Bakan Yanık: Kadına yönelik şiddetle mücadele kararımızda bir adım bile geri atmadık

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, Cenevre’de yapılan Kadınlara Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesi’nin 82. oturumuna katıldı. Bakan Yanık, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına ilişkin “Kadına yönelik şiddete yönelik mücadele kararımızda bir adım bile geri adım atmadık. Tüm politikalarımızda adalet ve eşitliği sağlama misyonuyla, mevcut zorluklara etkin çözüm sunan bir strateji benimsiyoruz” dedi.

Gündem 14.06.2022, 22:37
Bakan Yanık: Kadına yönelik şiddetle mücadele kararımızda bir adım bile geri atmadık

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, Cenevre’de yapılan Kadınlara Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesi’nin 82. oturumuna katıldı. Bakan Yanık, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına ilişkin “Kadına yönelik şiddete yönelik mücadele kararımızda bir adım bile geri adım atmadık. Tüm politikalarımızda adalet ve eşitliği sağlama misyonuyla, mevcut zorluklara etkin çözüm sunan bir strateji benimsiyoruz. Önceden katıldığımız İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararımız, yöntem ve araçların değiştirilmesine dayanıyor” dedi.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen Kadınlara Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesinin 82’nci oturumuna katıldı. Yanık, şu değerlendirmeleri yaptı:

“İLGİLİ TÜM MEKANİZMALAR ‘KADINA YÖNELİK ŞİDDETE SIFIR TOLERANS’ İLKESİYLE HAREKET EDİYOR”

“2012’den bu yana kadın ve çocuk haklarından sorumlu kadın ombudsmanı Ombudsman Kurumu’nda görev yapıyor. 2016 yılında kurulan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ise ayrımcılıkla mücadeleden sorumlu kurumdur.

Yürütme organıyla birlikte ilgili tüm mekanizmalarımız, ‘Kadına Yönelik Şiddete Sıfır Tolerans’ ilkesiyle hareket etmektedir. Bu bağlamda, ayrımcılığa maruz kalan kadınların hakları, yasalarca en üst düzeyde korunmaktadır. Ceza kanununda tanımlanan nefret ve ayrımcılık suçlarıyla bağlantılı olarak yargı mercilerine başvurulması durumunda Cumhuriyet savcısı ivedilikle gerekli işlemleri başlatır. İç hukuk yollarının kullanılmasının ardından AİHM’e başvurunun yolu açıktır.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ÇEKİLME KARARIMIZIN ENDİŞE VERİCİ OLDUĞUNUN BİLİNCİNDEYİZ”

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararımızın endişe verici olduğu bilincindeyiz. Kadına yönelik şiddete yönelik mücadele kararımızda bir adım bile geri adım atmadık. Tüm politikalarımızda adalet ve eşitliği sağlama misyonuyla, mevcut zorluklara etkin çözüm sunan bir strateji benimsiyoruz. Bu konudaki sorumluluğumuz, belli koşullara dayanan hizmetleri belirlenen araçlarla sunmanın ötesindedir. Kadın-erkek eşitliğinin sağlanması mevzu bahis olduğunda, isteklere ve güncel ihtiyaçlara göre kullandığımız yöntem ve araçlarda esneklik gösterilmesini önemli buluyoruz. Önceden katıldığımız İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararımız, yöntem ve araçların değiştirilmesine dayanıyor.

Odak noktamız, kadına yönelik şiddetle mücadeledir. Bu odağın değişmesi tartışması konusu bile değildir. 2012 yılından bu yana yürürlükte olan 6284 Sayılı Kanun, mağdurları koruma ve şiddeti önleme mekanizması hâlâ yürürlüktedir.”

Açılış konuşmasının ardından raportörlerin sorularını yanıtlayan Yanık, özetle şunları söyledi:

“İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, kadına yönelik şiddet ya da ayrımcılık mücadelesinden bir tek adım dahi attığı anlamına gelmiyor. Tam tersi, İstanbul Sözleşmesi çerçevesinde yapılan birtakım tartışmalar, Türkiye’de bizim hükümet olarak, siyasi irade olarak, kadına yönelik şiddetle mücadelede, kadın haklarının geliştirilmesi, ayrımcılığın önlenmesi, kız çocuklarının hayata daha güçlü bir biçimde hazırlanması mücadelemizi belli noktalarda zayıflatan, manipüle eden bir niteliğe bürünmüştü. Dolayısıyla bu mücadeleyi daha güçlü bir biçimde devam ettirmek, aralıksız ve hiçbir geri adım atmadan devam etmek için bu tartışmayı bir anlamda bitirme ihtiyacı duyduk biz.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ TARTIŞMASI, KADIN MÜCADELEMİZİ TÜMÜYLE ORTADAN KALDIRAN BİR BAKIŞ AÇISINA DÖNMEMELİ”

AB üyesi olup Avrupa Konseyi üyesi olup İstanbul Sözleşmesi tartışmalarını yürüten, İngiltere Brexit öncesinde dahi AB’nin bir üyesi iken İstanbul Sözleşmesi’ni onaylamayan, taraf olmayan ülkelerden biri. İstanbul Sözleşmesi etrafında, bir kadın hakları, kadın mücadelesi kurmanın çok doğru olmadığı kanaatindeyiz.

İstanbul Sözleşmesi, CEDAW ya da diğer hukuk metinleri bu anlamdaki mücadelenin birer parçalarıdır. Türkiye 1986’dan bu yana CEDAW’ın bir üyesidir. Bu anlamda kadın hakları noktasında, kadına yönelik şiddette mücadele, ayrımcılığın önlenmesi noktasında hem hukuksal anlamda kurumsal, kamusal yapılanmayı tamamlamak anlamında, hem de uygulama noktasında çok ciddi adımlar atmıştır. Ve devam eden süreçte de kendi iç hukukunda düzenlemeleri yapagelmiştir. İstanbul Sözleşmesi tartışması, bizim kadın mücadelemizi tümüyle ortadan kaldıran bir bakış açısına dönmemeli. Bu, Türkiye’deki kadınlar, bu mücadeleye katkı sunan ve emek vermiş kadınlar için de haksızlık olur.

“40 YILDIR ARALIKSIZ DEVAM EDEN TERÖR FAALİYETİNE RAĞMEN İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ ASKIYA ALINMAMIŞ BİR ÜLKEDEN BAHSEDİYORUZ”

Türkiye’nin terörle mücadele ya da terörle mücadele adı altında ifade özgürlüğü ilkesini askıya aldığı iddiası da son derece tartışmaya açık bir iddiadır.

2016 tarihi çok uzak bir tarih değil. Türkiye’de kendi güvenlik güçleri eliyle, kendi polisi, kendi askeri eliyle halkının üzerine ateş açılmış, üzerinden tanklar geçilmiş bir toplumdan bahsediyoruz.

AB tarafından PKK, terör örgütü olarak tanınmıştır. Türkiye 40 yıldır PKK terör örgütüyle mücadele ediyor. Hem insan kaynağı anlamında hem terörle mücadele noktasında. 40 yıldır aralıksız devam eden terör faaliyetine rağmen, başka terör örgütlerinin varlığına rağmen insan hakları mücadelesini askıya almamış, hukukun üstünlüğü mücadelesini askıya almamış bir ülkeden bahsediyoruz.

“KADIN PAYDAŞLIĞI ÜZERİNDEN TERÖR FAALİYETLERİ HOŞGÖRÜYLE KARŞILANMAMALI”

Türkiye hukukun üstünlüğünü hiçbir zaman askıya almayan, hiçbir zaman göz ardı etmeyen bir ülke. En ağır koşullara rağmen hukukun üstünlüğünü koruyarak devam etti. Kadınların, kadın siyasetçilerin gözaltına alınmasından ve birtakım baskılardan bahsediliyor. Türkiye’de yargı ve hukuk kuralları bellidir. Hangi eylemin suç, hangisinin suç olmadığı çok açık bir biçimde bellidir. Sizin eyleminiz o tanım içerisine giriyorsa, yargının kararları üzerinden tartışma yapmaya gerek olmadığı kanaatindeyim.

Sadece kadın paydaşlığı üzerinden terör faaliyetlerinin hoşgörüyle karşılanması, mazur görülmesi ve terör eylemlerine katılanların bir şekilde hukuki yargılamadan uzak tutulması gibi bir beklenti olmamalı.”

Yorumlar (0)
20
parçalı az bulutlu