Bir siyasal rejimin resmi

Ayşen Uysal Evrensel Gazetesi'ndeki köşesinde İran'daki eylemleri değerlendirdi:

Gündem 21.09.2022, 08:46 21.09.2022, 09:38
Bir siyasal rejimin resmi

Adı Mahsa Amini. İran’da başörtüsünü kurallara uygun takmadığı gerekçesiyle ahlak polisi tarafından işkence ile öldürüldü. Daha 22 yaşında gencecik bir kadındı. Amini’nin katledilmesi ülkede kadınların bir bölümünü ayağa kaldırdı. Kolektif ve bireysel eylemler hızla yayıldı. Bir araya gelen kadınlar başörtülerini çıkarıp attı, yaktı. Bazı kadınlar da Mahsa Amini’nin öldürülmesini protesto etmek için saçlarını kesti. Saggız ve Tahran sokaklarında “diktatöre ölüm” sloganları yükseldi. Sloganın hedefindeki isim İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’di.

Bütün bu protesto biçimleri İran’da toplumsal hareketler repertuvarının önemli birer parçasını oluşturuyor. İran’ı az buçuk takip edenler bilir, daha önceki yıllarda da hem başörtüsü yakma eylemleri yapıldı hem de “diktatöre ölüm” sloganları atıldı. İranlı muhaliflerin eylem repertuvarlarından sıklıkla seslendirdikleri parçalar bunlar.

İran gibi otoriter rejimlerde protesto sıklıkla gündelik yaşama içkin biçimlerde ortaya çıkar. Başörtüsü takma zorunluluğuna tepki olarak, örtünün saçı kısmen örtecek biçimde takılması örneğinde olduğu gibi. Kamusal alandan çıkarılmak istenen kadınların erkek işlerine soyunmasında ya da parklarda spor yapma ısrarında karşımıza çıktığı gibi. Asef Bayat, gündelik hayatın yaşam pratiklerinin içinden doğan bu tür eylem biçimlerinin otoriter sistemlerde fail olmayı mümkün kıldığını söyler. Tıpkı Amini’nin başörtüsünü saçları kısmen görünecek gibi takarak baskıcı bir sistemde fail olmaya çalışmasındaki gibi. Mahsa Amini bu çabasının bedelini hayatı ile ödedi. Arkasından binlerce kadın aynı bedeli göze alarak başkaldırdı.

Kadınların bu protestolarına karşılık İran güvenlik güçleri de günlerdir eylemlere gaz ve tazyikli suyla müdahale ediyor. Geçtiğimiz cumartesi günü Saggız ve Tahran’da bu müdahaleler olurken, aynı esnada benzer görüntüler Şırnak’ta da yaşanıyordu. HDP’nin çağrısı ile ekolojik talanı protesto etmek için Cudi’ye yürümek isteyenlere güvenlik güçleri gaz fişeği ve tazyikli su ile müdahale etti. Mesele neyin protesto edildiğinden çok, kimin protesto ettiğindeydi. Türkiye’de bir eyleme gösterilecek toleransın marjlarını belirleyen ana etmen de bu zaten, eylemi kim düzenliyor? Mevcut sistemde bir protesto gösterisinin barışçıl eylem niteliğinde olmasının da herhangi bir tolerans artırıcı etkisi yok. Yer Şırnak, özne de HDP olunca eyleme tolerans da olmuyor nitekim.

Ülkede eylem düzenleyebilmek için makbul vatandaş, yani iktidar yandaşı ve/veya onun müttefiki olmak lazım. Ha bir de açık ya da örtük devlet destek ve teşviki gerek. Özellikle 2013’ten beri eylemlere dair resmi devlet politikası bu yönde. Yakın dönemde yayımlanan bilimsel bir makalemde de vurguladığım gibi, Gezi’den beri yürütülen, ancak 2016’daki darbe girişimiyle daha görünür hale gelen iktidarın sokağı tekeline alma politikalarının bir gereği bu. Muhalefeti sokaktan silme, hareketsiz hale getirme politikasının bir parçası. Bu anlayışa göre, siyasal ve toplumsal muhalefetin her türlü davası gayrimeşru, zira kendisi gayrimeşru. Mesela ağaçların kesilmesine karşı durmak bile “illegal” ve “gayrimeşru”.

Buna karşılık, büyük aile buluşması adı altında LGBTİ+ karşıtı yürüyüş düzenlemek ise çok meşru. Hatta bizzat teşvik kapsamında! Valilik izinli, Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) destekli! İstanbul Saraçhane’de geçtiğimiz pazar günü düzenlenen tarikat ve cemaat destekli homofobik eyleme, yasaklarıyla meşhur İstanbul Valiliği izin, RTÜK de kamu spotuyla destek verdi. Katılımı teşvik etti. Nefret suçuna açık davet, ağaç kesilmesine itiraza gaz ve tazyikli su! Nefreti ek, ağacı biç diyor iktidar. Nefrete, ayrımcılığa, baskıya izin, doğaya, kadına, özgürlüğe yasak… Mevcut anlayışın özü bu. Güzel olan her şeye düşmanlar. Sınırın o tarafında da, bu tarafında da…

Üç farklı eylemde bir siyasal rejimin resmi işte…

Yorumlar (0)
13
parçalı az bulutlu