Yasaklara karşı mücadele ‘hodri meydanlar’dan değil ‘meydanlar’dan geçer

"... İktidar ise “muhazafakar devrimcilik”, “kader planı”… gibi akla ziyan tartışmalarla gerçeklerin üstünü örtmek için kara propagandanın Goebbels’i mezarında ters döndürecek nadide örneklerini sunuyor."

Güncel 22.10.2022, 10:58
Yasaklara karşı mücadele ‘hodri meydanlar’dan değil ‘meydanlar’dan geçer

İhsan Çaralan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşmanı Erdoğan'a "hodri meydan" çağrısı ve mücadele üzerine yazdı:

Bir yandan zam yağmuru halkın boğazını her gün biraz daha sıkarken öte yandan da yasaklarla, cezalarla yoksulluğa, yolsuzluklara ve yasaklara tepki gösterenler ve gösterme ihtimali olanlar susturulup sindirilmek isteniyor. Bu amaçla bir yandan RTÜK, BİK ve savcılar yasak ve cezalandırmalarla iktidara ve uygulamalarına yönelik tepkileri sindirmek için yeni adımlar atıyor. İktidar ise “muhazafakar devrimcilik”, “kader planı”… gibi akla ziyan tartışmalarla gerçeklerin üstünü örtmek için kara propagandanın Goebbels’i mezarında ters döndürecek nadide örneklerini sunuyor.

Tek adam yönetiminin işaretiyle sadece son 10 günde şunlar oldu;

  • “Dil, din, ırk ayrımı gözeterek yayın yaptığı” gerekçesiyle 3 gün TELE 1 kanalının ekranının karartılmasına karar veren RTÜK, Halk TV’nin de “Sözüm Var” programına 5 kez yayın durdurma cezası verdi.
  • Basın İlan Kurumu (BİK), verdiği “ilan kesme” cezasına Evrensel’in yaptığı itirazı, bazı kurumların ve kişilerin “Toplu gazete almalarını” gerekçe göstererek ve “AYM’nin hak ihlali konusunda aldığı kararı bizi bağlamıyor” diyerek bir kez daha reddetti.
  • Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında, Medya TV’ye yaptığı açıklamada TSK’nin Irak Kürdistanı bölgesinde “kimyasal silah” kullandığı iddialarının araştırılmasını isteyen açıklamasını gerekçe göstererek “Terör örgütü propagandası yapmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurum ve organlarını aşağılama” suçlarından soruşturma başlattı.
  • İktidarın “dezenformasyonla mücadele yasası” olarak propaganda ettiği “sosyal medyaya sansür yasası” Meclisten geçirilmesinin ardından Cumhurbaşkanı tarafından bekletilmeden imzalanarak yürürlüğe sokuldu.

YASAKLAR VE CEZALAR TÜM MUHALİF GÜÇLERE GÖZDAĞI VERMEK İÇİN

Bu sözünü ettiğimiz yasaklara birer birer bakıldığında “Bunlar yeni değil önceden de bu yasaklar ve cezalar veriliyordu” denilebilir. Bu yaklaşım ilk bakışta doğru da görülebilir. Ama bugün gerçek bundan fazlasıdır.

Bu yeni yasaklar ve cezalandırmalar RTÜK’ün, BİK’in ve savcıların önceki aylarda ve yıllardaki girişimlerinin yanı sıra geçtiğimiz yaz boyunca süren, hâlâ devam eden festival ve konser yasaklarıyla gözdağı verilen bir dönemin üstüne geldiği için ayrıca anlam kazanmaktadır. Öte yanda seçim sürecine siyasi iktidarın her tür muhalefeti ezmek, kendisine destek vermeyen halk kesimlerini sindirmek için elindeki her imkanı somut sonuçlar almak üzere kullanacağı dikkate alındığında yukarıdaki adımların sıradan günlük kaygılarla atılmış adımlar olmanın ötesinde olduğu anlaşılmaktadır.

Çünkü böylece tek adam yönetimi;

  • TELE 1 ve Halk TV’nin şahsında, şu ya da bu ölçüde  iktidarın hoşuna gitmeyen gerçekleri savunmaya devam eden TV kanallarını “Böyle devam ederseniz lisansınızı bile iptal etmekten çekinmem”le
  • Evrensel’in şahsında yerel ve ulusal gazeteleri, iktidar için “Kabul edilir” bir çizgiye geçmediklerinde BİK kılıcını kullanarak ekonomik anlamda boğazlarını sıkmaktan imtina etmemekle,
  • Bilimin gerçeklerini savunmakta cesur ve kararlı bir akademisyen, uluslararası alanda tanımış bir insan hakları savunucusu, ülkemizin en itibarlı meslek örgütlerinden birisinin, TTB’nin Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın şahsında ülkemizin demokratlarını, aydınlarını, halktan yana akademisyenlerini, sorumluluklarının bilincinde olarak davranan emek ve meslek örgütlerinin yöneticilerini, tehdit ederek susturmayı, itibarsızlaştırmayı, sindirmeyi ve etkisizleştirmeyi amaçlamaktadır.

“Sansür yasası”nın ise sadece basın ve halkın haber alma özgürlüğünü ayaklar altına almakla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda 85 milyonun ifade özgürlüğü için de tehdit oluşturduğunu daha yasa çıkamadan yapılan tartışmalarda olduğu gibi uygulamada da görmeye başladık.

ERDOĞAN VE KILIÇDAROĞLU YİNE ‘HODRİ MEYDAN’LAŞTI!

Halka zamlar, yasaklar, ceza tehditleri, seçim rüşvetine dönüştürülmüş talep istismarları “kader”, “sabır”, “ulûl emre itaat” gibi “dini müsekkinler” ve “2053 ve 2071 vizyonları” atıp tutmalarından başka bir şeyi kalmamış tek adam yönetiminin başı Erdoğan, onca iç ve dış gezi, tören vb. işleri arasında seçimde baş rakibi olarak gördüğü ve çok da korktuğu anlaşılan Kılıçdaroğlu’na seslendi: “Misyonlarımızı yarıştırmaya var mısın? Hodri meydan” dedi.

Son yıllarda her vesileyle Erdoğan’a “hodri meydan” derken bir TV kanalına çıkıp Erdoğan’la tartışmayı kasteden Kılıçdaroğlu da Erdoğan’ın meydan okumasına, biraz daha yüksek perdeden, “Senin istediğin kanalda, senin belirlediğin şartlarda çıkıp tartışalım. Hodri meydan” diyerek yanıt verdi!

Sanki pirelerin berber, develerin tellal olduğu bir dünyada; karşı karşıya gelen iki ordudan çıkarılacak birer yiğidin dövüşüp, “Hangi tarafın yiğidi yenerse o taraf savaşı kazanmış sayılsın” denilen, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’ndan hangisi tartışmadan galip çıkarsa o tarafın yenmiş sayılacağı bir dünyadaymışız gibi!..

Oysa yaşadığımız dünya, toplumsal güçlerin karşı karşıya geldiği ve mücadele eden güçlerin bütün imkanlarını seferber ederek mücadele ettikleri bir dünyadır. Özellikle de işçi sınıfı halkların bütün güçlerini seferber ederek mücadele etmedikçe kazanamadıkları bir dünyadır.

EMEKÇİLER TALEPLERİYLE MEYDANLARI DOLDURMADIKÇA KAZANAMAZ!

Mücadeleyi bu tür meydan okumalara indirgemek, işçi sınıfı ve halkın siyasete müdahalesini seçimden seçime oy vermeye indirgiyor. Böylece seçime katılan liderlerin “hodri meydan” polemiği etrafında oluşturulan dalgalar üstünden seçime doğru sürüklenilmesi Erdoğan ve partisi için bulunmaz bir nimet, “Allah’ın lütfu” kıvamında bir yaklaşımdır.

Bu tarz politikanın aşılmasının panzehri ise işçilerin, emekçilerin her kesimden halkın talepleri etrafında birleşerek grevler, direnişler, genel grevlerle sokak ve kent meydanlarını doldurmasıdır.

Kısacası hiçbir somut sonucu olmayan “hodri meydan” çağrılarının fanatik taraftarları motive etmeyi aşan bir yararı olmadığı gibi gerçek bir halk mücadelesinin önüne barikat oluşturduğunu görmeliyiz.

Bu yüzden de önümüzdeki dönem, emek ve demokrasi güçlerinin halk yığınlarının talepleri etrafında meydanlara çıkmasının, meydanların emekçilerin taleplerinin yükseldiği alanlara dönüştürülmesinin belirleyici olacağı bir dönem olmak durumundadır.

Bu da ancak emek ve demokrasi güçlerinin üstlerine düşeni yapmasıyla olanaklı olacaktır.

Şimdiye kadar yaşananlar da bunu göstermektedir.

Yorumlar (0)