Miroğlu’nun fırsatı ve Perinçek’in kucağı!

Gündem 08.11.2022, 09:51
Miroğlu’nun fırsatı ve Perinçek’in kucağı!

Evrensel Gazetesi Yazarı Yusuf Karadaş, AKP'nin HDP'ye yaptığı ziyareti değerlendirdi. 

AKP’nin “Aileyi koruma” adı altında hazırladığı anayasa değişikliği paketiyle ilgili olarak HDP’yi ziyaret etmesi, yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Normal şartlarda Mecliste grubu olan iki parti arasında görüşme yapılması değil, bunun tartışılması garip olurdu. Ama Türkiye’de ‘tek adam rejimi’, uzunca bir süredir ülkeyi olağanüstü koşullarda yönetiyor. İktidar, Anayasa’ya göre kurulmuş ve milyonlarca insanın oyunu alarak Mecliste grup kurmuş olan HDP’yi “Terör örgütünün meclisteki uzantısı” ilan edip kapatılmasını istiyor. Böylesi koşullarda iktidar partisinin anayasa değişikliği konusunda ihtiyaç duyduğu için HDP’yi ziyaret etmesi, farklı siyasi çevreler tarafından farklı yorumlar yapılmasına neden oluyor.

Ulusalcı-milliyetçi çevreler, “AKP, HDP’ye yeşil ışık yakıyor” gibi Kürtlere karşı güvensizlik yaratan ve asıl olarak AKP’nin sorunu istismarını kolaylaştıran bir tutum takınıyorlar.

Ancak bu ziyaretle ilgili en dikkat çekici değerlendirmelerden biri AKP’nin içindeki Kürtlerin sözcülerinden Orhan Miroğlu’ndan geldi. AKP MKYK Üyesi Miroğlu, AKP ve HDP grupları arasındaki görüşme için “HDP’nin bu defa fırsatı ıskalamaması gerektiğini” söyledi.

Miroğlu’na göre, fırsat ne? AKP’nin hazırladığı anayasa taslağı ile ilgili HDP’yi ziyaret etmesi!

Peki, HDP’nin bu fırsatı ıskalamamak için ne yapması gerekiyor? Elbette AKP’nin hazırladığı anayasa değişikliğini desteklemesi.

AKP, bu anayasa taslağı üzerinden ülke seçim sürecine girmişken LGBT’yi bir tehdit gibi göstererek “Aileyi koruma” adı altında toplumu kamplaştırmayı ve iktidarın güç kaybına neden olan sorunları unutturmayı amaçlıyor.

İşte Miroğlu, HDP’ye “AKP-Erdoğan’ın iktidarda kalması için destek verme fırsatını kaçırmayın, elbette daha sonra Erdoğan da sizi görür” demeye getiriyor.

Evet; aralarında parti eş başkanları, milletvekilleri ve belediye başkanlarının olduğu binlerce Kürt siyasetçi yıllardır cezaevlerine tutuluyorken, belediyelere kayyumlar atanmışken, HDP hakkında kapatma davası açılmışken, Kürt gazeteciler tutuklanırken ve iktidar Kürt sorununu çözme adına operasyon üzerine operasyon düzenlerken Miroğlu, HDP’yi “İktidarı destekleme fırsatını ıskalamaması” konusunda uyarıyor.

Altan Tan da Kürtlerin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde altından değerli bir fırsat yakalayacaklarını ve kimseyle bedava dostluk kurmaması gerektiğini söylemişti.

Erdoğan’a yaranmak için kılıktan kılığa giren Mehmet Metiner’den söz etmeye bile gerek yok.

AKP içinde yer alan ya da bir halkın onlarca yıldır kanı-canı pahasına sürdürdüğü bir mücadeleyi kendi çıkarları için pazarlamak isteyen bu Kürt çevreleri, insanın aklına Braveheart (Cesur Yürek) filminde İskoç soylularının halkın özgürlük mücadelesine ihanetini ve onların düştüğü durumu sembolize eden Bruce’un yüzü cüzzamlı babasını getiriyor.

Kendi çıkarları için halkın davasını satan Kürt iş birlikçi burjuva çevrelerin HDP’ye yaptıkları “fırsatı kaçırmama” çağrısını bir başka iktidar destekçisi olan Perinçek’in Mardin’den Kandil’e yaptığı çağrı tamamlıyor!

PKK’nin Kürt sorununun bir sonucu olarak ortaya çıktığı ve dolayısıyla bu sorunun çözümünün Kürt sorununun çözümü yönünde atılacak adımlara bağlı olduğu gerçeğini görmezden gelen Perinçek, TRT’de yayımlanan Anadolu’dan Görünüm programında yıllarca Kürtlere teslim olma çağrısı yapan Güntaç Aktan’dan rol çalıyor: “Buradan Kandil’e sesleniyoruz (…) Elinizdeki ABD’den, İsrail’den aldığınız silahları kardeşlerim bırakın yere atın, Türkiye sizi kucaklamaya hazır.”

Perinçek’in sanki Türkiye NATO üyesi değilmiş ve Türkiye’de onlarca ABD üssü yokmuş gibi, Kandil’e “Elinizdeki ABD silahlarını bırakın ve devletin şefkatli kucağına sığının” demesinin arka planındaki mantığı biliyoruz: Aslında Kürt sorunu diye bir sorun yok, sadece dış güçlerin/emperyalistlerin kışkırtması var!

Oysa bugüne kadar emperyalistlerin bu sorunu kendi çıkarları temelinde istismar edebilmesini sağlayan da Kürtlerin hak eşitliğini ve sorunun demokratik çözümünü reddeden bu inkarcı politik anlayıştan başkası da değil.

Miroğlu’nun çağrısı ve Perinçek’in kucağı bugünkü iktidar blokunun Kürt sorununu çözme adına uyguladığı politikanın iki yanını oluşturuyor ve birbirini tamamlıyor: İş birlikçi Kürt burjuvazisinin verilecek kırıntılarla satın alınması ve halkın ulusal-demokratik mücadelesine teslimiyetin dayatılması!

Tarih boyunca halkların özgürlük mücadelesine ihanet edenler de bu mücadeleyi teslim almaya çalışanlar da eksik olmadı. Ama halkların özgürlük mücadelesi de durmadı. Bugün de Kürt sorunu üzerinden yapılan gerici hesapları boşa çıkarmanın yolu; Emek ve Özgürlük İttifakı üzerinden bir adımı atmış olan Türk, Kürt her milliyetten işçi-emekçilerin ve halk güçlerinin eşit haklara dayalı demokratik bir gelecek ve insanca yaşam mücadelesinden geçiyor.

Yorumlar (0)
GazetelerTümü