22.11.2022, 01:00

İnsan umutsuzluktan umut üretir sevgili Mabet Ağacı…

Yoğun umutsuzluğun sarıp sarmaladığı zamanlardayız. Öyle ki, her yerde görmek mümkün tükenmişliği.

Geçenlerde oturuyorum parkta. “Umutların öldüğüne iyice inandım”, diyerek sohbete başladı benimle ileri yaşta bir mabet ağacı…

Yıllarca; neler gördü bu gözler, duydu kulaklar. Ne acılardan geçti bedenim, ne sancılar çekti yapraklarım da hiç umutsuzluğa kapılmadım. İnsanlık derdim. Bulur ille de bir çiçek açtıracak direnci bulur da, umudu yeniden doğurur.

Öyle ya; Anadolu ne kırımlar geçirdi. Üstünde yaşadığım toprak, ilk kez bir zulüm görmüyorum ki. Ne kötülükleri, ne zalimleri alt etti. Eder, bunu da eder derdim. Hani büyük insanlık! Ve fakat artık benim de umudum iyice tükendi.

Hatta geçenlerde bir Puhu Kuşu kondu sonbaharda yaprakları dökülmüş dallarıma.

Vedaya geldim. Bu coğrafya, tıpkı senin yapraksız bedenine döndü dedi. İnsanlar da her şeyini dökmüşler, ağaçlar gibi; inandıkları bir şey kalmamış, üstelik umutları da. Tükenmişler, hepsi birer sonbahar şimdi.

Ben baharsız, ağaçsız yapamam. Hem göğün altında yaşayan ölüye dönen insanları gördükçe, ölürüm kahrımdan. Sokaklarında; çocuk cıvıltılarının, insan kahkahalarının, umudun olduğu yerlere gidiyorum…

Yanılıyorsun dedim. İnsanlar değerlerini özler, insanca yaşamayı ister. Onca acıyı, zulmü, savaşı, yaşayıp da yeniden hep yaratmadılar mı ışığı?

Kal, dedim. Bunu da atlatırlar, onarılır tüketilen her şey. Aydınlığın, yine iyiliğin, güzelliğin türküsünü hep birlikte söylerler. Dinlerler dallarımda senin ezgilerini, gövdelerimizin altında sevinçle raks ederler.

Ahhh! Mabet ağacı dedi, kokunu sevmiyorlar diye kesip durmaktalar seni. Bilseler; bin bir derde devan var, kesmezler. Ama bilmiyorlar, insanlar bilmeyi istemiyorlar, sorup sorgulamıyorlar.

Bak etrafına; artık kaldı mı Ağın ağacı, su püreni. Açıyor mu Panpal, yoğurt çiçeği? Bittiler, Tarla kuşları da gitti. Hem zaten niçin gitmesinler? Tarlalar kaldı mı ki? Kırlangıçlar da terk etti. Bir Hüzün savar kuşları direniyor. Hüznü dağıtmalıyız diyor. Bir de Bilge baykuşlar, insanları uyandırmaya çalışıyorlar.

İnanmıyorum artık. Zehirli sarmaşıklar sardı her yanı, insanlar; bilinci, iyiliği yitirdiler.

Haklısın dedim Puhu Kuşuna. Anlatmaya devam etti Mabet ağacı; bilinç olmayınca insanlık ölür. Ölmüş bilinç, insanlık da ölüyor.

Daha ben cevap veremeden Mabet’e, bizi dinlemiş Bilge baykuş, girdi söze:

“Eğer yarınlara dair bir ışık göremiyorsak, belki de karanlık gözlerimizdedir. Işığı yakalamak için kendimizden başlamak gerekir” dedi.

Hani, Nazım’ın dizelerinde ki gibi:

“Ben yanmasam,

Sen yanmasan,

Biz yanmasak,

Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”

Bin bir yönden ışık olalım. Umutlarını dahi tüketmiş bu İnsanlığı uyandıralım. Hem, şunun şurasında ne kaldı bahara, üç, beş ay daha dayanın.

Siz yenilendikçe, baharda dallarınız yeşillendikçe, dayanamaz insanlar bir ışıkla bilinçlenir, bir umut çiçeğiyle aydınlanıverir…

Gitmeyin, kalın. Bu topraklar zehirli sarmaşıkların değil, sizin.

Ne diyordu sevgili Yaşar Kemal:

“Benim kitaplarım; yaşam gibi doğru söylesin, yaşamla birlik olsun istedim. Çünkü yaşam umutsuzluktan umut üretmektir.”

Evet, insanlık kayıp ama ölmedi. Bir şey oldu, zehirli sarmaşık dalları arasında sıkıştı kaldı. Kuşlar bir gagaladı mı, sökülür sarmaşıklar, insanlık yeniden ortaya çıkar.

İnsan umutsuzluktan umut üreterek bugüne kadar gelmiştir. Yeter ki ekilsin umut, bilinçlendirir. Giden kuşlar yine gelir.

Düşündüm, Bilge Baykuş haklı. Şimdi gitmek, umutsuzluk zamanı değil. Bu ölü toprağını üzerimizden atmalı.

Hiç insan umutsuz yaşar mı? Yaşamaz. İnsan isterse eğer, umutsuzluktan umut da üretir sevgili Mabet Ağacı.

Hadi, şimdi; bahara yeniden doğabilmek için bilinçlendirelim insanlığı, sandıklardan çıksın diye aydınlık, toprağa tohum olma zamanı.

Hadi halkım sıra sende, umudu büyütmek için, tükenmişliği silkele…

Yazar hakkında:

Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiir ve Diyalektiğin Kanatsız Kuşu adlı bir öykü kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.

Yorumlar (2)
Alev Şen 2 hafta önce
Şiir tadında bir yazı olmuş kaleminize sağlık.
Filiz çetin 1 hafta önce
Yüreğine kalemine sağlık sevgili safiye..