Savaş Karabulut: Bu deprem bekleniyordu

Düzce'nin Gölyaka ilçesinde meydana gelen 5.9 büyüklüğündeki depremle ilgili konuştuğumuz Jeofizik Mühendisi Savaş Karabulut, bölgede yapılan jeofizik çalışmalarda böyle depremin beklendiğini belirtti

Gündem 24.11.2022, 11:46 24.11.2022, 11:47
Savaş Karabulut: Bu deprem bekleniyordu

Gebze Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Jeofizik Mühendisi Savaş Karabulut, Kuzey Anadolu Fay (KAF) Zonu’nun Almacık Dağı olarak bilinen alanın güneyinde iki kola ayrıldığı ve 17 Ağustos 1999 ve 12 Kasım 1999 depremlerinde güneyinde kalan kolların kırıldığını hatırlattı. Evrensel Gazetesi'nden  Eylem Nazlıer'in sorularını yanıtlayan Karabulut, "Bu depremin KAF’ın hemen kuzeyinde bulunan KD-GB yönlü bir fayın üzerinde meydana geldiğine işaret etti. Yani depremin merkez üssünün bölgenin kuzeyinde bulunan Karadere Fayına yakın bir noktada belirlendiğini belirtti. Bu bölgede ayrıca, Düzce, Hendek, Çilimli fayı, Yığılca, Dokurcun ve Taşkesti fayları da bulunmaktadır. Bu bölgede yapılan jeofizik çalışmalarla yani istatistiksel sismoloji çalışmalarında 6 büyüklüğünde ve/veya biraz daha büyüklükte bir deprem bekleniyordu " dedi.

MTA Genel Müdürlüğü’nün 23 Ağustos 2000 tarihli Akyazı-Hendek Depremine ilişkin açıklamasında “1999 deprem kırıklarında meydana gelen yerdeğiştirme miktarı açısından değerlendirildiğinde Karadere segmentinde yaklaşık 2 metrelik bir eksiklik olduğu” vurgulandığını söyleyen Karabulut, “Bu durumda da bu depremin bu eksikliği tamamladığı düşünülebilir” ifadelerini kullandı.

“GENİŞ ALANDA HİSSEDİLMESİNİN NEDENİ İVMESİNİN YÜKSEK OLMASI”

Savaş Karabulut

Fotoğraf: Dr. Savaş Karabulut'un kişisel arşivi

Karabulut, depremin bu kadar geniş bir alanda hissedilmesinin nedenini ise şöyle anlattı: "Bu depremin bazı lokasyonlardaki ivmesi çok yüksekti. AFAD verilerine göre iki lokasyonda ivme değerleri zemin koşullarından bağımsız olarak; 0.6 g ya da 600 gal değeri gibi oldukça yüksekti. İvme bir fayın yırtılma hızına ve yapımıza hissettireceği ani itkinin bir ölçüsüdür. Eğer değeri zemin koşullarıyla birlikte 1 (bir)’in üzerine çıkarsa, yapılar takla atarlar. Eski deprem bölgeleri haritasına göre I. Derece deprem bölgesinde bile ivme 0.4 g olarak verilmektedir. Özellikle kuvvetli yer hareketi kayıtçılarında Kuzey-Güney ve Doğu-Batı bileşenlerde bu değerin oldukça yüksek olması, Jeofizik Mühendisleri yaptığı Fay Mekanizma çözümleriyle de uyumludur. Bu nedenle bu yönleri ve bunların bileşkelerinde depremin uzak alanlarda hissedilmesinin nedeni olarak düşünülmesi gerekir. Ayrıca depremin büyüklüğü dışında, zemin koşulları (kaya ve yumuşak alüvyonal havza) ve yapının özellikleri de bu sarsıntının hissedilebilirliğini belirleyen etmenler arasındadır” dedi.

“DEPREMİN OLDUĞU YERDE ZEMİN KOŞULLARI TEHLİKELİ”

“Bu depremde ilk belirlemelere göre doğrudan deprem nedeniyle değil, ancak iki vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve yine oturduğu yapısına güvenmeyen, korkudan panik yapıp yüksekten atlayan ve yaralanan vatandaşlarımız da oldu” diyen Karabulut, “Yakın zamanda yapılan tatbikat üzerinden konuyu irdelersek, izlediğimiz televizyon görüntülerinde; “evdeki eşyaların sabitlenmediğini, kamu binasında dış cephelerinde yaşanan ciddi tahribat, yapılarda hasarlar meydana geldiği” bir durumda söz konusu olmuştur. Depreme bağlı bir can kaybının yaşanmaması bu noktada iyi. Fakat bu depremin merkezinin olduğu yerdeki zemin koşullarının oldukça tehlikeli bir duruma işaret ettiğini de hatırlatmakta fayda var. Son 5 yılda Gölyaka ve civarında yapılan bilimsel çalışmalara göre; Gölyaka ilçe merkezi ve çevresi bizim basen dediğimiz ve sağlam kayanın derinde olduğu yerel zemin büyütmesi dediğimiz bir zemin probleminin yaşanmasının muhtemel olacağı bir alanda kalmaktadır. Ayrıca Gölyaka’nın özellikle merkez ve doğusunda başka bir zemin problemi olan “sıvılaşlaşma” olgusunun da gözlenmiş olması muhtemeldir. İlk 5-6 saatlik bilgiler ışığında televizyon kanallarındaki görüntüler ışığında bu durumların gerçekleşip, gerçekleşmediğini söylemek de zor. Yerinde çalışma yapmak gerekiyor. Bu da bir bütçe ve proje gerektirir. Ancak üniversitelerde genel olarak bu tür çalışmalarında hızlıca yürütülmesi için ayrılmış bir finansal kaynak olmadığından, kendi ekonomik imkanlarımızla bu işi yapmamız gerekiyor. Sıvılaşma olayında Adapazarı depreminde olduğu gibi, yapılar zeminin içine doğru batmakta veya çökmektedir. Bu durumun olup olmadığını ilerleyen zamanlarda göreceğiz” diye konuştu.

“GÜVENLİ YAPILAŞMANIN ÜÇ UNSURU VAR”

Jeofizik ve İnşaat Mühendisleri olarak güvenli yapılaşmanın üç unsurdan oluştuğunu ve bunların; deprem-zemin-yapı etkileşiminin doğru kurulmasıyla mümkün olduğuna dikkat çeken Karabulut, “Herhangi bir eksik ve hatada; hasar ve yıkımların meydana gelmesi muhtemeldir. Depremin boyutu ve ivme değerleri de; zemin problemlerinin varlığına işaret etmektedir. Ayrıca fayın yerine değiştiremeyeceğimize veya fay çevresinde kurulmuş alanlardaki yapıların tamamını başka bir yere taşıyıp yeni bir uğraş edinmemize hiç gerek yoktur. Deprem güvenli yapı Jeofizik ve İnşaat Mühendisleri disiplinlerinin sağladığı altlık ve mimar ve şehir plancıların dokunuşlarıyla sağlanabilir. Yeter ki; üniversiteler ve TMMOB’a bağlı meslek odaları sürece dahil olsunlar” dedi

“HASAR ORANLARI BELLİ DEĞİL”

"Yapı stoğu bakımından farklı boyutlarda hasarları televizyon ekranlarında izledikleri aktaran Karabulut, “Ancak bu hasarlar oranı belli değil. Ne derece hasar meydana geldiğini bilmiyoruz. İzmir'e olan 4.9'luk depremde bile yapılarda hasar oluştu. 6.0'lık bir depremde ve ivme değerinin yüksek olduğu bir depremde özellikle kırsal alanlarda bulunan yerleşim yerlerinin hasar alması ve/veya yıkılması muhtemeldir. Çünkü bu deprem orta/büyük büyüklükte bir deprem olarak isimlendirilebilir. Uluslararası ve Ulusal Jeofizik Enstitüleri depremin büyüklüğünü yaklaşık 6.0 olarak verdi. Farklı büyüklük ölçeklerine göre büyüklükleri 0.1 arttı ve azaldı. Bu teknik bir konu olduğundan ayrıntılarına girmek istemiyorumn. 30 km derinliğine kadar depremler sığ depremler olduğundan bu deprem de sığ bir depremdi. 5.5 büyüklüğe kadar bir artçı deprem meydana gelebilir” dedi.

“TATKİBATTAN DERS ÇIKARILMADI”

Sözlerine” ayrıca Marmara Denizi’nde beklenen büyük bir depremi de doğrudan tetiklemez” diye devam eden Karabulut, “Marmara olacak depremle doğrudan etkisi yok. İnsanların oturdukları yapı stokuna güvenmediği, oturdukları yapıların durumlarını bilmediğinden dolayı, camdan atladıkları bir durumun oluşması ve insanların hala eşyaları sabitlememiş olması”, son yapılan tatbikattan ders çıkarılmadığını doğrulamaktadır. “Yapılarla ilgili riskli yapı tespitinin yapılmasını yapıldıktan sonra apartman girişlerine bu konuda bilgi verilmesini gerek olduğunu, hala, ısrarla, bıkmadan ve usanmadan hatırlamaya devam edeceğim” dedi.

“KAMU BİNASININ ZARAR GÖRMESİ VAHİM”

Kamu binasında (Adalet Binası) yaşanan zarara değinen Karabulut, "Vahim bir durum. Öncelikle kamu binalarının; hastane, okul, kaymakamlık, belediye, stad gibi insanların yoğun olarak gittiği alanların depreme dayanıklı olarak dizayn edilmesi çok önemli. Kamu binaların riskli yapı tespitinin yapılması riskliyse güçlendirilmesi ve yeniden yapılması gerekiyor. Bu devirde hala kamu binaları zarar görüyorsa vah halimize. Biz normal binaların durumunu bilmiyoruz ama kamu binalarını bilmemiz gerekiyor. Soğuk kış şartlarında aynı zamanda barınma olarak da kullanılacak alanlar buralar" dedi.

“KAMU BİNASI İLE İLGİLİ SORUŞTURMA BAŞLATILMALI”

"İnsan yoğunluğunun fazla olduğu ve gün içinde bu deprem meydana gelseydi, kaçan insanlar düşen fayans ve moloz parçalarında ciddi şekilde yaranabilirdi” diyen Karabulut, “Bence müteahhit hatalı bir uygulama ile dış cephe kaplaması yapmış. Dış cephelere bu tür malzemeler kullanmak depremde kaçanları öldürür, hatırlatmasını yapmak bu durumda elzem olduğunu düşünüyorum. Bu fotoğrafı gördüğümde deprem sırasında nasıl davranmanız gerektiği de ortaya çıkıyor. Eğer bu depremde ani şekilde kaçan olsaydı ciddi şekilde yaratabilirsiniz. Güvenli yapılarda kendinizi güvenli hissedene kadar beklemelisiniz. Ama yapı kesinlikle güvenli olacak. Yapı güvenli değilse istediğiniz kadar çök-kapan-tutun yapın, büyük yıkımın olduğu bir alanda enkazın altında kaç gün kalırsınız? burası hala soru işareti. Kamu binası gibi bir yerde gün içinde deprem olsaydı, insanlar kaçmaya çalışsaydı çok sayıda insan ciddi şekilde yararlanabilirdi. Yapıda ciddi hasar varsa soruşturma açılması gerekiyor" diye konuştu.

Deprem sonrası insanların Düzce Kent Meydanında toplandığını aktaran Karabulut sözlerine şöyle devam etti. "Kızılay'ın bıraktığı battaniyeyle geceyi geçirdiler ve insanlar tedirgin oldu. Kent meydanı fiili olarak toplanmaya uygun değil, gibi görünüyor. Uygun olmayan yapılar vardı. İnsanlar banklarda oturuyorlar. Tabi buraya Kızılay hızlı bir şekilde müdahale etti, battaniyeleri izlediğim kanallarda görebildim. Köylere gidebildiler mi? hala köylerin durumu nedir bilmiyoruz. İvmesi yüksek olan bir depremde yapısal hasar olmamasına, ülkemizdeki yapı stoğuyla birlikte değerlendirildiğinde, oldukça şaşartıcı. Köylerdeki yapılarda insan ve hayvan can kayıpları olabilir. Bu depremde köy evlerinde ciddi hasarlar meydana gelmiştir ve orta hasar değil, ağır hasar alan birçok bina da vardır” dedi.

Kamu görevlileri, müteahhitler hakkında hemen soruşturma açılmalı depremden sonra yapılması gereken ilk şeylerden biri. İnsanlar riskli binalarda oturuyorlar ağır hasar almışsa burada bir sorun vardır daha büyük bir deprem olsa bu insanlar hayatını kaybedeceklerdi. Adalet Bakanlığı’nın soruşturma başlatması gerekiyor."

"HER DEPREM BİR TATBİKAT"

Karabulut son olarak şunları söyledi: “Aslında her deprem bir tatbikattır. Geçen hafta yaptığımız deprem tatbikatı yapay bir tatbikattı, bu doğal bir tatbikat. İnsanlar yapılarına güvenseydi, bugün hayat normal akışında devam ederdi. Ancak geçen hafta yapılan tatbikat kontrollü ve denetimli yani yerelden genele doğru yapılmış olsaydı, bugün o binalardaki eşyalarda sabitlenmiş olunabilirdi. Yani her apartmanda yönetici kendi apartmanı için riskli yapı tespiti dışında, yapı içlerinin de “risk durumunu uzmanına analiz ettirip, olası riskleri belirleyip, ortadan kaldıracak yasal yükümlülükleri de hukuken tanımlamak gerekir” dedi. Depremden sonra hayat rutin şekilde devam etmiyorsa bilin ki sorun vardır. İnsanlar yapıların riskli olduğunu, kamu yararına iş yapması gereken il ve ilçe belediyelerin sorumluluklarını yerine getirmediğini, hala kamu binalarında riskli binalar olduğu, binalarına girmeyen insanlar olduğunu görüyoruz. Bir depremde, doğrudan depremden dolayı hayatını kaybeden olmaması, depremi başarıyla atlattık demek midir? Burası da soru işareti. İnsanlar hala sokakta ve evlerine giremiyorsa, kamu idaresi adına yetkililerin düşünmesi gerekiyor.”

Yorumlar (0)
GazetelerTümü