Selin Sayek Böke: '75 milyar lira, halkın ihtiyaçlarını gidermek için değil, bir avuç rantçı yandaşı zenginleştirmek için kullanılıyor'

CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, “Rantçı yandaşlara, bir bütçe kalemiyle 75 milyar lira, kamu-özel iş birliği projeleri kapsamında garanti ödemesi olarak yapılıyor. Milyonlar açlığa mahkûm edilmiş, büyük bir barınma krizi var; ağır bir hayat pahalılığı ve enflasyon sorunu, ciddi ve derin bir yoksullaşma var. 75 milyar lira, halkın ihtiyaçlarını gidermek için değil, bir avuç rantçı yandaşı zenginleştirmek için kullanılıyor. Açık ve net bir siyasi tercihte bulunuluyor” dedi.

Ekonomi 09.06.2022, 13:01
Selin Sayek Böke: '75 milyar lira, halkın ihtiyaçlarını gidermek için değil, bir avuç rantçı yandaşı zenginleştirmek için kullanılıyor'

CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, “Rantçı yandaşlara, bir bütçe kalemiyle 75 milyar lira, kamu-özel iş birliği projeleri kapsamında garanti ödemesi olarak yapılıyor. Milyonlar açlığa mahkûm edilmiş, büyük bir barınma krizi var; ağır bir hayat pahalılığı ve enflasyon sorunu, ciddi ve derin bir yoksullaşma var. 75 milyar lira, halkın ihtiyaçlarını gidermek için değil, bir avuç rantçı yandaşı zenginleştirmek için kullanılıyor. Açık ve net bir siyasi tercihte bulunuluyor” dedi.

Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) tarafından düzenlenen Sosyal Demokrasi Sempozyumu bugün Ankara’da yapıldı. Sempozyumda, “21. Yüzyılda Demokrasiye Yönelik Tehditler: Otoriter Popülizmin Yükselişi”, “Popülizm: İdeoloji, Taban, Siyaset”, “İktidarda Popülizm”, “Türkiye’de Popülist Siyaset, İktidar ve Siyasi Partiler” konuları ele alındı.

Sempozyumda konuşan CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, iktidarın neoliberal politikalarının ülkeyi yoksullaştırdığını belirterek şunları söyledi:

“ÇOK KARANLIK VE ZOR BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ”

“Demokrasinin yıkıldığı, temel insan haklarının yok sayıldığı, hak temelli bir kalkınmacı anlayışın yerine ahbap-çavuş ilişkilerine dayanan bir rantçı düzenin halkı yoksullaştırdığı çok karanlık ve zor bir dönemden geçiyoruz. Bütün dünya benzer bir süreç yaşadı. Türkiye de aynı karanlığın içerisinde, belki de bunları çok daha sert yaşadığımız bir gerçeklikle karşı karşıya. Konu, büyük bir dönüşüme ihtiyaç olan düzene itirazda buluşuyor. 2000’lerin ortasından beri süre geliyor olan bu yıkım karşısında bir yeniyi konuşmak ve o yeniyi birlikte inşa etme iradesi açısından bu sempozyumu çok değerli buluyorum.

“BU KRİZ, DÜZENİN YAPISINDAN KAYNAKLANIYOR”

Biz, çok boyutlu bir krizin içerisindeyiz. Birbirinin içine geçmiş, birbirini besleyen ve birbirini derinleştiren çok boyutlu bir kriz. Bugün sadece bir demokrasi buhranıyla karşı karşıya değiliz, eş zamanlı olarak siyaset kurumunun, ekonominin derin bir buhrana sürüklendiği, eş zamanlı olarak ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı bir siyaset üzerinden toplumun sosyal bir bunalıma sürüklendiği, birbirinin içine geçmiş çok boyutlu bir kriz ortamındayız. Bu krizlerin birbirini beslediğini tespit etmek ve en önemlisi bu krizlerin gelip geçici olmadığı, çok yapısal olduğu, kendini tekrar ettiği ve üstelik her tekrarın bir öncekinden daha büyük bir buhran olduğu gerçeğini de tespit etmemiz gerekiyor. Bu, kriz düzenin yapısından kaynaklanıyor. Dolayısıyla bu buhran halini aşabilmenin tek yolu, düzeni değiştirmekten geçiyor. Bu, düzeni sadece bir parçasını düzelterek değil, düzenin bütünlüğünü gözeterek değiştirmek gerektiğini işaret ediyor. Demokrasiyi var edebilmek için sosyal adaleti kurmamız gerektiğini, sosyal adaleti var edebilmek için demokrasi ve hukuku güçlendirmemiz gerektiğini, sosyal adaleti var edebilmek için devletin sosyal doğasını yeniden kazandırmamız gerektiğini işaret ediyor. Yeni bir düzen inşasının artık bir seçenek değil, zorunluluk olduğuna işaret ediyor.

“BÜYÜK DEMOKRASİ YIKIMININ TEMELİNDE NEOLİBERAL EKONOMİK DÜZEN YATIYOR”

Demokrasiye ilişkin tehditlerin, otoriterliğin, popülizm üzerine inşa edilen yeni siyasetin iki temel sütuna dayandığını çok iyi görüyoruz. Bu sütunlardan birisi ekonomik yapı, diğeri ise siyasi yapıdır. Bugün yaşıyor olduğumuz büyük demokrasi yıkımının temelinde neoliberal ekonomik düzen yatıyor. Adını koymazsak neyi değiştireceğimizi tarif edemeyiz. Neoliberal düzen eğitim, sağlık, barınma, söz söyleme, örgütlenme haklarımızı ve bütün temel haklarımızı piyasanın ellerine teslim etme iradesidir. Oysa sağlık, eğitim, barınma, örgütlenme, gıda güvenliği, Anayasa’mızda her birimizin temel insan hakkı olarak güvence altına alınmıştır. Haklar kamu tarafından sunulmak zorundadır. Özel sektörün, piyasaların kar güdüsüne teslim edilemez. Teslim edildiği zaman haklar yok sayılır, bugün yaşadığımız ağır ekonomik buhran ve o buhranı göstermemek adına ağır demokrasi buhranı ortaya çıkar.

İkinci olarak, neoliberal ekonomik anlayış, piyasaların halklar adına en doğruyu bileceğini ve en doğruyu yapacağını savunur. Kamu yararı yerine piyasanın yararını gözetir. Kamunun kaynaklarını, halkın ihtiyaçlarını gözeterek kullanmaz. Halktan topladığı vergiyi, piyasa diye tanımladığı görünmez bir elin zapt ettiği yapının karları için kullanır. İhtiyaç, halkın yararını gözeten, piyasaları halkın yararını gözetecek şekilde düzenleyen, denetleyen, kimi zaman öncülük yapan, gerekirse üretici rol de üstlenen bir kamudur. Bu olmadığı zaman yoksullaşma, derinleşen yoksullaşma, yüksek hayat pahalılığı ve bunları omuzlarında taşımaya mahkûm edilmiş, bunu bir kader gibi sahiplenmeye sıkıştırılmış halklar, karanlığa gömülürler.

“HALKIN ÖNCELİĞİ HER ŞEYİN ÖNÜNE KONMALIDIR”

Neoliberalizm, piyasa denen o aygıtın bireylerin tekil hareketleriyle şekillendiğini iddia eder. Toplumların olmadığını, dayanışmanın gereksiz olduğunu, her birimizin tek başına olduğumuzu dayatır. Sosyal demokrat siyaset, kökten toplumu bilir, dayanışmanın ne derece önemli olduğunu bilir. Dayanışmaya sahip çıkan bir ekonomik yapının kamu yararı gözetmek açısından ne kadar elzem olduğunu da bilir. Bireylerin toplumsal dayanışmayla kalkınabildiğini, zenginleşebildiğini, ortak gelecek yaratabildiğini bilir. Neoliberal anlayış, kamunun yararının yerine egemen güçlerin yararını önceliğe koyar. Halkı gözeten değil, gücü elinde tutanın faydasına odaklanır. Oysa halkın önceliği her şeyin önüne konmalıdır.

Türkiye’de 1980’lerden beri adım adım inşa edilmiş olan, 2000’lerde AKP iktidarıyla günden güne derinleştirilmiş olan ve 2018 yılında tek adam rejimine geçişle perçinlenmiş olan neoliberal ekonomin yıkımını yaşıyoruz. Ortaya çıkmış yıkımın yarattığı sosyal adaletsizliğe halk itiraz edemesin diye, ortaya çıkmış olan derin yoksullaşmada buluşmuş olan milyonlar dayanışarak bir yeniyi inşa etmeyi talep edemesin diye, halk kendi ödediği vergilerin hukuk ve demokrasi çerçevesi içerisinde hesabını soramasın diye, neoliberal düzen devam etsin diye hukuk yıkıldı, demokrasi yıkıldı, toplumu toplum yapan bir arada yaşama anlayışını yok edecek ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı hatta nefret tohumlarını toplumun üzerine saçan bir siyasi dil Türkiye’yi tahakkümü altına aldı.

“DÜZEN, ÇALIŞIRKEN YOKSULLUĞA MAHKÛM EDİYOR”

21. yüzyılda demokrasiyi inşa edeceksek, toplumsal barışı var edeceksek neoliberal ekonomik düzenin yerine hak temelli kalkınmacı yeni bir ekonomik düzeni de mutlaka var etmemiz gerekiyor. Bu ikisinin birbirinden ayrılmaz olduğunu, son 20 yılda hızlanmış olan ve son 5 yılda çok derinleşmiş olan ekonomik buhranla her birimiz derinden yaşıyoruz. Tarif ettiğim ekonomik düzeni bugün yaşıyor olduğumuz gerçeklik çok net ortaya koyuyor. 16 milyon yurttaşımız, bakanlığın resmi verilerine göre bugün yoksul. 8 milyon yurttaşımız, iş arasa da bulamıyor. O derece umudunu kaybetmiş ki artık iş bile aramıyor. İş arayıp bulan yurttaşlarımız, asgari ücretle ya da asgari ücrete çok yakın ücretlere mahkûm çalışıyor. 4 bin 253 lira asgari ücret, 6 bin 100 lira açlık sınırı. Düzen, çalışırken yoksulluğa mahkûm ediyor. Bu düzen, ranttan yana kullandığı tercihlerle, sosyal ve ekonomik hakları yok sayan anlayışıyla üretilen zenginliği de bir avuç imtiyazlının eline veriyor. 2020 yılının ilk çeyrek verilerine göre emeğin milli gelirden aldığı pay yüzde 39,1’di, bu oran en güncel veriye göre yüzde 31,5’e geriledi. Emek veriyor olan milyonlar, düzenin yapısı nedeniyle, ekonomik ve sosyal haklarımız yok sayıldığı için bir avuç imtiyazlı rantçı yandaş tercih edildiği için, iktidar düzeni böyle kurduğu için yoksullaşmaya mahkûm ediliyor.

“75 MİLYAR LİRA, HALKIN İHTİYAÇLARI İÇİN DEĞİL BİR AVUÇ RANTÇI İÇİN KULLANILIYOR”

Bütçenin içine bakarak bu gerçekleri görebiliyoruz. Şu anda rantçı yandaşlara, bir bütçe kalemiyle 75 milyar lira, kamu-özel iş birliği projeleri kapsamında garanti ödemesi olarak yapılıyor. Milyonlar açlığa mahkûm edilmiş, büyük bir barınma krizi var, ağır bir hayat pahalılığı ve enflasyon sorunu var, ciddi ve derin bir yoksullaşma var; 75 milyar lira, halkın ihtiyaçlarını gidermek için değil bir avuç rantçı yandaşı zenginleştirmek için kullanılıyor. Açık ve net bir siyasi tercihte bulunuluyor. Bir kader olarak değil, bize dışarıdan dayatılmış bir zorunluluk olarak değil. Milyonlar, ‘4 bin 253 lira asgari ücretle yarın sofraya ekmek koyabilir miyim’ kaygısı ve umutsuzluğuna mahkûm edilirken, iktidar gücünü elinde tutanların bütçe yaparken kullandığı açık bir siyasi tercih sonucunda 75 milyar lira, bir avuç yandaş şirkete aktarılıyor.

“DEMOKRASİNİN ÖZÜ HALKIN HESAP SORABİLMESİDİR”

Değişmesi gereken düzenin ne olduğu açık. Halkın bu ağır yıkım karşısında demokratik hakkını kullanarak başka bir şeyi talep etmesinin önüne geçmenin bu iktidar tarafından tek bir yolu var. Hesap sorulmasının engellenmesi. Oysaki demokrasinin özü halkın hesap sorabilmesidir. Ödediği verginin nereye harcandığına dair hesap sorabilmesidir. Ödediği verginin nereye harcanacağına dair söz sahibi olmasıdır. Kamunun kaynaklarının ne için kullanılacağına dair, kendi seçtiği vekillerin Meclis çatısı altında halk adına söz söyleme sorunluluğu ve yetkisinin verildiği bir demokrasiye ihtiyacı vardır. Bu derin yoksullaşmanın hesabını halk sormasın diye demokrasi yıkıldı. Bu hayat pahalılığının, enflasyonun hukuk önünde hesabı sorulamasın diye hukuk devleti yıkıldı. Ekonomik düzenin siyasi düzenden ayrı düşünülmemesi gerektiği, ekonomide ısrar edilen düzen devam edilebilsin diye, siyasi tercihin demokrasiyi yıkmak, hukukun üstünlüğünü yok etmek, üstünlerin, egemenlerin hukukunu var etme tercihi olduğu gerçeğini gözden kaçırmamız gerekiyor.

“NEOLİBERAL EKONOMİK DÜZEN ÜZERİNDE YÜKSELEN BÜTÜN EGEMEN GÜÇLER POPÜLİST BİR SİYASETİ DAYATIYOR”

Bu iktidar ve bu iktidar gibi neoliberal ekonomik düzen üzerinde yükselen bütün egemen güçler, demokrasiyi ve hukuku yıkmanın yanı sıra dayanışmayla içine mahkum edildiği ortak derin yoksullaşmaya halk bir arada itiraz etmesin diye, halkı kimi zaman etnik kimliği üzerinden, kimi zaman inancı üzerinden, kimi zaman yaşam tarzı üzerinden, kimi zaman muğlak elitler kavramı üzerinden, kimi zaman asla tanımlanmayan dış güçler üzerinden ayrıştırılan, kutuplaştırılan egemen güçlerin tarifiyle ‘halk sayılan ve sayılmayanlar’ olarak ayrıştırıldığı, toplumsal barışın zedelendiği kökten popülist bir siyaseti dayatıyor. Etnik kimliğimiz, inancımız, yaşam tarzımız ne olursa olsun aynı asgari ücreti alıyoruz, aynı hayat pahalılığı altında eziliyoruz, aynı gelecek kaygısında buluşuyoruz. Bu itirazda buluşursak düzeni değiştireceğimizi bilen güçler, itirazın yönünü kendilerinin tanımladığı ötekiye düşmanlığa yöneltmeye çalışıyorlar. Üç temel üzerine inşa edilmiş bir yeni geleceği kurmak hepimizin temel sorumluluğudur. Biz, sosyal demokrat siyasetçilerin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu siyasetin temsilcisi olarak temel sorumluluğunun ne olduğunun çok farkındayız. Bizler neoliberal ekonomik düzenin yerine hak temelli, kalkınmacı, üreten, üreterek birlikte zenginleşen, zenginliğini eşitlikçi ve kapsayıcı bir anlayışla paylaşan yeni sosyal adaletli bir düzeni mutlaka kuracağız. Bizler, halkın ödediği vergilerin nereye harcanacağına dair söz sahibi olacağı, nereye harcandığının hesabını sorduğu bir hukuk devletini ve halkın temsilcilerinin halk adına bütçeyi yapacağı güçlü parlamenter sistemi mutlaka kuracağız. Toplumu birbirinden ayıran bu siyasetin karşısında bugünden toplumu barıştıran, buluşturan bütün kimlikleri gören, herkesin özgürlüğünü güvence altına alan bir toplumsal düzeni ve bunun hukuk düzenini mutlaka kuracağız.”

Yorumlar (0)
14
parçalı az bulutlu