Kader ya da kendiliğinden çözümler…

Erdoğan “kaza mahalline” gitti ve “Amasra Kömür İşletmeleri bizim şu anda en ileri imkanlara sahip olan ocak olmasına rağmen…” diyerek konuşmasına başladı. Sanki her tedbir alınmış gibi konuşup en acılı anlarında bile işçileri değil patronların yanında durdu ve devam etti: “…Biz kader planına inanmış insanlarız, bunlar her zaman olacaktır…”

Gündem 18.10.2022, 09:05
Kader ya da kendiliğinden çözümler…

Mustafa Yalçıner, Evrensel Gazetesi'ndeki köşesinde Bartın katliamı sonrasında muhalefetin tutunduğu tavrı eleştirdi: 

Grizu tehdidine karşı uyaran Sayıştay raporu ve tünellerden gelen gaz kokularına rağmen hiçbir tedbir alınmayarak göz göre göre gelen Bartın’daki son maden katliamında hayatını kaybeden 41 işçinin aileleriyle sınıf kardeşlerine başsağlığı diliyoruz.

Erdoğan “kaza mahalline” gitti ve “Amasra Kömür İşletmeleri bizim şu anda en ileri imkanlara sahip olan ocak olmasına rağmen…” diyerek konuşmasına başladı. Sanki her tedbir alınmış gibi konuşup en acılı anlarında bile işçileri değil patronların yanında durdu ve devam etti: “…Biz kader planına inanmış insanlarız, bunlar her zaman olacaktır…” Soma’da “fıtrat”, Ermenek’te “kader” demişti.

Kaderdi, yapacak şey yoktu, tevekkülle karşılanması gerekti! Hüseyin Çelik’i bile isyan ettirdi, AKP kurucusu ve bakanı “önce, en ince detayına kadar tedbir, sonra tevekkül ve takdire teslimiyet” dedi.

“Kader!” “Kader” denir, ama açıkça grizu ölçümünü bile gereksiz masraf sayan kapitalizmdir sorun, bela kapitalistlerin kâr hırsıdır; yoksa patlamanın Allah’la en küçük bir ilgisi yoktur! En küçük önlem alınmadan boğaz tokluğuna 300-350 metre yer altına göndereceksin işçiyi, ücretlerini enflasyon oranında bile artırmayacaksın, sonra “kader” diyeceksin! Düşük ücretlerle enflasyon da mı kader!

Patronlarıyla devletin dümenini elinde tutan iktidar sahipleri böyle de kapitalist düzenden başkasını aklının ucundan geçirmeyen burjuva muhalefet farklı mı?

Haklarını yemeyelim, Bartın Katliamı’nda “tedbir” dediler. Peki, her gün hışımla iktidarını pekiştirme adımları atan, Bartın’da almadığı önlemleri iktidarını korumak için eksiksiz almakta ve ülkeyi faşizme sürüklemekte olan tek adam yönetimine karşı ne yapıyorlar? Türban yasası önerisi karşılığında anayasa değişikliği teklifi alarak hatta iktidar sahiplerinin ellerini bile güçlendirirken, karşı ne gibi tutumlar geliştiriyorlar?

Ötekiler sonuncusu “dezenformasyon yasası” olan icraatlarıyla ilerliyor, berikilerse sadece vaatlerde bulunup laf üretmekle yetiniyor. “Sandık”a iman etmişler, “Sandık ortaya gelecek, iş bitecek” modundalar. Parmaklarını kımıldatmaları gerekmediğini düşünüyor ve kımıldatmıyorlar. Sansür yasası Meclisten geçerken CHP Grup Başkan Vekili Altay “İç tüzüğün imkanlarını kullanacağız” demekle yetiniyor. AKP ve ortağının kendi kendilerine iktidardan düşeceğini sanıyorlar. Değil mi ki ekonomiyi bunca kötü duruma düşürdü ve örneğin yakınlarına köprü ve havaalanı işletmecilikleri ihsan ederek onları karunlaştırırken halkı canından bezdiren uygulamalara imza attı, sonu geldi, iktidardan gidiyor varsayıyorlar. Anketlerden AKP ve ortağının destek kaybettiğini görüyor, iyice umutlanıyorlar: “Gidiyorlar”!

Doğru, AKP ve ortağı güç ve destek kaybediyor, halk içindeki dayanakları giderek azalıyor ve iktidarlarını sürdürme koşulları zorlaşıyor. Ancak sınıf mücadeleleri tarihi gösteriyor ki iktidarı sürdürmenin tek yolu halkın yarısından fazlasının sandıktaki “irade beyanı” değildir. Hitler örneğin yarının altında (yüzde 30’larda) bir destekle iktidara gelmiş ve zora dayanarak iktidarını tahkim etmiştir. Mussolini de öyledir. Kenan Evren de. Erdoğan sayılan isimlere kıyasla zorlanacaktır, çünkü “Düzelteceğim” diyerek demagoji yapan Hitler örneği muhalefetten iktidara yürümemektedir. Zaten iktidardadır ve bugünkü batağın altındaki imza onundur. Ancak halk içindeki desteği hâlâ ciddi oranlardadır ve orta vadede batağı derinleştirecek olsa bile “seçim ekonomisi” izlenip piyasa karşılıksız paraya boğularak sağlanabilecek kısa süreli nefes alma imkanı ve dayanaksızlığı bir yana örneğin “Herkesi ev sahibi yapma” propagandasıyla artırılmaya çalışılacaktır. Kullanmakta olduğu devletin imkanları da küçümsenmez bir güç kaynağıdır. Orduya, polise hakimdir ve son sansür yasasında görülmüştür ki kendisini hâlâ dayatabilmektedir.

Tüm bunlara rağmen “gidecek” deyip kolları kavuşturarak beklemek ve karşı güç oluşturmak üzere gücün asıl kaynağı olan ama kendilerinin de gücünden korktukları halka mücadele çağrısı çıkarmamak bir tür “kadercilik” değil midir? “Tevekkül” içinde sadece beklemektedirler. Mücadele değil ama sadece laf edecekler ve zayıflayan Erdoğan kendiliğinden gidecektir! Oysa sandık ortaya konacak olsa bile kimsenin konuşamayacağı koşullarda konmak istenmektedir.

Yorumlar (0)