TMMOB Başkanı Koramaz: Açlık kaderimiz değil!

TMMOB Başkanı Emin Koramaz, gıda fiyatlarındaki artışın yıllardır sürdürülen yanlış politikalar olduğunu belirterek, insan yaşamının en temel gereksinimi olan beslenme konusunda şu an insanların büyük bir sıkıntı çektiğini belirtti.

Güncel 23.09.2022, 14:14
TMMOB Başkanı Koramaz: Açlık kaderimiz değil!

Gıda fiyatlarındaki önlenemez artış ne olacak? TMMOB Başkanı Emin Koramaz, gıda fiyatlarındaki artışın yıllardır sürdürülen yanlış politikalar olduğunu belirterek, insan yaşamının en temel gereksinimi olan beslenme konusunda şu an insanların büyük bir sıkıntı çektiğini belirtti. Koramaz, yaptığı yazılı açıklamada, önerilerini dile getirdi. Açıklama şöyle: 

RAKAMLAR MANÜPLE EDİLDİ: İnsan yaşamının en temel gereksinimi olan beslenme, özellikle 21. yüzyılın ilk çeyreğini yaşadığımız bugünlerde, halkımız için, yine önemli bir sorun alanı olarak ortaya çıkmış durumdadır. 2022 yılı temmuz ayı itibarıyla ülkemizde manipüle edilmiş TÜİK rakamlarıyla dahi gıdaların yıllık enflasyon oranı %94,65 olarak ilan edilmiştir. Son dört ayda gıda fiyatları dünyada %12 düşerken, Türkiye’de %20 yükselme görülmektedir. Ağustosta TÜFE %1,46 oranında artmış, yıllık enflasyon %80,21 düzeyinde gerçekleşmiştir. Yİ-ÜFE ise %2,41 oranında artmış ve Yİ-ÜFE yıllık artış oranı %143,75 olarak gerçekleşmiştir.  Tarımsal üretimin gerçekleştirilmesi için gerekli olan mazotta yıllık artış 2022 yılında %240 ‘ı aşarken, gübre ve zirai ilaçta ortalama %150, elektrikte %100, hayvan yeminde artış %120’nin üstündedir. Özellikle üretim maliyetlerindeki artıştan dolayı son 15 yılda 3.2 milyon hektar tarım alanı, tarımsal üretimin dışına çıkarılmıştır. Bu sebeplerle özellikle de birincil gıda üretimini sağlayan tarımsal üretici üretimden koparılmıştır.

SORUMLU YANLIŞ POLİTİKALAR: Gıda fiyatlarındaki önlenemez artışın bir tek nedeni vardır: Yıllardır ısrarla sürdürülmekte olan yanlış politikalardır! Gıda üretimini çiftçi bilgisinden uzaklaştıran, çiftçiliği zayıflatan; gıdanın yönetim ve denetimini şirketlere emanet eden; üreticinin ve halkın gıda üzerindeki haklarını gasbeden ve gıdayı şirketler lehine olacak biçimde küresel serbest piyasaya teslim eden bu düzenin halkımız için tek vaadi ancak gıda krizidir. Enerjide dışa bağımlı, tarım ve gıda sektöründe dışa bağımlı olan ve tarım alanlarını ranta teslim eden, ithalat ile üreticisini terbiye etmeye çalışan ve en önemlisi demokrasinin rafa kalktığı tek adam tarafından yönetilen bir ülkede gıda enflasyonunun düşük olması beklenemez. Yeni ekonomi modeli ile euro ve dolar karşısında hızla değer kaybeden türk lirası, ithal girdilerin yoğun kullanıldığı tarım ve gıda sektöründe fiyatların aşırı yükselmesine neden olmuştur. Ülkemiz bugün itibarıyla bu derin krizin tam da merkezinde, zorlu bir süreçten geçmektedir. 

GIDAYA ADİL ERİŞİMDE BÜYÜK ZORLUKLAR YAŞANIYOR: Halkımız gıdaya adil erişimde büyük zorluk yaşamaktadır. Dar gelirli vatandaşlarımızın tüketim sepetinin %30’unu gıda maddeleri oluşturmaktadır. Gıda maddelerindeki yüksek enflasyon, tüketicilerin gıda güvencelerini olduğu kadar, güvenli gıdaya ulaşmalarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Fiyatların bu kadar yüksek olduğu bir dönemde taklit ve tağşiş ürünler artmakta, hane halkını gereği gibi besleyecek bütçesi olmayanlar kayıtdışı ve merdiven altı ürünlere yönelmektedir. Geleceğimiz olan çocuklarımızın sağlıklı beslenmesi ise sosyal devlet olmanın gereğidir. Gıda enflasyonunda Avrupa birincisi, dünyada ise dördüncü olduğumuz bu dönemde çocukların günlük harçlıklarıyla güvenilir gıdaya erişmeleri sağlanamayacaktır. Çocuklarımızı güvenli ve kaliteli gıdaya ulaştırmak en önce devletin sorumluluğundadır. Beslenme ihtiyacı doğru uygulamalar ile en geniş kapsamda sağlanmalıdır. Bugünün eksik beslenen çocukları gelecekte fiziksel ve mental olarak geri kalmış bir neslin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Gıda enflasyonunun yanı sıra dünyada süregelen savaşlar, çatışmalar ve insan eliyle yaratılan iklim krizi halkların gıdaya adil bir biçimde erişiminin gerçekçi yolunun Dünya Ticaret Örgütü politikaları olmadığını acı bir biçimde göstermektedir. Son yıllarda yaşanan pandemi nedeniyle ve yine son aylarda Rusya – Ukrayna savaşı nedeniyle buğday ve ayçiçek yağı arzında yaşanan sıkıntılar bunun en somut örnekleridir.  

BU GİDİŞE DUR DEMELİYİZ: Yıllardır ülkemizin politikalarının halktan yana ve bağımsızca, katılımcı biçimde belirlenmesi gerektiğini söyleyen bizler artık yaşanan krizlerde “biz söylemiştik” demek istemiyoruz. Yıllardır yapılan uyarılara rağmen yanlış politikalarda ısrar edilip faturasının dar gelirli ve emekçilere çıkarılmasını kabul etmiyoruz. İktidar ve yandaşlarının, kendilerine yarattıkları halktan kopuk refah alanından ülkede yaşanan sıkıntıları görmesi mümkün olmamaktadır. Yaşanan bu sorunların çözümüne ilişkin en büyük endişe kaynağı ise mevcut iktidarın sorunları çözmek yerine, suni gündemler oluşturarak, yandaş medyası aracılığıyla her gün yeni bir düşman oluşturarak algı yönetimiyle ülkeyi yönetme kolaycılığına kaçmasıdır. Bu politikalarla hareket eden bir iktidarın gündeminde tüketicilerin gıda hakkı ve güvencesi yer almamaktadır. Derhal, ülkemizin tarımsal üretim potansiyelini en verimli biçimde değerlendirerek, tarımsal girdi fiyatlarını kabul edilebilir seviyeye çekilmesi; üretimden ve adil paylaşımdan yana bir politikaya geçilmesi gerekmektedir. 

ÜRETİMİN SÜREKLİLİĞİ ARTTIRILMALI: Üretici refahı artırılarak, üretimin sürekliliği sağlanmalıdır. Üretici-tüketici dayanışmasında temellenen ağlar gıda egemenliği ilkesi ışığında güçlendirilmelidir. Çokuluslu tekellerin değil, kendi üreticilerimizin kalkınması hedeflenmeli, tüketicilere uygun fiyatlarla güvenli gıdalar sunulmalıdır. Gıda krizinin bir sonucu olarak ortaya çıkan fiyat artışlarından en çok etkilenen yoksul kesimlerin yeterli ve güvenli gıdaya erişimleri sağlanmalıdır. Gıda güvencesini sağlamanın temel yolu budur. Gıda hakkı kapsamında özellikle çocuklarımız başta olmak üzere toplumun tüm kesimleri açlıktan muaf olmalı yeteri kadar beslenebilmelidir. Siyaset malzemesi olarak yapılan onur kırıcı gıda yardımları kabul edilemez. Devlet, her konuda kâr etmesi gereken bir şirket gibi yönetilemez. Gıda, eğitim, sağlık gibi temel hak ve gereksinimler gerçekçi bütçeler ayrılarak yönetilmelidir. Şirketlerin gıda sistemindeki kontrolünü artıran, tarımda piyasayı destekleyen sözleşmeli üretim modeli terk edilmelidir. Gıdanın, çiftçi bilgisi ile yeniden tahsis edilmesine yönelik adımlar atılmalıdır. Gıda egemenliği tesis edilmeli; gıda ve tarım politikaları toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde piyasa dışı, nitelikli ve devamlılığı sağlanabilir şekilde düzenlenmelidir. 

Yorumlar (0)
19
açık