birlikte bütün halklar…

Şimdi siz, evet bayım siz, bu üzgün ve kederli yorgunlukta demlenmiş kadınların dirençleri karşısında şaşıracaksınız…

Siz, mollalar, kadını kapılar ve bezden örtü arkasına hapseden yobazlar, kadınların haklı isyanında boğulacaksınız…

Artık üfürdüğünüz rüzgâr, direniş rüzgârlarıyla yer değiştirdi…

Gün akşama evrilince çiçekli entarisini toplayıp oturan kadınlar, dökecek artık etekteki taşları yamaçtan aşağı…

Değecek, değecek eli dünyaya, yükselen faşizme ve sağa. Çünkü kadınlar yürüyor dağlara doğru özlemlerle, acılarla …

Değecek saçları sırtlanlara, değecek yobazlara…

Özgürleşecek kadınlar, yeniden doğacak güneş Ortadoğu’da, Leylak moru, gülkurusu dağlarda…

Yazar hakkında:

Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiir ve Diyalektiğin Kanatsız Kuşu adlı bir öykü kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.

Yorumlar (1)
Cavid Gök 2 ay önce
Kalemine sağlık Muhteşem bir yazı olmuş.