Arap Baharı, Filistin kışı!

Arap Baharı’nın gidişatı kışa çevirdiği dosyalardan biri de Filistin meselesi oldu. Filistin siyasi ve silahlı direnişinin bir kısmı çarparak çıktıkları Şam’ın kapılarını tekrar çalmaya başladı. Ancak aradan geçen 11-12 yılda köprülerin altından çok sular aktı. Ne bölge eski bölge ne de Şam eski Şam… Elbette bunu Filistin direnişinin önde gelen hareketleri özellikle HAMAS da biliyor ancak gidecek başka yer, çalacak başka kapı da kalmadı.

Gündem 13.10.2022, 12:37
Arap Baharı, Filistin kışı!

Gazeteci Hediye Levent, Evrensel Gazetesi'ndeki köşesinde, Arap Baharı gölgesinde, Filistin meselesini yazdı:

Arap Baharı’nın gidişatı kışa çevirdiği dosyalardan biri de Filistin meselesi oldu. Filistin siyasi ve silahlı direnişinin bir kısmı çarparak çıktıkları Şam’ın kapılarını tekrar çalmaya başladı. Ancak aradan geçen 11-12 yılda köprülerin altından çok sular aktı. Ne bölge eski bölge ne de Şam eski Şam… Elbette bunu Filistin direnişinin önde gelen hareketleri özellikle HAMAS da biliyor ancak gidecek başka yer, çalacak başka kapı da kalmadı.

Biraz geriye, 2010 yılına gidelim; HAMAS başta olmak üzere bütün Filistin siyasi ve silahlı grupların Şam’da ofisleri vardı. HAMAS’ın önde gelen isimlerinden Halid Meşal, Şam’ın lüks semtlerinden Villa Garbiye’deki ofisinde Şam’a gelen birçok Arap, Türk ve Avrupalı heyetlerle görüşürdü.

Elbette o dönemin Suriyeli yetkilileri de HAMAS’ın Müslüman Kardeşler’in Gazze kolu olarak kurulduğunu biliyordu ancak o günlerde Müslüman Kardeşler’in arkasındaki ülke olan Katar ile de Şam arasında iyi ilişkiler vardı. Zaten İsrail karşıtlığı ve Filistin meselesine yaklaşım, Arap milliyetçiliği çerçevesinde Suriye’nin iç ve dış politikalarının temel esasları arasındaydı.

Aslında daha o günlerde Filistin meselesi Arap ülkelerinin birçoğu açısından yük olarak görülmeye başlanmıştı. Ancak ortada bir 22 Arap ülkesinin üyesi olduğu Arap Ligi ve on yılların kemikleşmiş Filistin politikası vardı.

Bir ara Türkiye’nin ara buluculuğunda Suriye-İsrail dolaylı görüşmeleri başlasa da Filistin meselesi hâlâ bölgenin, özellikle de Suriye’nin tabusuydu, biraz da İsrail karşısında sigortası…

Filistin direniş örgütlerine bir taraftan Suriye diğer taraftan henüz Kaddafi’nin liderliğindeki Libya üzerinden silah ve para akışı sürüyordu. Bölgenin siyasi liderliğini henüz Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi ülkelere kaptırmamış olan Mısır da Filistin meselesi konusunda müzakere masalarının kurulduğu yerdi.

2011 Arap Ayaklanması ile birlikte Pandora’nın Kutusu açıldı.

Suriye, İsrail’in kuruluşundan beri evinden yurdundan edilen yüz binlerce Filistinlinin yaşadığı ülkelerin başında geliyor. Yurtsuz Filistinlilerin durumu her ülkede değişiklik göstermekle birlikte en geniş haklara sahip oldukları yer Suriye. Lübnan’ın aksine vatandaşlık hakları olan Suriye’deki Filistinliler, Suriyelilerle aynı haklara sahip. Suriye ordusunda bir Filistin Taburu bile var.

Ayaklanma başladığında HAMAS, Suriye’de kendisine yakın Filistinlilerle birlikte en başından tarafını seçtiğini gösterdi. Silahlanan gruplara destek verip on yıllardır Suriye ordusundan aldığı eğitimi geri dönüp silahlı gruplara öğretti. Zaten kısa bir süre sonra da güvenlik şartlarını gerekçe gösterip Şam’daki ofisini kapatarak Katar’a gitti.

Katar da ayaklanma sürecinin en heyecanlı taraflarından biriydi. Hızla vekalet savaşına dönüşen Suriye ayaklanması HAMAS yanlısı Filistinlilerle diğer direniş hareketlerine yakın Filistinliler arasında yıllara yayılan çatışmalara sahne oldu.

Ancak her ne kadar Müslüman Kardeşler’in en heyecanlı destekçisi olsa da Katar, HAMAS’ın Şam’daki kadar rahat hareket ettiği şartları sağlamadı. Halid Meşal başta olmak üzere HAMAS’ın önde gelen isimlerinin sesleri ayaklanma döneminde duyulmaz oldu.

HAMAS ile aynı dönemde Şam’da ofisi olan İslami Cihad’ın politikası ile tamamen farklıydı. “Biz sizin meselenize karışmayız” diyen İslami Cihad, Şam ile ilişkilerini hiç kesmedi, ayaklanma sürecinde de Filistinlilerin çatıştığı bölgelerde ağırlıklı olarak insani yardım faaliyetleri ve kimi zaman da ara bulucu olarak yer aldı.

Filistin meselesi açısından en önemli destek noktalarından olan Şam hızla kan kaybederken bölgede de şartlar hızla değişiyordu. Artık tabu olan Filistin meselesi resmi açıklamalarda olmasa da halk arasında ve bölge medyasında eleştirilebiliyordu. Buna paralel olarak da İsrail ile açıktan diplomatik ilişkilerin kurulması yönünde yaklaşımlar tabu olmaktan çıkıyordu. Aslında 2011 öncesinde de Birleşik Arap Emirlikleri dahil bölge ülkelerinin bir kısmının İsrail ile dolaylı temasları vardı ancak henüz hiçbir ülke ile doğrudan resmi ziyaretler, karşılıklı ticari uçuşlar, güvenlik iş birlikleri, lider zirveleri başlamamıştı.

Velhasıl biraz bölgede şekillenen yeni şartlar, biraz Amerika’nın itelemesi, biraz ayaklanma sonrası savaş baltalarını gömmeye zorlayan istikrar gereksinimi İsrail ile bölge ülkelerinin normalleşme süreçlerini başlattı.

Böylece genel olarak Filistin meselesi, özelinde HAMAS açısından hareket alanı daraldıkça daraldı.

Gerek Filistin Yönetimi Lideri Mahmud Abbas ve gerekse diğer silahlı ve siyasi Filistin hareketlerinin önde gelen isimleri aylardır bölge ülkelerini destek almak için ziyaret ediyor. Ancak pratikte hiçbir karşılığı olmayan ezber söylemler dışında sonuç alabilmiş değiller.

Türkiye’nin HAMAS’a silah vermek gibi boyutlarda desteği hiçbir zaman olmadı ancak yine de hareket alanı iyice daralan HAMAS bir ara Türkiye’de çok görünür oldu. Bu durum da yine Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşme kulvarına girmesi ile hızla kayboldu.

Siyasi bürosu için bir merkez arayışına giren HAMAS yıllar sonra Şam’ın kapılarını çalmaya başladı. Şam’ın Filistin meselesine desteği ve Filistin politikası değişmedi ancak Şam, HAMAS’ın kabarık sicilinin olduğu bir dosya ile oturdu masaya. Şam açısından tek direniş örgütü HAMAS değil. Kaldı ki, HAMAS’ın Şam ile ilişkileri kopardığı dönemde İslami Cihad’ın hem Şam ile hem de İran ve Lübnan Hizbullah’ı ile ilişkileri çok derinleşti. Bu arada Şam ile HAMAS arasındaki ikna turlarının ara bulucusu da yine İslami Cihad.

Şam’daki kaynaklarımın söylediğine göre, Şam, HAMAS’a bir takım şartların kabul edilmesi halinde geri dönebileceğini söylemiş. Bunların başında HAMAS üst yönetiminden bazı isimlerin görevlerinden ayrılması geliyormuş. Büyük ihtimalle yakın gelecekte HAMAS yeniden Şam’a taşınacak. Tabii örgüt içinde değişiklikler olur mu, örgüt Şam’daki faaliyetlerini eskisi kadar rahat sürdürebilir mi, şimdilik belirsiz. Ancak kesin olan şu ki, ne bölgedeki şartlar Filistin meselesinin lehine ne de Şam eski Şam.

HAMAS’ın hiç boş kalmayan Şam bürosu da geçmişte kalmış gibi görünüyor ve örgütün Şam’da pek kimsenin uğramadığı bir ofisten başka ne elde edebileceği de oldukça meçhul!

Yorumlar (0)