17.11.2022, 15:20

İstiklal Caddesi yasını tutarken…

13 Kasım’da yaşanan terör saldırısının ardından resmi makamlar bir yas ilan etmemesine rağmen Beyoğlu’nun karalar bağlamış hali, toplum vicdanının en önemli yansımasıydı…

13 Kasım’da terör saldırısının gerçekleştiği gün olay yerine polislerin ilk işi Cadde’yi baştan başa güvenlik çemberine almak oldu. Ertesi gün Cadde’nin kapıları açıldığında, patlamanın yaşandığı yer kırmızı kadife bantlarla çember içine alınmıştı. Bu yas alanı ikinci gün, gün boyu Siyasilerin ve gazetecileri yoğun ziyaretlerini ağırladı.

15 Kasım günü İstiklal Caddesi’ne girdiğimde ise geçtiğimiz günlere nazaran daha seyrek bir kalabalık vardı. Cadde’ye giren hemen herkes olay yerini ziyaret ediyor, kimi elindeki çiçeği, kimi bir başsağlığı yazdığı notu buraya bırakıyordu. Saatler gece yarısını geçene kadar, ziyaretçilerin ayağı hiç kesilmedi.

İstiklal Caddesi’ni sağlı sollu kuşatan mağazaların renkli ışıkları söndürülmüştü. Dükkanlardan gelen müzik sesi tamamen kısılmıştı. Beyoğlu’nun neredeyse tüm eğlence mekanları bomboştu.

Beyoğlu, adı konulmamış bir yası yaşıyordu.

Devlet erkanı, 6 yurttaşın yaşamını yitirdiği bombalı saldırıya rağmen resmi ziyaretlerini iptal etmezken, gittiği ülkelerde danslı gösterilerle karşılanırken; bu bombalı saldırı karşısında ulusal yas ilan etmeye yönelik herhangi bir girişimde bulunmazken, İstiklal Caddesi boylu boyunca yastaydı. Cadde’nin ziyaretçileri de bu saygı duruşuna aynı şekilde eşlik ediyordu.

Toplumun bu hassasiyeti gösterebilmesi ne büyük bir erdem. Toplum böylesine bir erdemi sergilerken, Devlet erkanının bu yas haline bir türlü ayak uydurmaması, hatta bu saldırıyı alalade bir saldırı gibi sıradanlaştırmaya çalışması vahim!

Oysa bu yas haline eşlik etmek demek, toplumsal adaletin onarılmasındaki ilk adım olabilirdi. Toplumsal adaletin onarılabilmesinin en önemli adımı ise gerçek bir soruşturmanın yapılabilmesi. 

Bugüne kadar resmi kaynakların, iktidara yakın basın yayın kuruluşları tarafından kamuoyuna verdiği bilgilerin, çok doyurucu olduğunu söyleyemeyiz. Bugüne kadar yaşanılanlara baktığımızda, bu saldırının da faillerinin çıkarılması konusunda güven oldukça az. Bunun için son bombalı saldırıda yaşananları anımsamak yeterli.

10 Ekim 2015 tarihinde 103 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Gar Katliamı hakkında açılan dava, 7 yıldır ilerlemiyor. Gar Katliamında yaşamını yitirenlerin avukatları, yıllardır iğne ile kuyu kazarken, Mahkeme ve Savcılık bu çabalara kayıtsız kaldı. Dava aynı zamanda İŞİD Terör Örgütü’nün Türkiye’deki örgütlenmesini, İŞİD’lilerin Türkiye’ye sınırdan nasıl geçtiğini, hangi kaynaklardan beslendiğini açıkça ortaya koyuyordu. Ancak soruşturma derinleştirilemediği için, dava gerçek failler ortaya çıkarılamadan, akıllarda çok sayıda sor işareti bırakarak, cezasızlığa doğru sürüklendi. Aynı 2015’de gerçekleşen Suruç katliamı, HDP Diyarbakır mitingine yapılan bombalı saldırı gibi…

7 yıldır yaşanan dava süreçleri, devletin gerçek bir irade gösteremeden bu davaların çözülemeyeceğini gösterdi. Deneyimler de bu iradenin yokluğunu ortaya koydu. Cezasızlıkla körüklenen bu yargılama süreçleri de yeni saldırıların adeta önünü açtı.

Peki bundan sadece siyasi iktidar mı sorumlu? Ya siyasi iktidarı özellikle 2015 sürecinde yaşananlar üzerinden kötüleyerek, muhalefete geçen aktörler?

Evet, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’ndan bahsediyorum. “Bildiklerini açıklama” konusunda oldukça temkinli olan Davutoğlu’nun sessizliği, siyasi iktidarın sessizliğinden daha da korkutucu. Sincan Cezaevi’nde yargılaması süren Kobane Davası için tanıklığa yanaşmayan, siyasetçilerin tüm çağrılarına kulak tıkayan, gazetecilerin sorularını sessizlikle geçiştiren Davutoğlu, 2015 sürecine ilişkin gerçek adaletin sağlanamaması konusunda kendi sessizliğinin de bir payı olduğunu, 2015 sürecinin karanlıkta bırakılmasının 2022’deki bu saldırıya da zemin hazırladığını düşünüyor mu acaba?

Dün Meclis’ten milletvekilleri, Davutoğlu’na yeniden seslendi, “Meclis’te bir Komisyon kuralım, gel bildiklerini anlat” dedi. Davutoğlu, buna da sessiz kaldı.

İktidarın bu davaları karanlıkta bırakma politikasının yanında, muhalefetin de bu ürkütücü sessizliği eklenince, Beyoğlu’na sadece uzun bir yası tutmak kalıyor.  

Yorumlar (0)