İran’daki gidişat oldukça tehlikeli

Hediye Levent, Evrensel Gazetesi'nde yazdı: "İran’daki gidişat oldukça tehlikeli. Amini’nin ölümü sebebiyle bir kez daha alevlenen öfke yatışsa bile İran yönetiminin zihniyeti bu şekilde devam ettikçe başka bir gerekçeyle tekrar patlayacaktır"

Gündem 22.09.2022, 08:15
İran’daki gidişat oldukça tehlikeli

Bu coğrafyada sürekli iki uç arasında seçim yapmak zorundayız: Vatan mı demokrasi mi, güvenlik mi insan hakları mı, vatanseverlik mi evrensel değerler mi?... Liste uzayıp gidiyor böyle. İkisi birden olmuyor, “Hem o olsun hem de bu” diyenlere en iyi ihtimalle biraz da acıyarak “Dünyadan haberi yok, çocukça hayaller peşinde” gözüyle bakılıyor.

İran’da aylardır kadınların başörtüsü yasağına karşı eylemleri vardı. Bazen küçük gruplar halinde toplanan kadınlar bazen de bireysel tepkilerini sosyal medya üzerinden veya çektikleri videolar ile sürdürüyordu. Bu nedenle, güvenlik birimleri tarafından darbedilen, gözaltına alınan hatta tutuklanan kadın eylemciler vardı, hâlâ var.

Son olarak politize bir profili olmayan, kendi halinde bir genç kadın olduğu kendi sosyal medya paylaşımlarından anlaşılan Mehsa Amini ile gerilim bir kez daha patladı.

Görgü tanıkları ve aileye göre Amini ahlak polisi tarafından karakolda dövülüyor sonra toplantı salonuna gidiyorlar ve orada hayatını kaybediyor. Birkaç gün “Amini’yi siz öldürdünüz, hayır kendiliğinden öldü” tartışması etrafında kabaran öfke nihayet sokaklara indi.

Peki bu saatten sonra Amini’nin nasıl öldüğünün bir anlamı var mı? Bence yok. Ne olursa olsun genç bir kadının kıyafetinin çekiştirildiği polisin yayımladığı videodan da anlaşılıyor. Kaldı ki, İran’da ahlak polisi var mı? Var. Sokaklarda kadınların nasıl giyinmeleri gerektiğini denetliyor mu? Evet. İnsanları kameralar açıkken bile darbediyorlar mı? Çok sayıda örnek var internette. Böylesi bir yapının, zihniyetin kapalı kapılar ardında neler yapabileceğini tahmin etmek güç değil.

İran’da bütün devletin ve idareyi şekillendiren zihniyetin dini esaslar üzerine inşa edildiği bir anlayış hakim. Bütün dini esas alan zihniyetler gibi İran’da da rejimi topyekün sarsacak faktör elbette kadınlar. Hâlâ kadınlara nasıl giyineceklerini, nasıl yaşayacaklarını, hangi kurallara uyarlarsa ahlaklı kalabileceklerini dayatmaları bundan. Yani birkaç aklı gidik yobazın işgüzarlığı değil, sistematik ve yine mevcut rejim sayesinde güce, paraya, yetkiye kavuşmuş ve o sistem sayesinde var olabilmişler için elbette kadınların dini bir gereklilik olarak görüp kendi kararları ile takmıyor olsalar da başlarındaki örtüler beka sigortası!

İranlı kadınların saçlarını kestikleri çok sayıda eylemi görmüşsünüzdür. Saç yoksa örtü de şart değil!

Mehsa Amini’nin ölümünden sonra yapılan gösterilerde sadece kadınlar yok, çok sayıda genç erkek de sokaklarda ve hem kadınlara destek veriyor hem de talep ettikleri yaşam biçimlerinin önündeki en büyük engelin kadınlara yönelik baskılarla vücut bulan zihniyet olduğunu biliyorlar.

İran’dan göstericilere işgalci kuvvetlere saldırır gibi saldıran güvenlik görevlilerinin, göstericiler tarafından ateşe verilen ambulansların, yolların görüntüleri akıyor. Ülkenin birçok kentindeki gösteriler iyiden iyiye şiddet kısır döngüsüne düşme potansiyeli taşıyor. Teyitsiz bir görüntüde bir polis memurunun yakıldığı iddia ediliyor, bir başkasında askeri araçla göstericileri ezen polislerin olduğu…

İran yönetimi ve yönetimi destekleyenler her zamanki gibi dış mihrakları, karanlık elleri, kaos düğmelerine basan hainleri işaret etmeye başladı. İran’da her şey güllük gülistanlıkmış da aniden gökyüzünü karanlık bulutlar sarmış ve üzerinde Suudi-siyonist-CIA yazan canavarlar ülkeye saldırmış gibi… Diğer taraftan Amini’nin Kürt olması üzerinden bir etnik kalkışma gibi aktaran uluslararası medya var ki, genç kadının ailesi “Mehsa İranlıdır ve her İranlı’nın başına gelen şeyi yaşadı” diyerek etnik kalkışma yaklaşımına kalın bir çizgi çizmişti.

Peki bu işin, sokaklarda şiddete evrilebilecek öfkenin arkasında yabancı istihbarat örgütleri olamaz mı? Olmamaları şaşırtıcı olur. İran dahil her ülke kendi çıkarları doğrultusunda başka topraklardaki huzursuzlukları kullanır. Bu elbette doğru değil ancak idealle gerçek arasında çok ama çok büyük bir uçurum var. Kaldı ki, yabancı hain eller kitleleri sokağa döküp ambulansları ateşe verdirebilecek kadar ülke içine sirayet edebiliyorsa o yönetimlerin önce bir dönüp kendisine bakması gerekir; ben halkıma neyi vermedim de beni dinlemekten vazgeçti, nerede hata var da kitleler birilerinin itmesi ile sokağa inebiliyor diye sorması gerekir…

Amerika ve Batı bloku İran’a yönelik ekonomik ve siyasi ambargolarla halkın huzursuzluğunu körüklüyor elbette. Üstelik on yıllardır uygulanıyor bu ancak ambargolar İran içindeki derin yolsuzluğa göz yumma gerekçesi olabilir mi? Ya da ısrarla “Benim yaşam biçimime karışma” diyen kitleleri baskıyla, dayakla, korkutarak sindirmeye çalışmanın Amerika ile ne alakası var?

Velhasıl İran’daki gidişat oldukça tehlikeli. Amini’nin ölümü sebebiyle bir kez daha alevlenen öfke yatışsa bile İran yönetiminin zihniyeti bu şekilde devam ettikçe başka bir gerekçeyle tekrar patlayacaktır!

Farz edin ki, ağır siyasetten, küresel güç çekişmelerinden, İran’a yönelik uluslararası blokajın sebeplerinden bihaberim ama yine de soruyorum; bu coğrafyada demokratik bir vatan, evrensel değerleri esas alan bir vatanseverlik, hem insan hakları hem de istikrar mümkün olmayacak mı?

Her baskı rejiminin zıttını büyüttüğü bir gerçekken birkaç yüzyıl öncesinde kalmış uygulamalarla kitleleri dönüştürme inadı mı vatanseverlik yoksa “Tufan kopmadan değişmemiz lazım” demek mi?

Yorumlar (0)
13
açık