"Halkın bir kesimi", kaç kişi olursa makbuldür?

AKP'nin önerdiği değişiklik gerçekleşirse "Halkın bir kesimini cinsiyet farklılığına dayanarak alenen aşağılayan" bir Anayasa'mız olacak

Gündem 20.10.2022, 09:36
"Halkın bir kesimi", kaç kişi olursa makbuldür?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "başörtüsü silahını AKP'nin elinden almak amacıyla" ortaya attığını söylediği "başörtüsüne kanun koruması" teklifi, AKP tarafından bir Anayasa değişikliği önergesi olarak gündeme gelecek.

AKP'li yetkililerin açıklamalarından anlaşılıyor ki hazırlıklar tamamlanmış, Erdoğan'ın talimatıyla Anayasa'nın iki ayrı maddesinde değişiklik önerilecek.

Bunlardan birisi başörtüsü ile ilgili ve kadınların, herhangi bir gerekçeyle başını örtmeye ya da açmaya zorlanamayacaklarını öngörüyor.

Temel haklarla ilgili bir düzenleme sayılması lazım geldiğine göre bunun Anayasa'ya girmesinde bir tuhaflık yok.

Diğeri ise Anayasa'nın 41. Maddesi'nde yapılmak istenen bir değişiklik.

Bununla ilgili açıklamalardan anlıyoruz ki maddedeki "aile" kavramı "kadın ile erkeğin oluşturduğu birlik" olarak tarif edilecek. Eşcinsel çiftlerin evlat edinmesi engellenecek.

Böylece günün birinde eşcinsel evliliklerin yolu bir kanun değişikliği ile açılmak istenirse, Anayasa değişikliği gerekecek.

Yani AKP iktidarı, yıllardır "mücadele ettiğini" söylediği bir şeyi şimdi kendisi yapmak peşinde.

Milletin iradesini bugünden vesayet altına almayı hedefleyen bir Anayasa değişikliği girişimi bu.

Bir yandan temel bir insan hakkının kullanılmasını engellemeyi hedefliyor, diğer yandan gelecekteki Meclislerin iradesine bugünden vasi tayin ediyor.

Öte yandan bu değişikliği savunmak için ileri sürdükleri gerekçeler, "milletin bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik ediyor", bunu bir Anayasal düzenleme haline getirmeye çalışıyor.

Türk Ceza Kanunu'nun, özellikle rejime muhalif kişileri cezalandırmak amacıyla kullanılan 216. Maddesinin tarif ettiği suçu, Anayasa gözetiminde işlemeyi meşru hale getiriyor.

AKP'nin önerdiği değişiklik gerçekleşirse "Halkın bir kesimini cinsiyet farklılığına dayanarak alenen aşağılayan" bir Anayasa'mız olacak.

Kanunun suç saydığı bir eylemi, getirip Anayasa maddesi haline getirmek ilginç bir hukuk anlayışını gösteriyor.

Halk ağzıyla söyleyecek olursam "hapırsanız da köpürseniz de" bu ülkede eşcinsellerin de yaşadığı ve hepimizle aynı haklara sahip oldukları bir gerçek.

Bazıları toplumsal baskı altında kimliklerini gizlemeye çalışsa da gerçek bu; Türkiye'de de lezbiyenler, geyler, biseksüeller, trans genderlar, intersexler, queerler, aseksüeller var.

İran'daki gibi idam edemezsiniz, IŞİD gibi damlardan atamazsınız.

Sayılarının kaç kişi olduğunun bir önemi yok.

Onlar da Anayasa ve kanunlarda "halkın bir kesimi" diye tanımlanıyorlar ve hakları var.

Cinsel yönelimlerinin farklı olması nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulamazlar.

Siz eşcinsel çiftlerin evlat edinmelerine kafayı takacağınıza, babalarının yolsuzluk paralarını saklayan, babalarının yolsuzluk paralarıyla iş insanı, armatör kesilen sözde Müslümanları kafaya takın.

2014 İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü

* * *

Siyaset, diktatörlüklerde yasaklanır

RTÜK, TİP Milletvekili Sera Kadıgil'in Diyanet ve iman hatiplerle ilgili sözleri nedeniyle TELE1'e 3 gün yayın durdurma cezası verdi.

Bu ceza ile TELE1, yayın lisansını kaybetme aşamasına gelmiş bulunuyor.

Önümüzdeki şubat ayına kadar benzer bir ceza alması halinde, TELE1, RTÜK marifetiyle tamamen kapatılmış olacak.

Siyaset yapmanın yasaklandığı tek rejim türü diktatörlüktür.

Diktatörlüklerde siyaset yapmak yasaktır çünkü insanların başka şeyler düşünmesine ve onu savunmasına izin verilmez.

Bizim tek adam rejimimiz "seçimli otokrasi" diye tanımlanabilecek bir rejim.

Anayasal sistem tek adamın gücü elinde toplamasına neden oluyor, yargı bağımsız değil, yolsuzluklar soruşturulamıyor çünkü devlet yönetimi şeffaf değil, cinsel ayrımcılık ve medyanın kısıtlanması artık rutin bir uygulama.

Ama iyi kötü bir seçim yapıyoruz ve seçimler, son yaptığımız seçime kadar bağımsız yargı gözetiminde ve mümkün olduğunca eşit şartlar altında yapılıyordu.

Artık bağımsız bir yargıdan söz edemediğimiz için önümüzdeki seçim için kuşkularımız var elbette ama siyaset yapmanın engellenmesine yönelik girişimler bunu artık kuşkunun ötesine taşıyor.

Sera Kadıgil milletvekili olarak yasama dokunulmazlığına sahip.

Söylediği sözleri her ortamda tekrarlayabilir, TBMM kürsüsünden de serbestçe ifade edebilir.

Bunu yasaklamak, söylediği sözler nedeniyle medyaya ceza vermek ve o ceza ile yayın lisansı iptaline kadar gitmek ise rejimin, seçimli otokrasiden, diktatörlüğü doğru evrilmeye başlaması olarak yorumlanmalı.

"Sosyal medyaya dezenformasyon düzenlemesi" kılığında kanunlaştırılan sansür yasasıyla birlikte RTÜK ve mahkemeler eliyle serbest siyasi propaganda yapmanın yolu kapatılmaya çalışılıyor.

Öteden beri İslam ülkelerindeki rejimlerin temel karakterlerine bakarak sürdürülen bir tartışma var: İslam ile demokrasi bir arada yaşayabilir mi?

20 yıllık AKP iktidarı bu sorunun yanıtını kesine yakın bir doğrulukla almamıza olanak verdi.

Türkiye, sorunları ve eksikleri çok olsa da 70 yıldan daha uzun, çok partili siyaset ortamına sahip.

Askeri darbe dönemleri dışında siyaset ortamının bu derece yasaklandığına, siyaset alanının sınırlandırılmaya çalışıldığına tanık olmamıştık.

Artık rahatça diyebiliriz ki siyasal İslamcıların kontrolündeki bir ülkede demokrasinin yaşayabilmesi mümkün değil!

"Demokrasi tramvayının" son durağa geldiğini ve artık herkesin inmesi gerektiğini düşünüyorlar belli ki.

Yorumlar (0)