Ayşen Şahin yazdı: 'Güven işi'

Ayşen Güven, insanların kendini güvende hissetmesi duygusunu Evrensel'e yazdı: "Güvende hissetmediğimiz günlerdeyiz. Günler değil yıllardayız neredeyse en güvensiz çeyrek asırdayız."

Gündem 20.11.2022, 11:12
Ayşen Şahin yazdı: 'Güven işi'
© Foto: Evrensel

Güven içinde olduğumu bilmem hiç
Sevildiğimi, önem verildiğimi
Benim başkalarını aradığım gibi
Arandığımı bilmem...

Şükrü Erbaş

Güvende hissetmediğimiz günlerdeyiz. Günler değil yıllardayız neredeyse en güvensiz çeyrek asırdayız.

Kime sorsak sırtı ağrıyor, herkesin dişçide randevusu var, boynumuz hep tutuk.

Kendimizi sıkıyoruz çünkü, dişlerimizi sıkıyoruz, kırıyoruz, sırtımızda tonlarca güvensizlik yükü, taşıyoruz.

Sabah kalkıyorsun, elektrik olacak mı, sular kesilecek mi, duş alabilecek misin, saçını kurutabilecek misin, otobüs zamanında ulaşacak mı, vaktinde varabilecek miyiz işe, trafik açık olacak mı? Belli değil. Bakarsın kırk çakarlı araçla kaparlar yolu, zahmet etmezler önden bildirmeye. Senden başka herkes de hayatında ilk kez duymuş gibi bu mazereti burun kıvırır gecikmene.

İşe gidiyoruz da maaş yatacak mı, bu emeğe değecek mi, çok çalıştık da birileri görüp hakkımızı verecek mi ya da verebilecek mi, bu iş devam edebilecek mi, kepenk inecek mi?

Sınava giriyorsun da herkes soruları aynı anda mı görüyor yoksa sonucu baştan belli mi?

Mülakata heyecanlandın da tanıdıksız torpilsiz işe yarayacak mı?

Doktora bile gidiyor da teşhise inanmayıp bir ikinci göz görsün diyor insan, belki doktor yorgundur, uykusuz belki gözünden kaçmıştır ya da özele gitmeye kalktıysan kota dolsun diye mecburen bir şey yazılmıştır.

Taksiye biniyorsun ama gerçekten trafik olduğundan mı otobana çıktı yoksa kafasındaki tutara erişmek için mi? Az kalan şarjınla aç bakalım haritayı, kontrol et bir.

Yine de diken üzerinde, gözün taksimetrede sürekli bir içler dışlar çarpım hali varasıya.

Kalabalık caddede yürürken çantanı kolunun altına iyice sıkıştırıyorsun, arada telefona gidiyor sürekli el, ya çalındıysa?

Fatura geliyor, iyice inceliyorsun, o kadar yaktığına inanamayarak. Otomatik ödemeye aldıysan da gir bak belki ödenmemiştir belki iki kere çekilmiştir, bilemiyorsun.

Bir sabah kalkıp bankadaki hesabına giremeyeceği ihtimaline yürekten inanıyor insan da her an parasının bankada erişilebilir olacağına o kadar inanmıyor.

Bakkaldan bir paket çerez alacaksın ama kaça satıyor, ederi ne, dışarıda ne kadar gerçekte? Eve bir tabure alsan bir birime de satan olabilir beş birime de.

Hepsine bakmalısın kandırılmamak için.

Tesisat arızalansa usta komple kırmaya da kalkabilir bir diğeri ufacık bir müdahaleyle çözebilir de. Eve servis gelirse makinenin motoru yanmış diyebilir bir diğeri servis ücretine makineyi çalıştırabilir. Hangisi gerçek servis onu ayırdetmek için bile uğraşmalısın.

Bir haber görürsün gerçek mi bilemezsin, beş yerden daha okusan bile anlayamayabilirsin.

Kendine çok güvenerek “O iş öyle değil” der bazıları, neye güvenerek o kadar emin konuşuyor bilemezsin. 

Bu akşam eve varabilecek miyiz belli değil, dilediğimiz saatte uyuyabileceğimiz de.

Tam yatağa giderken bir son dakika haberi geçiverir, keşke elimden giden sadece uyku olsaydı dedirtir.

Eğitim sistemi her sene değişir, öğretmenler sürülür, istifa eder, soruşturma açılır gider, sağlık sistemi ne olacak belli değil, sistemin randevu verdiği tarihi bekleyebilecek mi hastalığın belli değil, ilacın depoda var mı belli değil, ödediğin primler emekliliğe yetecek mi belli değil, kiranı ödeyebilecek misin, aynı semtte oturabilecek misin belli değil.

Adalet, liyakat, özgürlük hepsinin temelinde güven isteği var.  Bir sabah kapının kırılıp ne olduğunu bile anlamadan tutuklanmanın imkansız olduğuna güvenerek yatabilme arzusu.

Belirsizlik, güvenin baş düşmanı.

Güven üçlü bir kavram; kendine güvenmek, güvenilir olmak, güven duymak.

Ahmet İnam’a göre, “Güven; ahlak alanında değerlerin üretilmesine; bilgi alanında anlamın, gözlemin, araştırmanın, teorilerin şekillenmesine ve felsefi anlamda ise, insanın yokluktan varlık alanına çıkışına dalalet eder.”

Simmel için güven, gelecekteki davranışlara bir hipotez üretmektir.

Bir de güvene ekonomik açıdan bakanlar vardır; Hardin, Coleman ve Williamson gibi. Ekonomiden kasıtları şöyle maddelenebilir.

Güvenen ve güvenilenin motivasyonu kendi çıkarı ve refahıdır.

Güven, ekonomi ve hesap mantığına dayanır. Sağlam ekonomi güven getirir.

Güven, bilişsel ve davranışsal bir karardır. 

Güven, bir risk azaltma stratejisidir. 

Güvenenler, güvenmek için, güvenilenden bir kanıt beklerler.

Coleman bu matematiği basitçe açıklar: Rasyonel bir birey, kişi, nesne veya kuruma güvenmekten bir yarar umar. Eğer bu yarar ancak güvenmemekten doğacak zarardan büyükse güvenmeyi tercih eder.

Güven, çeşitlendirildiğinde karşımıza; sosyal güven (social trust) ve kısmi/sınırlandırılmış güven (particularized trust) ve siyasal güven (political trust) kavramları çıkar.

Sosyal güven; insanların kimliklerden azade, etnik, dini, sınıfsal, dilsel ve kültürel nitelikleri göze almadan, tanıma ön şartı aramadan aynı toplumda yer aldığı insanlara güvenmesidir. 

Bir anda yolda yere yığılsak birilerinin bizi kurtarmaya çalışacağına güvenmek gibi ya da bir kapkaça uğrasak bizimle birlikte koşacak, hırsızı yakalamaya çalışacak diğerleri olacağını ummak gibi.

Eric Uslaner, sosyal güveni ahlaki bir ifade olarak tanımlar,  “iyi niyetlilik” ve “temiz kalplilik” gibi hissiyatlara bağlar. Ancak bu hisler çocukluktan itibaren içinde yaşanılan toplum ve coğrafya etkisiyle şekillenir. Optimist bireylerden oluşan toplumda sosyal güven güçlüdür.

Sadece bu başlık için bile “En az 3 çocuk” söylemi ayrıca incelenebilir. Koruyamadığımız, tembihlere boğduğumuz, korku masalları ile büyüyen, hatta çoğu yetiştirilemeden kendi kendine büyümek zorunda kalan güvensizliğe doğan çocuklar...

Kısmi, sınırlandırılmış güven tam da “nerelisin?” sorusunda gizli. Birbirine kimlikler üzerinden güven duymayı anlatıyor. Hemşehriye iş vermek, bir annenin çocuğunu başka bir anneye emanet etmesi, kadınların yardımına önce kadınların koşması ve benzerleri.  Etnisite bakımından heterojen olan  toplumlarda genel sosyal güven seviyesi düşük ancak etnik yapı içi kısmi güven ise çok yüksek olabiliyor. Kürt’ü en çok Kürt anlıyor, Alevi en çok Alevi’nin yanında rahat olabiliyor gibi. 

Bizdeki durum buna yakındı ancak otoriter rejimin sistematik çabasıyla kimlikler içindeki güven kimlik dışı kalana karşı bir nefrete dönüştü.  Artık herkesin çoklu kimliği var, en yaralı kimliklerimizden birbirimize sıkı bağlanırken diğer kimliklerimizin savunusunda güçsüzleştik.

Siyasal güven ise sadece kişinin tutumu ya da duygusal göstergesi biçiminde tanımlanmıyor çünkü bilgi, tecrübe, duygu ve yargı bir araya gelince seçmen davranışına, siyasi katılıma dönüşüyor. Sezgiselden daha çok bilişsel ve davranışsal bir güven şekli. Sarıbay, siyasi güven için güvenenin sistem hakkında bilgili ve bu bilgiyle duyguyu birleştirerek vardığı bir yargıya sahip olmasının gerektiğini söylüyor.

Easton ise siyasi güven ile siyasi desteği ayırıyor.  Ona göre siyasal güven; performans ve beklentiyle ilgili, fakat şart değildir. Çünkü siyasal güven, performans ve beklentinin yanı sıra ideolojiyle, kültürle, alışkanlıklarla, memnun olmayla, bağlılıkla, karizmayla ve süreçlerle yakından ilgilidir. Dolayısıyla siyasal güven; kurumlara, hükümetlere güvenden daha fazla bir güven nosyonunu ifade eder, diyor.

Şimdi bu en güvensiz ve belirsiz hissettiğimiz dönemde, ne denebilir siyasi muhalefet için?

Güven beklentisini sadece liderlere indirgemeyin denebilir, bunca kimliklere bölünmüş memlekette, tek bir profil üzerinden güven tahsisi yerine, kurumların yaşatılabileceğine ve çalıştırılabileceğine dair pek çok güvenilir insanla birlikte çıkmaları önerilebilir. Sosyal güvenin tesisi için insanların haletiruhiyelerini nümerik veriler kadar kale almaları dilenebilir.

Bizim sosyal güven ortamımız hallaç pamuğu gibi dağıtıldı yıllar içinde.

Biz ne edelim?

Onun da yanıtını bu sefer edebiyatta arayalım, Virginia Woolf’un cümlesiyle

“Kendine güven olmadan beşikteki bebekler gibiyiz.”

Önce güvenin ilk unsuru kendine güvenmeye dönelim, sindirilmişliğimizden bir çıkalım.

Dönüyorum en baştaki Şükrü Erbaş dizelerine; kendine güveni inşa edebilsin diye en yakınımızdakilerden başlayarak birilerine sıklıkla sevildiğini, arandığını, kollandığını söylemeli belli ki. En yakınımızdan başlayarak. Öldüğünde hatırlıyoruz kimi sevdiğimizi.

Sosyal güvensizlik bitirecek yoksa bizi. Kendine güvensiz, insana güvensiz, sezgilere güvensiz, bilişsellikten uzaklaşarak, davranışta sevgisiz, hışır, aksi…

Yorumlar (0)