Şebnem Korur Fincancı 12 Eylül'ü yazdı: Bitmeyen darbe

TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı, 12 Eylül darbesinin yıldönümünü Evrensel Gazetesi'ndeki köşesinde değerlendirdi...

Gündem 12.09.2022, 14:04 12.09.2022, 14:08
Şebnem Korur Fincancı 12 Eylül'ü yazdı: Bitmeyen darbe

Anayasayı ve yasaları askıya alan, hak ve özgürlüklerimizi ve demokratik haklarımızı ihlal eden 12 Eylül darbesinin üzerinden 42 yıl geçti ama 12 Eylül hukukuyla, kurumlarıyla varlığını sürdürüyor.” İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi demokrasi ve insan haklarına olan ihtiyacın tamamen göz ardı edilip, rejimin otoriter tarzda yeniden organize edildiği, verili hukukun hak ve özgürlükler için bir güvence olmaktan tamamen çıkartıldığı bugün, ‘Ne darbe ne diktatörlük, acil demokrasi, acil insan hakları’ diyerek hepimizi saat 11.30’da TRT Radyosunun eski binası önüne, Elmadağ’a çağırıyor. TRT Radyosu binası bizim kuşaklarımız için darbeleri çağrıştıran bir bellek mekanı aynı zamanda. Hasan Mutlucan’ın sesinden kahramanlık türküleri de öyle, darbelerin sabahına uyandığımız, darbecilerin tamimlerini okumaya başlamasından önce ilk duyduğumuz ses onun sesi oldu yıllarca. ABD siyasetçileri, gizli servisçilerinin “bizim çocuklar” diye hitap etmelerinin ifşasından çok önce birilerinin çocukları olduğunu bildiğimiz nice darbeci tanıdık yıllar boyunca. Memleketi kasıp kavuran, insanlık değerlerinden soyup dımdızlak bırakanlarla imtihanımız çetin oldu hep. Kaç insanımız katledildi, işkencelerde sakat kaldı, bizimse bir yanımız hep yaralı... Sonra postmodern/ modern ötesi darbeler çağına girdik, havada uçuşan andaçlarla facetime’dan uzayın derinliklerine sızan sinyallerden anlaşılan o ki hakikat ötesine sıçradık.

Bitmeyen darbe yapmışlar meğer, 12 Eylül’den beri ince ince hesaplayarak toplumun dokusunu içten içe kemiren, renkleri tüketip akla karaya mahkum eden bir hayat kurgulamışlar. Bitmeyen dediğime bakmayın, tabii ki bitirmek bizim elimizde. Hiç kolay değil, evet, ama insanlığa dair kazanımlar ne zaman kolay olmuş ki? Toplumu alaşağı etmiş bir darbeler çağından çıkış kolay olmayacak. Artık toplum olmaktan uzaklaşmış, ahlakını çıkarına teslim etmiş insan topluluklarından yeniden bir toplum yaratmak, insanlık değerleriyle buluşturmak için büyük bir çaba göstermek gerek.

Neden kendisini gözaltına almadıklarını sorup, vardır bir nedeni diye işkenceyi meşrulaştıranların evlerinin içine şiddeti yerleştirip aklayınca, kaçırdıkları vergiler övünç kaynağı kılınınca, uyuşturucu en yüksek yerden insanlara boca edilince, açlık kapıya dayandığında seçim yatırımı market fişlerine suç ortağı yapılanları katıp yanlarına, tek öğünleri okul yemekhanesindeki ucuz yemek olan öğrencilerin yemek hakları için eylem yaptıklarında “terörist” olduğuna inandırabilir. KHK’lerle sorgusuz sualsiz işten atılanlar, yalancı tanıklarla hapishaneleri dolduranlar suçlu, “hamili kart yakini” olanlar ise işini bilen kısmıdır artık bu toplulukların. Şehrine, doğasına sahip çıkan hapsedilirken, barınma hakkımızı elimizden alan, TOKİ’lerden “kentsel dönüşüm” projelerinden ihalelerle vurgun vuranlar “makbul yurttaş” olurlar. Bu karmaşadan kendini kurtarma çabası da kendisiyle sınırlanır, yapayalnız kalır insanlık. Siyasetin hayatında yaptığı/yapamadığı seçimler olduğunu görmez, partilere teslim ettiği karar verme hakkını fütursuzca harcayan siyasetçi ağzıyla siyasetten korkar. Dayanışmanın, örgütlü mücadelenin yegane çıkış olacağını bilse de “örgüt” deyince tüyleri diken diken olur. Örgütlü mücadele içinde olsa dahi bazılarının diğerlerinden daha eşit olacağını baştan kabul eder.

Daha adalete, eşitliğe, özgürlüğe, nicesine gelemedim bile... Yapılacak iş çok, ama bitmeyen darbe olmaz. Yeter ki bize giydirilen o hayattan soyunacak iradeyi, birbirimizin karşısına çırçıplak çıkıp doğanın bir parçası olma cesaretini edinelim yeniden. Yalansız, dolansız, çıkarsız bir biz olmak, insanlığı yeniden kurmak için bize vazedilen kendilik halinden “ötekisizleşmeye” doğru kıvrılan bir dayanışma yolu seçebiliriz. Biter bu darbe!

Yorumlar (0)