02.10.2022, 09:32

Engellilerin Siyasal Yaşama Katılma Haklarının Hukuksal Dayanakları Nelerdir?

Tüm yurttaşların yasaların yapımına ve devlet yönetimine katılma haklarını düzenleyen ilk belge Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’dir. Bildiri’nin 6. maddesi, tüm yurttaşların ortak iradenin ürünü olan yasaların yapımına katılma haklarından söz etmektedir. Daha barışçı ve ideal bir dünya özlemini yansıtan Birleşmiş Milletler Örgütü’nün 10 Aralık 1949 tarihinde ilan ettiği Evrensel İnsan Hakları Bildirisi’nin 21. maddesi ise ayırım gözetilmeksizin tüm yurttaşların devlet yönetimine katılma haklarını güvence altına almaktadır. Hiç kuşku yok ki, “tüm yurttaşlar” kavramı, ulusun bir parçası olan engellileri de kapsamaktadır.

Engellilerin geleneksel olarak siyasal yaşamın dışında tutulduğu gerçeğini göz önünde bulunduran Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 9 Aralık 1975 tarihinde kabul ettiği Engelli Kişilerin Hakları Bildirisi’nde, engellilerin siyasal katılım haklarının altını çizmiştir. Yine BM Genel Kurulu 16 Aralık 1993 tarihinde Sakatlar için Fırsat Eşitliği konusunda Standart Kurallar bildirisini yayınlamış; bu bildiride engellilerin toplumsal ve siyasal yaşama katılma haklarını, daha ayrıntılı olarak tanımlamıştır.

Yukarıda andığımız belgeler tavsiye niteliğinde yol gösterici kuralları içermektedir. Oysa BM Genel Kurulu tarafından 13 Aralık 2006 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi, onaylayan Devletler bakımından bağlayıcı niteliktedir. Bu Sözleşme, ülkemiz tarafından da onaylanarak 28 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe girmiş ve bağlayıcı bir iç hukuk metni durumuna gelmiştir.

BM Engelli Hakları sözleşmesinin, bütün maddelerine sinmiş 5 temel ilkesi vardır.

Birinci ilke Eşitlik ilkesidir ve engellilerin bütün insan hak ve özgürlüklerinden herkesle eşit bir biçimde yararlanmasını ön görmektedir.

İkinci ilke Bağımsızlık’tır ve engellilerin hiç kimsenin yardımına gereksinim duymaksızın kendi işlerini ve seçimlerini bağımsızca yapabilmelerini amaçlamaktadır.

Üçüncüsü Erişilebilirlik ilkesidir. Bu ilke evrensel Tasarım perspektifi ile fiziksel çevreye, bilgiye, ürünlere, hizmetlere ve haklara erişiminin önündeki engellerin kaldırılmasını yani bağımsızlık ilkesinin yaşama geçirilmesinin ön koşullarının yaratılmasını ifade etmektedir.

Dördüncü ilke Ayrımcılık Yasağı; beşinci ilke ise KATILIMCILIKTIR. Sözleşme’nin “Genel İlkeler” ve “Genel Yükümlülükler” bölümlerinde vurgulanan toplumsal ve siyasal yaşama katılma hakkı, 29. maddesinde ayrıntılarıyla tanımlanmıştır.

Bu madde, engellilerin siyasal katılım hakkının kullanılabilmesi için öncelikle, fiziksel ortamın sağlanmasını, yardımcı teknolojilerin geliştirilmesini ve engellilerin hizmetine sunulmasını, gizli oy hakkının sağlanması için gerekli önlemlerin alınmasını öngörmekte; ama öncelikle hiçbir ayırım gözetilmeksizin seçilme ve temsil edilme haklarının güvenceye kavuşturulmasını emretmektedir.

Haklar, fırsatlar ve olanaklar bakımından diğer yurttaşlara göre geri durumda olan engellilerin, maruz kaldıkları ayrımcılık ve ihmalden doğan uçurumun, yavaş yavaş ve kademeli olarak kapatılması için Sözleşme “makul düzenleme”, “özel önlem” gibi kavramlar geliştirmiştir. Makul Düzenleme, eşitsizliğin giderilmesi için akla uygun ve önemli bir yük ve maliyet getirmeyen önlemlerin alınması demektir.

Bazı ülkeler ve partiler, kadınların, erkeklere göre siyasal katılım bakımından bulundukları geri durumu, telafi etmek ve aradaki uçurumu aşama aşama kapatmak için siyasal parti organlarında ve Parlamentoda makul kontenjanlar sağlamaktadır. Örneğin bu kontenjan Norveç Parlamentosunda yüzde 50 iken, Türkiye’de Halkların Demokratik Partisi yönetici organlarında yüzde 50; Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetici organlarında yüzde 33’tür. Gençlerin politikaya özendirilmesi için de bu çeşit kotalar ayrılmaktadır. Kanımızca, siyasal katılım bakımından engellilerin uğradığı haksız dışlamayı gidermek ve uçurumu kapatmak için gerek yerel yönetim, gerekse genel yönetim organlarında belirli bir kotanın uygulanması gerekmektedir.

Bir önceki yazımda belirttiğim gibi, gelir, meslek, eğitim, cinsiyet, yerleşme biçimi, sınıfsal konum, göç, yaş, engellilik durumu, erişilebilirlik, öğrenilmiş çaresizlik vb. siyasal katılma hakkını sınırlandıran etmenler karşısında engelliler, seçmen olarak güçlüklerle karşılaştıkları gibi, çeşitli görevlere aday olmayı ve seçilme haklarını kullanmayı, çoğunlukla akıllarından bile geçirememektedirler. Bu nedenle onları yüreklendirecek ve güçlendirecek özel önlemlere gereksinme vardır. Bu önlemlerin başında, kadınlar ve gençler gibi diğer dezavantajlı guruplara uygulanan kota sistemi gelmektedir.

Elbette, asıl köklü ve kalıcı çözüm, engellilerin siyasal katılma hakkını sınırlandıran nedenlerin ortadan kaldırılmasıdır. Ama bu amacın gerçekleştirilmesi, epeyce uzun bir süreyi gerektireceğinden, şimdilik karar organlarında asgari bir temsili sağlamak bakımından makul bir kotanın konulması uygun olacaktır. Siyasal Partiler Kanununda bir değişiklik yapılarak kota uygulaması, bütün partiler açısından zorunlu hale getirilmelidir.

Bu konunun ayrıntılarını sonraki yazılarımda irdeleyeceğim.

Dostça kalın.

Yazar hakkında:

Turhan İçli Kimdir (Turhan.icli@gmail.com): 1955 yılında Sivas’ta doğdu. 10 yaşında geçirdiği kaza sonucu kör oldu. ODTÜ Sosyoloji ve A.Ü. Hukuk Fakültesini bitirdi. Yüksek lisansını A.Ü. Sosyal Hizmet Bölümünde yaptı. 1974’ten beri örgütte engelli hakları mücadelesi içerisinde yer aldı. Altı Nokta Körler Derneği, Türkiye Körler Federasyonu ve Engelliler Konfederasyonu başkanlıkları yaptı. 15 yaşından itibaren sosyalist hareket içerisinde yer aldı. 12 Eylül zindanlarında yattı, işkenceli sorgulardan geçti. İki sosyalist partinin merkez komitesi ve CHP Parti Meclisi Üyesi oldu. Siyaset ve engelli hakları konusunda yüzlerce makalesi, araştırmaları ve 2 kitabı bulunuyor. Halen arabuluculuk ve serbest avukatlık yapıyor.

Yorumlar (0)