15.05.2022, 00:40

Erşan Kuneri: Zaman ve mekan!

Cem Yılmaz’ın Netflix için çektiği dizisi “Erşan Kuneri”nin yedinci bölümünün sonlarında, Erşan ile Feride’nin sohbet ettiği bir sahne var. Seks filmlerinin unutulmaz yıldızı olmaktan kurtulup ciddiye alınan bir sinemacı olmaya karar veren Erşan Kuneri’nin üst üste batan filmlerin ardından bir iç dökme sahnesi aynı zamanda. İlginçtir bu sahneyi izlerken, Cem Yılmaz’ın bilinçaltının konuştuğunu düşündüm.

Feride’nin yirmi kişiye tiyatro oyunu sahnelemesi muhabbetinin ardından, “Ben de yirmi kişiye oynasam neler yapardım. Kulaklarına fısıldardım valla. Bizi dövdü mü, yüzbinler milyonlar dövüyor Feride.” Cem Yılmaz’ın sinema ile kurduğu ilişkiyi tanımlayan şey burada yatıyor kanımca, milyonların ilgisine olan açlık ve onlardan duyulan korku! Belki de bu yüzden, bu durum aynı zamanda Cem Yılmaz’ın en büyük dilemması. Bir yandan sineması eleştirmenler, festivaller tarafından ciddiye alınsın, bağırlara basılsın istiyor, diğer taraftan gişe rekorları kırmak. Hem kulaklara fısıldamak hem de dayak yememek istiyor. Haliyle bu arada kalmışlık bir yandan İstanbul Film Festivali’nde en iyi ilk film ödülünün sponsoru olma, diğer yandan ‘çakma Emek’ sinemasında gala yapma gibi iki uç arasında gidip gelmesine neden oluyor.

Netflix’i hem eleştirmenleri aynı anda mutlu etmek nadiren olur! Hem memleket meselelerine yakın görünüp hem Kültür Bakanı’nın kapısında yalnızca sizin gibi sektörün büyük oyuncularının işine gelecek düzenlemeler talep edemezsiniz. Biri geri teper. En nihayetinde 20 kişinin kulağına “Emek sineması harcanamaz” diye fısıldayabilirsiniz ama ‘milyonların’ sizi unutmasından korktuğunuzda kendinizi bir anda ‘çakma Emek’te bulursunuz.

Diziye gelirsek. “Erşan Kuneri”, Cem Yılmaz’ın daha önce birçok filminde yaptığı gibi bir tür sinemaya ‘saygı duruşu’ olarak da okunabilir. Ancak burada “G.O.R.A”, “A.R.O.G” ve “Arif V 2016” ‘üçlemesi ya da “Pek Yakında” da olduğu gibi ‘ana akım’ Yeşilçam sinemasından çok ötekilere, dışlananlara dair bir anlatı söz konusu. Bu yapımlardan farklı bir yaklaşım da var burada. Örneğin “Pek Yakında”, Yeşilçam’ın karakterlerine, insanlarına özlemi ifade ediyordu daha çok. “Arif V 2016” ise dönemin popüler kültür atmosferine, oradaki karakterlere ağırlık veriyordu. Burada 80’lı yıllardaki dönüşüm dizinin ana aksını oluşturuyor. Örneğin 1981’de cezaevinden çıkıyor Erşan. Niye içerdeymiş ki? Bunu öğrenemiyoruz ama biz eskiler, muhtemelen seks filmleri çektiği için darbe iktidarı tarafından içeri atılmıştır diye düşünüyoruz. Ama dönemin koşullarını bilmeyenlere malum olamıyor bu bilgi.

Haliyle, kariyerini değiştirmek ve ciddiye alınmak istenen bir yönetmen olmaya karar veriyor Erşan Kuneri. Eski ekibi topluyor, yeni isimler ekliyor ve dönemin ruhunu yansıtacak filmler çekiyor. Tarihi “Kuru Murad”, korku “Ebenin Avı”, toplumcu gerçekçi “Kooperatif Kemal”, polisiye “Kötü Mal”, fantastik “Faqbadi”, süper kahraman “Erman” gibi filmler çekip türler arasında gezindikten ve bütün bunların batmasının ardından dönemin ruhuna uygun bir şekilde arabesk “Doyamadım” ile final yapıyor. Kendi adıma en beğendiğim bölümün “Erman” olduğunu, diğerlerinin vasatı aşamadığını belirteyim. Ama kanımca Cem Yılmaz’ın sinema nostaljisinden kaynaklanıyor artık bu vasatlık. Detaylara inmeden konuya değineyim. Sanırım Cem Yılmaz’ın en küfürlü işi olabilir. Küfür komedinin olmazsa olmaz araçlarından ama bana çok yerli yersiz kullanılmış hatta abartılmış gibi geldi. “Abi adamlar seks filmi emekçileri böyle konuşurlar” diyecek olanlara cevap “Netflix’te çekilmiş en namuslu yerli içerik bu olabilir”. Yani mevzunun seksle ilgili olmadığı kesin!

Dönelim konumuza. Cem Yılmaz, Yeşilçam’a ve şöhretlerine birer hayal kahramanı olarak bakıyor. Onları popüler kültür ikonları olarak ele alsa da var oldukları bağlamdan kopartarak bir tür laboratuvar ortamında yeniden yaratıyor. Bu da çekildikleri dönemde değil, ama özellikle 90’lı yıllardan sonraki izlenme deneyimleriyle birer parodiye dönen bu filmlerin/ karakterlerin yeniden üretilmesi anlamına geliyor. Sıkıntı burada baş gösteriyor. Zaten parodi haline gelmiş bir meselenin parodisi nasıl yapılır? Cem Yılmaz’ın buna çözümü filmlerine aldığı karakterlerin zamanı yerine, kendi zamanına sadık kalmak oldu. Haliyle Yeşilçam’ın popüler figürlerinin başka zamanlarla ve durumlarla girdiği ilişki anlatıların komik yönünü de oluşturuyordu. Zamansızlık, Cem Yılmaz’ın sihirli formülüydü. Filmlerinin niteliğinden bağımsız zamansız olmaları (zamanla oynayabilme olanağı ya da) Yılmaz’ın eline güçlendiriyordu.

Oysa “Erşan Kuneri”, daha açılış sahnesinde “1981” diye zamanını ele veriyor. Sonra dünya kupası, atari, video, blue box, arabesk filmler vb. gibi temalarla bu zamanın ayrıntılarına giriyor. Bu somut göstergeler, daha önceki filmlerden ödünç alınmış gibi duran renkli laboratuvar ortamına konulunca ahenk bozuyor. Önceki filmlerinde bütün dış etkilerden arındırıp renkli bir evrene, bir grup iyi oyuncunun arasına sıkıştırdığı dünya dışarıdan ışık alıyor. Laboratuvar ortamının şöyle bir etkisi vardı çünkü. Etkili bir biçimde kurulduğunda, geçtiği dönemin gerçekliğinden kaçmak, Yeşilçam’ın asıl yüzünü göstermekten imtina etmek gibi sıkıntıları bir yana bırakma olanağı sağlıyordu. En nihayetinde ‘kaçış sinemasını’ anlatan birer ‘kaçış filmi’ydi onlar.

Ama burada dönemi işin içine sokunca, ister istemez bu sorulardan kaçmak zorlaşıyor. Bütün sinema sektörü Erşan’dan mı ibaret? Memlekette neler olmakta? Karakterlerin izlediği maç hangi takımlar arasındaydı? Kaç kaç bitti? Darbe memleketin üzerinden geçerken bu arkadaşların gündemine neden hiç girmiyor?

Bütün bu soruları anlamsız kılacak tek şey, gerçekten seyirciye düşünme fırsatı vermeyecek bir komedi sağanağı olabilirdi. Ama yer yer gülümsetse de bu bir Cem Yılmaz gösterisi değil. Amacı da durmadan kahkaha attırmak değil. Bütün bu analitik tespitleri bir yana bırakarak şöyle söylersek derdimizi daha iyi anlatmış oluruz: “Erşan Kuneri”, karakterlerinin, onların yapmak istedikleri filmlerin, yaşadıkları dünyanın, içinde bulundukları ruh halinin leşliği karşısında fazlasıyla steril ve ışıl ışıl bir dünya sunuyor bizlere.

Mekanların ve kıyafetlerin ışıl ışıllığı göz alıcı olsa da etkisi ‘çakma Emek’ kadar olabiliyor ancak. Kimseye akıl vermek haddimize değil ama belki bir beklenti olarak dile getirebiliriz: Cem Yılmaz, geçmiş zaman parodilerinin parodilerini yapmaya bir süre ara verip, şimdiki zamanın komedisinin peşine koşsa keşke.

Yorumlar (0)
14
parçalı az bulutlu