İhsan Çaralan: Yasaklar ve engellemeler daha kitlesel eylemlerle aşılabilir

İhsan Çaralan, Evrensel'e yazdı: "Sermaye muhalefeti ve medyadaki kimi sözcülerin iddia ettiği gibi yasaklar seçim sürecine girilmiş olması ile değil, AKP’nin 20 yıllık iktidarının geldiği yerle ilgilidir. Seçim süreci muhalefeti ezme girişimlerinin sonuç alınmasını gerektirdiği için biraz acele ettirmiş olabilir. İktidarı bu yoldan döndürebilecek olan da emek ve demokrasi güçlerinin ülke sathında ortak mücadelesi olacaktır!"

Gündem 24.09.2022, 10:38
İhsan Çaralan: Yasaklar ve engellemeler daha kitlesel eylemlerle aşılabilir

30 Ağustos günü, özel okullarda çalışan öğretmenlerin sendikalarının, Milli Eğitim Bakanına seslerini duyurmak için MEB önünde yapmak istedikleri basın açıklaması polis tarafından engellendi. Öğretmenleri gaz kullanıp darbederek dağıtan polis 6 öğretmeni de gözaltına aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan öğretmenleri “çapulculuk”la suçladı!

8 Eylül günü Eğitim Sen, 9 Eylül günü de Eğitim-İş’in Öğretmenlik Meslek Kanunu kapsamında yapılacak “başöğretmenlik” ve “uzman öğretmenlik” sınavının iptal edilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı önüne yürüyerek yapmak istedikleri basın açıklaması polis tarafından engellendi. Eğitim-İş ve Eğitim Sen’li eğitimcilerin sendikalarının kapısı önünden bir adım bile ileri gitmesine izin verilmedi. Her iki sendika da MEB’in önüne gidemedi ve basın açıklamalarını sendika binalarının önünde yapmak zorunda kaldı.

21 Eylül günü, Cumartesi Anneleri’nin davası öncesi Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde açıklama yapmak isteyen, içlerinde TİP milletvekillerinin de olduğu yaklaşık 50 kişilik bir gruba müdahale eden polis şiddet kullanarak aralarında Sol Parti yöneticilerinden Alper Taş ve DİSK/Basın-İş Başkanı Faruk Eren’in de bulunduğu 16 kişiyi gözaltına aldı, gazetecileri darbetti!

Aynı gün İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun YSK üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla açılan davayı izlemek ve adliye önünde basın açıklamasına katılmak isteyenlerin adliyeye girmesini engellemek için polis Anadolu Adliye Sarayı’nı abluka altına aldı, basın açıklamasını engelledi.

HER TÜR EYLEM VE ETKİNLİĞİN YASAKLANDIĞI BİR DÖNEME GİRİLDİ

Evet; Anayasa’ya göre her vatandaş önceden izin almadan fikirlerini açıklamak için basın açıklaması, gösteri, miting… yapabilir. Ama sermaye iktidarları bu hakkı hep “izne”“izni” de kendi keyiflerine bağlamak istemişlerdir. AKP iktidarı ise bu hakkın kullanılmasını engellemekte önceki iktidarlara rahmet okutmuştur. Hele de 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL’den beri pek çok kentte valiler, kaymakamlar, makamlar, sistematik biçimde ve her vesileyle kentte 15 gün süreyle “Her tür eylem ve etkinliği yasaklamayı” marifet saymaktadırlar. Bazen ise sadece bir etkinliği engellemek için, tüm kentte ‘şu kadar gün’ bütün eylem ve etkinlikler yasaklanmaktadır.

Ancak son haftalarda bütün bu yasaklamaların da ötesine geçilerek emniyet güçleri hiçbir eylem ve etkinliğe izin vermeyecek bir biçimde 5-10 kişinin katılacağı basın açıklamalarına bile onlarca polisle müdahale ederek açıklama yapanları polis kalabalığı ve kalkanlarından oluşan barikatın arkasında görünmez hale getirerek basın açıklaması, yürüyüş, hatta miting gibi yollarla taleplerin dile getirilmesinden caydırmayı amaçlayan yasaklamalar yapmaktadır.

30 Ağustos’ta özel okul öğretmenlerinin sendikasının basın açıklamasının engellenmesinden beri, tarikatların LBGTİ’leri protesto eden RTÜK destekli eylemi dışında, basın açıklamaları, yürüyüşler sistemli bir biçimde müdahale edilerek engellenmektedir.

YASAKLARA KARŞI MÜCADELE DAHA ÖNEMLİ VE ELZEM HALE GELMİŞTİR!

Aslında ’90’lı yıllarda Tansu Çiller hükümeti, “Önceden izin alınmadan yapılacak hiçbir gösteri, yürüyüş, basın açıklaması…” gibi etkinliklere müsaade etmeyeceğini açıklamıştı. Ancak sendikalar başta olmak üzere emek güçleri, demokrasi güçleri iktidarın bu yasağını umursamadan sokaklara çıkmaya, kimseden izin almadan yürüyüşler, basın açıklamaları, çeşitli protesto eylemleri yapmaya devam ederek yasaklamaları umursamamışlardı. Bu yaygın tepki karşısında hükümet de yasak kararını sessizce unutmak zorunda kalmıştı.

Bugün de emekçilerin taleplerini elde etmek için sokaklara çıkması, talepleri için yürüyüş, basın açıklamaları, miting, genel grev ve direnişlere başvurması için koşullar ’90’lara göre daha önem kazandığı gibi; nesnel bakımdan koşullar da ’90’lardan daha elverişlidir. Hatta böyle bir yola girilmesi elzem hale gelmiştir de!

Bu açıdan durum, özellikle;

  • “Zamların geri alınması”, “ek zam talebi”, “Asgari ücretin insanca yaşanacak düzeye çıkarılması” (Bugünkü koşullarda yoksulluk sınırının üstüne çıkarılması), günde 5-6 işçinin hayatına mal olan iş cinayetlerine varan çalışma koşullarının iyileştirilmesi, emekçiler hızla yoksullaşırken bir avuç multimilyarderin servetlerine servet katan ekonomik politikalara karşı mücadelenin öne çıkması,
  • Siyasette muhalefetin görüşlerini ifade etmesinin yasaklanmasından öteye geçerek parti kapatılmasına (HDP’nin kapatılma davası) kadar gelinmesi,
  • Sosyal yaşama müdahalede festivallerin, konserlerin yasaklanmasına, bu yasakların tarikat ve cemaatlerin isteği üzerine yapıldığının açıkça ilan edilmesine,
  • Eğitim sağlık, sosyal güvenlik, yerel yönetim hizmetlerinde artık “çöküş” aşamasına gelinmesi… bütün emek ve demokrasi güçlerinin ortak mücadelesi için son derece önemli hale gelmiş bulunmaktadır.

EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİNİN ORTAK MÜCADELESİ BELİRLEYİCİ

Basın açıklamalarının, yürüyüşlerin, emek ve demokrasi güçlerinin taleplerini ifade etmelerinin, festivallerin ve konserlerin yasaklanması ve fiili engellemelerle etkisizleştirilmesi bu ortak mücadelenin oluşmaması içindir.

Bu yüzden de bu etkinliklerin ve eylemlerin yapılmasında ısrar etmek, ısrarın da ötesine geçerek her engellemeyi daha güçlü birlikler oluşturarak, daha kitlesel eylemlerle aşmayı mücadelenin temel yaklaşımı olarak ele almak son derece önemli hale gelmiştir. ’90’lı yıllarda iktidarın benzer yasaklamalarını özellikle işçi sendikaları ve o günlerde hızla oluşan kamu emekçisi sendikaları, böyle daha kitlesel olarak talepleri arkasında birleşip taleplerini ifade eden eylem ve etkinlikler yaparak aşmıştı.

Bu yüzden de bugün iktidarın ya da yerel idarecilerin ve polis şeflerinin keyiflerine göre yasaklamalar yapması ve engellemeler çıkarmasına karşı özellikle de yerellerde bütün demokrasi ve emek güçlerinin ortak mücadelesi çizgisine girmesi çok önem kazanmış görünmektedir.

Sermaye muhalefeti ve medyadaki kimi sözcülerin iddia ettiği gibi yasaklar seçim sürecine girilmiş olması ile değil, AKP’nin 20 yıllık iktidarının geldiği yerle ilgilidir. Seçim süreci muhalefeti ezme girişimlerinin sonuç alınmasını gerektirdiği için biraz acele ettirmiş olabilir.

İktidarı bu yoldan döndürebilecek olan da emek ve demokrasi güçlerinin ülke sathında ortak mücadelesi olacaktır!

Yorumlar (0)
GazetelerTümü