Başörtüsü ve Erdoğan’ın güçsüz yanı

Erdoğan, kendisinin de en zaaflı yanı olan bu sorunların ve onların yıkıcı etkisinin daha çok farkında. Kültürel gerilim ve tartışmalar, ona, esas sorunlar karşısında perdeleyici ama giderek daha geçici nefes alma imkanları sağlıyor, o kadar.

Gündem 07.10.2022, 09:29
Başörtüsü ve Erdoğan’ın güçsüz yanı

Gazeteci Hakkı Özdal, Evrensel Gazetesi'ndeki köşesinde, başörtüsü tartışmasını değerlendirdi: 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun pazartesi akşamı yayımladığı video ile başlayan ‘başörtüsü’ gündemi, çarşamba günü Erdoğan’ın grup toplantısında yaptığı anayasa değişikliği çıkışıyla sürdü. Kılıçdaroğlu’nun “Erdoğan’ın elinden bir koz aldığı” yorumları ile “Erdoğan’a en çok istediği gündemin hediye edildiği” yönündeki itirazlar ortaya çıkan tartışmanın iki ana eksenini oluşturuyor.

Dikkat edilirse, her iki eksen de esasen Erdoğan’ın siyaset yapma alanına ilişkin bir teze yaslanarak öne sürülüyor: Erdoğan ya bir ‘koz’ kaybediyor ya da tercih ettiği ‘minderi’ kazanıyor… Ama her iki durumda da düğüm Erdoğan’a bağlanıyor. Türkiye’yi 20 yıldır yöneten ve bugün ülkenin karşı karşıya olduğu sorunlar yumağında bir seçim tüneline girmekte bulunan Erdoğan’a… Ve son noktada, tarafların birbirine yönelttiği eleştiri neredeyse tümü için geçerli oluyor: Erdoğan’a sahip olduğundan fazla güç vehmetmek. Zira bir politik hamle salt Erdoğan’ın siyaset alanını daraltmak ya da genişletmek üzerinden ele alındığında, tüm potansiyel güçlerin Erdoğan’dan ‘Geri alınacak’ ya da ‘Onda kalmasına neden olunacak’ bir dengeye sahip olduğu varsayımından hareket edilmiş oluyor.

Erdoğan’ın işine en çok gelen, bizzat bu ‘merkezi’ pozisyona yerleştirilmiş olmasıdır belki de… Başörtüsü için yasal düzenleme arayışı adı altında, muhayyel bir endişeli muhafazakar kitlenin oylarına talip olmanın kendisi; ülkenin laiklik konusundaki giderek derinleşen sıkıntılarını görmezden gelen, başta kadınlar olmak üzere çok geniş kesimlerde yaşanan ve çok daha somut olgulara dayanan endişeleri ‘Oyları nasılsa cepte’ diye ihmal eden; üstelik hedeflediği ‘kucaklaşmayı’ da sağlayamayan bir nafile popülizm gibi görünüyor. Seçimlerin kaderini belirleyecek hacimde bir ‘endişeli muhafazakar’ kalabalık olduğunu, bunların AKP yerine CHP ya da bir başka partiye/ittifaka oy vermesinin yolunun bu endişeleri giderecek teminatların verilmesinden geçtiğini varsayan ve ardışık seçim yenilgilerinin yanlış yorumundan kaynaklanan bir ‘popülizm’…

Bu yönelime salt “Erdoğan’ın minderi, onun işine gelen tartışmalar” gibi bir açıdan itiraz etmek de benzer şekilde, onun seçim zaferlerini salt bu kültürel gerilimlerdeki maharetiyle açıklama yanılgısına düşüyor.

Oysa toplumun karşı karşıya olduğu sorunlar, başörtüsü ya da başka bir başlığa sıkışmış kültürel çekişme konularına ‘nasıl’ dahil olunacağı çerçevesini aşıyor. Erdoğan, kendisinin de en zaaflı yanı olan bu sorunların ve onların yıkıcı etkisinin daha çok farkında. Kültürel gerilim ve tartışmalar, ona, esas sorunlar karşısında perdeleyici ama giderek daha geçici nefes alma imkanları sağlıyor, o kadar. Nitekim başörtüsü konusunda el yükseltip ‘Anayasayı değiştirelim’ dediği grup konuşmasında, bu tartışmanın gölgesinde kalan şu sözlerini gözden kaçırmamalı:

“Sizlerden şu hususta vatandaşlarımızı mutlaka ikna etmenizi istiyorum; Türkiye bir süredir çok ciddi sınamalardan geçmekte midir? Evet, geçmektedir. Bu sınamaların milletimizin hayatına yansıyan olumsuzlukları var mıdır? Evet, vardır. Ülkemizin önündeki zorlukların ve insanımızın yaşadığı sorunların çözümü mümkün müdür? Evet, mümkündür. Peki, Türkiye’de bu çözümü sağlayacak tek yürütme temsilcisi biz, tek siyasi parti AK Parti, tek ittifak Cumhur İttifakı mıdır? Evet, öyledir. Milletimize işte bu gerçeği gösterdiğimizde, sandık yolu kendiliğinden açılacaktır.”

Erdoğan’ın ‘çok ciddi sınamalar’ dediği, Türkiye kapitalizminin karşı karşıya olduğu çıkmazların ters yüz edilmiş bir ifadesidir. ‘Milletimizin hayatına yansıyan olumsuzluklar’ ise başta ücretli emek olmak üzere, toplumun en geniş kesimlerinin karşı karşıya bulunduğu ücretlerde gerileme, açık yoksullaşma, geleceğe dair ümitsizliktir ve siyasi kopuşlar endişesi yaratmaktadır. Parti teşkilatlarına ‘Sorun var ama biz çözeriz’ istikameti vermesi bunun bir işareti olarak görülebilir.

Sorunların ‘çözümü’, daha doğrusu seçim hattında bir ‘çözüm görüntüsü’ konusunda ise zamana ihtiyacı olduğunu, daha önceki konuşmalarında da oldukça sık tekrarladığı ‘sabır’ sözcüğüyle vurgulamıştı. Grup toplantısında da buna dair şöyle diyor:

“İnşallah yılbaşından sonra hem tamamlanan yatırımlarla hem makroekonomideki iyileşmelerle hem çalışanların ücretlerinde yapacağımız artışlarla ülkemizde güzel bir havanın esmesini sağlayacağız.”

Hayat pahalılığında değil ama enflasyonda yaşanacak aritmetik gerilemeyi, yılbaşında asgari ücret ve kamu ücretlerine yapılacak zamlarla destekleyerek yaratmayı hayal ettiği sahte refahın, kendisini seçime taşımasını ümit ediyor. Bunu, EYT, vergi afları ve bazı ÖTV’lerin kaldırılması, KGF genişlemesiyle patronlara ucuz kredi pompalayarak istihdamın ayakta tutulması gibi araçlarla destekleyeceği anlaşılıyor.

Erdoğan-AKP stratejisi, geniş oranda emekçilerden oy almaya, onların kaybolan oylarını geri kazanmaya odaklanıyor. Zira biliyor ki asıl ‘maden’, endişeli muhafazakarlar değil, 20 yıldır iktidarına payanda etmeyi başardığı emekçilerin oylarıdır.

Erdoğan’ın da tespit ettiği gibi iktidarın en büyük zaafı tam da burasıdır. Buradan güçlenmeye çalışırken, ona cereyan sağlayacak yeni pencerelerden nefes almaya çalışacaktır elbette. Ama bu büyük sorunlar karşısında başörtüsü konusu bile eski hükmünde değildir.

Yorumlar (0)