Yakın tarih tekerrür eder mi?

Seçimler yaklaşıp, bir yandan da Mersin'de olduğu gibi saldırılar, provokasyonlar artarken, akıllara 7 Haziran seçimleri sonrası yaşananlar ve 1 Kasım seçimleri geliyor. Nuray Sancar da bunu köşesine taşıyarak, "Yakın tarih tekerrür eder mi?" diye sordu. Sancar'ın Evrensel Gazetesi'ndeki yazısı şöyle:

Gündem 01.10.2022, 11:09
Yakın tarih tekerrür eder mi?

7 Haziran 2015 seçimlerinin sonuçlarını değiştiren 1 Kasım’a kadarki süreçte yaşananları ne buradan kârlı çıkanlar ne de provokasyonlardan zarar görenler unutabilir. Bu kadar kısa süre içinde sandıktaki eğilimleri değiştiren şok, birinciler için başarısı neredeyse teyit edilmiş, her zaman kullanılabilir kaos programı, ikinciler içinse her zaman ihtimal dahilindeki tehdit olarak kaydedildi.

7 Haziran seçimlerine, HDP’nin bir hafta önceki mitingine yapılan bombalı saldırıyla girilmişti. Seçimlerin hemen arkasından 20 Temmuz’da Suruç Katliamı, bundan iki gün sonra Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi, 10 Ekim’de Barış Mitingi Katliamı gerçekleşti. Birkaç ay boyunca araya serpiştirilen canlı bomba saldırıları, sokağa çıkma yasakları eşliğinde şehirlerin kuşatılması ile gidilen seçimlerden AKP tek başına iktidar çıktı. O zaman seçim propagandasında Beyaz Toros tehdidi, 10 Ekim’in oy miktarını artırmasından duyduğu sevinci gizleyemeyen Davutoğlu pişkinliği damga vurmuştu. Bir de şantaj: Verin dört yüzü rahat edin!

2019 yerel seçimlerinde ‘bir şeyler olmamasına rağmen bir şeyler olmuş gibi’ bazı semtlerde ev ev dolaşarak seçmen kontrolü yapan polis ekiplerinin faaliyeti de buna eklenince seçimlerin iktidar açısından bir Ortadoğu usulü Ali Cengiz oyununa dönüştürüldüğü kesinleşti. Önümüzdeki seçimlerin de provokasyona açık olduğu kuşku götürmüyor.

Mersin’de bir polisin öldürülmesiyle sonuçlanan terör eyleminin seçimlere kötü bir başlangıç olduğunu yazan ve düşünen birçok insan tarihin tekerrür edebileceğinden korkmakta haklı. Bir süredir bu tür eylemlere kalkışmayan PKK’nin üstlendiği saldırı şimdi 7 Haziran’da olduğundan daha fazla pazarlayacağı şeye sahip olmayan iktidarın elinde hemen bir koza dönüştü.

Enflasyonun krize döndüğü şu sıralarda beraber yürüdük biz bu yollarda, aşk ile hizmet ile, aynı gemideyiz hepimiz, göklerden gelen bir karar… gibi söylemlerin zerre öneminin kalmadığı şu günlerde doğrusu iyi bir pas.

AKP’nin en büyük rakibi 6’lı masayı psikolojik harple çökertme hedefi zaten biliniyor. Şu ana dek 6’lı masanın gizli ortağı, pazarlık gücü olarak kabul edilen, HDP üzerinden zorunlu bir PKK iltisakı çıkarma çabasından hiç vaz geçmeyen bir iktidar var. HDP’nin PKK ile eşitlenmesi HDP ile temas edenlerin de listeye yazılması kesintisiz devam ediyor. Masada göremediği HDP’yi nihayet masanın altında arayan hayalcilik insanı güldüremiyor da. Çünkü ağır faturalar böyle kesiliyor.

Bu bir yana HDP ile Emek ve Özgürlük İttifakında bir araya gelen emek ve demokrasi güçleri, iktidarın HDP üzerinden dizaynını boşa çıkarma konusunda önemli bir adım oldu. Fakat Mersin suikasti Emek ve Özgürlük İttifakının deklarasyonunun tartışıldığı bir gündemi ikinci plana iterek her türlü demokrasi mücadelesinin terör gölgesinde konuşulmasının imkanını çoğalttı. 2015 yılında Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesinden sonra ateş hiç de durduğu yeri yakmamıştı. Memleketin içi ve Ortadoğu barut fıçısıyken siyaseti herhalde kendince tayin ettiği belli bir istikamete yöneltmeyi amaçlayan böyle bir eylemin muhtemel sonuçlarını da tahmin etmek zor değil. Her şeyden önce iktidarın bütün ‘ama’larını meşrulaştıran, demokrasi mücadelesinin siyasal kanallarını genişletmek için bir araya gelen emek demokrasi güçlerini iktidarın yeni itham ve saldırılara açık bırakan bu tür eylemler her zaman provokasyonlara davetiye de çıkaracaktır. ‘Biz de varız’ demek için değer mi? 

Tek adam rejimiyle öyle bir devlet yapılanması oluştu ki iktidar parselinden gecekondu kapanlar, her şeyi bilirologlar, seçilmemiş yetkililer, tarikatlar vakıflar, iktidar yalakaları, Diyanet İşleri sorumluları, dost mafyalar, cübbeliler, sarıklılar, Sadat’lar ve namlı paramiliterler, altı üstüne gelmiş derinlikler… Hepsi halka şekil vermeye uğraşıyor. Korku ortamı yaratmak deyince bu detone koro hep bir ağızdan ‘iç savaş’ diye bağırıyor ve aralarından bazıları kimin silahlandığını, kendi sitelerinde kaç kişiyi halledeceklerini kamuoyunun önünde söyleyebiliyorlar. Karşılarında tir tir titreyen seçmenin çaresizlikten oyunu ateşe atması bekleniyor böylece.

Terör eylemleri sadece sandıktaki oyun yönünü değiştirmeye yönelmez. Bekasını coğrafyadaki savaş halinin sürmesine bağlayarak erken kışkırtmalardan nasip toplamaya çalışanların da umutsuz anahtarıdır. Sindirilmiş halkın korkusu petrole, nüfuza, paylaşım savaşına bağlanan kör idealin yakıtına dönüşür.  

Bu seçim döneminde de o eski, ‘hep aynı şeyler’in yaşanacağı duygusu her fırsatta besleniyor. Çünkü faşizme göz kırpan politik biçim altında yürütülen iktidar ilişkileri bağlamında provokasyonlar, demokratik süreçlerin işlemesine olanak tanımamak için bir mazeret. Ama aynı zamanda bir sonuç da. Barış politikalarının ve demokrasinin hakim olmadığı her yer provokasyonlara verimlidir.

Ne yazık ki böyledir.

Yorumlar (0)
GazetelerTümü