Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul: 'Öğretmenlik Meslek Kanunu ve Yönetmelik telafisi güç zararlara yol açacaktır'

Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, Öğretmenlik Meslek Kanunu ve eğitim emekçilerinin sorunlarını Medyaport’a değerlendirdi.

Eğitim 05.06.2022, 11:18 07.06.2022, 17:36
Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul: 'Öğretmenlik Meslek Kanunu ve Yönetmelik telafisi güç zararlara yol açacaktır'

Ayça ONURALMIŞ

Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, siyasal iktidarın meşruiyetini yitirdiği, taban desteğini kaybettiği bir dönemde Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu çıkarttığını söyledi. Öğretmenleri basamaklandıran, ayrıştıran bir kanunla karşı karşıya olunduğuna dikkat çeken Kurul,Öğretmenlik Meslek Kanunu ve eğitim emekçilerinin sorunlarını Medyaport’a değerlendirdi...

-Öğretmenlik Meslek Kanunu neler getiriyor?

Öğretmenlik Meslek Kanunu, içeriği itibariyle yeni bir kanun değil. 2004-2005 yıllarında denenmiş ve Anayasa Mahkemesi, eşitlik ilkesine aykırı olduğu için bazı maddelerini iptal etmişti. Halen yürürlükte olan bu yasa gereği bir kez sınav yapılmış, sınavlar bir daha da yapılmamıştı. Bu sınavla uzman öğretmen olan 85 bin civarında öğretmen var sistemde. Diğer öğretmenlerle aynı işi yapmalarına karşın uzman öğretmenlere eşit işe eşit ücret ilkesine aykırı biçimde fazla maaş ödendi. Yani diğer öğretmenlerin MEB’den alacağı var. Siyasal iktidar yıllarca bekledi ve şimdi meşruiyetini yitirdiği, taban desteğini kaybettiği bir dönemde 1 milyona yakın öğretmene yeni bir düzenleme sunmuş gibi Öğretmenlik Meslek Kanunu diye 13 maddelik yasa çıkarttı.

Diğer meslek kanunlarına baktığınızda çok geniş bir çerçeveden hem özel sektördeki hem de kamudaki tüm emekçileri kapsıyor. Kamudaki öğretmenlerin “geçinememeleri, demokratik haklarını kaybetmeleri gibi, özel okullarda, özel rehabilitasyon merkezlerinde, özel özel eğitim merkezlerinde de çok ciddi sorunlar var. Ama bu kanun 13 maddeden oluşuyor, ilk 2-3 madde zaten tanımlar, son 2 madde de yürürlük maddesi; yani gerçekte birkaç maddelik bir kanun. Kanun değil, öğretmenleri bölmek, eşitsizlik yaratmak ve siyasal kayırmacı, akraba kayırmacı bir düzenleme oluşturmak için “proje” adeta.

“YÖNETMELİĞİNİN İPTALİ İÇİN DANIŞTAY’A BAŞVURDUK”

Bu kanun son Milli Eğitim Şurası’nda kararı alınan ve çok hızlı bir biçimde TBMM’den muhalefet partileri ve Eğitim Sen’in ciddi itirazına karşın geçirildi. Yasanın eğitim alanında yaratacağı tahribatı ve çalışma barışını nasıl bozacağını anlatmak için hem söylem hem de Türkiye’nin her ilinde eylemler düzenledik. TBMM’nin önünde yapacağımız basın açıklaması engellenince MEB önünde basın açıklaması yaptık. Ancak MEB sözlerimize kulağını tıkadı. Randevu taleplerimize yanıt vermedi. Ana muhalefet partisi CHP Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu. Bu yasaya dayalı olarak çıkarılan Aday Öğretmenlik ve Öğretmenlik Kariyer Basamakları Yönetmeliğinin iptali için Sendika olarak Danıştay’a başvurduk.

Kapitalizm hep ayrımlarla yürür. “İnsanlar arasında eşitsizlikleri nasıl yaratabilirim, onları bölüp yönetirim, tahakküm ilişkilerini nasıl güçlü hale getiririm, nasıl ayrımcılıklar yaratabilirim” diyen bir mantıkla böl-yönet, böldüklerini birbirine düşman haline getir, çalışma barışını boz, emekçiler arasında rekabeti derinleştir diyen bir yaklaşımı var. Eğitim alanında bunu çok net biçimde gördük. Zaten öğretmenler, önce ücretli öğretmen oldu, 85 binin üzerinde ücretli öğretmen var ve bunların arasında eğitim fakültesi mezunu olmayan, pedagojik formasyonu olmayanlar var ve nasıl işe alındıklarını da bilmiyoruz. Torpil, kayırma gibi şeylerin bu süreçte çok fazla olduğunu biliyoruz. Ama aynı zamanda ücretli öğretmenlerin çok ciddi mağduriyetleri var. Ücretli öğretmenler 10 ay çalıştırılıyorlar, emekli olup olamayacakları belli değil, güvenceden yoksunlar. Ücretli öğretmenlerin işsizlik nedeniyle bir ayağı ataması yapılmayan öğretmenler arasında diğer ayağı ise okulda ancak güvencesiz biçimde. Çok uzun çalışma saatleriyle işin içinde olmalarına rağmen asgari ücretin altında maaş alıyorlar ve gelecekleri belirsiz.

“ARTIK KADROLU ÖĞRETMENLER DE GÜVENCEDE DEĞİL”

Bir de genç öğretmenlerden oluşan sözleşmeli öğretmenler var. Azami 4 yıl (3+1) sözleşmeli kadroda kalıp sonra kadroya geçiş yapabilecek genç öğretmenler var ki bunların da çok büyük bir kısmı AKP-MHP iktidar bloğu döneminde alındı. Bir de kadrolu öğretmenler var, görece güvenceli gözüküyor ama biliyorsunuz bir OHAL dönemi yaşadık, bu dönemde kadrolu, sözleşmeli diye bakılmadı, 37 binin üzerinde öğretmen ve 7 bin civarında akademisyenin işlerine bir gecede kurum kanaatleriyle son verdiler. O yüzden artık kadrolu öğretmenler de güvencede değil. Şimdi bu 3 ayrımın yanında bir de kadrolu öğretmenleri kendi içlerinde 3 parçaya ayırıyorlar, ÖMK ile. 10 yıla kadar deneyimi olan, genellikle yaşları 25-35 arasında olan, aynı zamanda üniversiteden getirdiği taze bilgileri de barındıran genç öğretmenleri cezalandıran bir durum olarak “öğretmen” dendi onlara. Bunlar hiyerarşinin en altında olan grup ve bu grup güvencesizleştirmeye de çok açık. Çünkü uzman öğretmen ve başöğretmen diyerek maaş bakımından güçlü kadrolar yaratıyorsunuz. Bu güçlü kadroların karşısında onları zayıflatıyorsunuz. Daha eşitsiz hale getiriyorsunuz ve onlarla diğerleri arasındaki maaş farkını çok fazla açıyorsunuz. Sonra 10 yıllık kıdemin arkasından uzman öğretmenlik kurslarına katılmış ve orada yapılan sınavdan geçmiş öğretmenleri uzman öğretmen diye atıyorsunuz. Yüksek lisans ve doktora yapmış olanları da sınavsız şekilde uzman öğretmen yapıyorsunuz. Aynı şey başöğretmen için de geçerli ama ücret daha yüksek, onlara brüt 2 bin 500 lira ödeniyor, uzman öğretmenlere bin 600 lira. Öğretmenlerin arasına ayrımlar koydular, öğretmenlere apolet takıyorlar, benzer işleri yapmalarına karşın maaşları farklı eğitim emekçileri yarattılar ve şimdi “Biz öğretmenler için bir şeyler yapıyoruz” diyorlar. Biz de şunu söylüyoruz; bu bir meslek kanunu değil. Özel sektör öğretmenleri çok ciddi bir mobbing ve asgari ücretin altında ücretlerle karşı karşıya. Aynı zamanda 10 ay çalıştırılıyorlar, güvenceleri yok. Özel okullardaki öğretmenleri dahil etmeyen bir meslek kanunu olamaz. Ayrıca öğretmenlerin ücretleri başta olmak üzere çok ciddi sorunları var.

“İŞSİZLİK KAPİTALİZMİN YAPISAL BİR SORUNU”

Disiplin yönetmelikleri iktidardan yana şekilde işliyor, öğretmenlerin okullardaki fiziki imkânları yeterli değil. Bir öğretmene 54 öğrencili bir sınıf verdiğinizde adeta 3 öğretmenin işini tek maaşa bir öğretmene yaptırabiliyorsunuz. Burada ciddi bir sömürü olduğunu görüyoruz.

Böylece öğretmenleri 3 parçaya bölünce ve buna ücretli ve sözleşmeli öğretmenlerin ve dışarıda bekleyen 700 bine yaklaşan işsiz öğretmenlerin varlığıyla kadrolu öğretmenler kendini tehdit altında hissediyor. Aynı zamanda özel okullardaki öğretmenler de yerlerine herhangi biri geçebileceği için kendilerini güvende hissetmiyorlar. İşsizlik kapitalizmin yapısal bir sorunu, öğretmen işsizliği de bu sorunun önemli bir kısmını oluşturuyor.

“EĞİTİM HAKKI ORTADAN KALDIRILMIŞ DURUMDA”

-Kalabalık sınıflar öğrenciler açısından hangi sorunlara neden oluyor?

Öğrenciler açısından da şöyle bir durum var, Anayasa’ya göre, tüm yurttaşlar eşittir, kamusal hizmetlerden eşit biçimde yararlanmaları gerekir. Ama bir yerde özel okul sistemi yaratmışsınız, 15-20 öğrencilik sınıflar. Bunlara teşvikler veriliyor. Bir yanda devlet okulları arasında eşitsizlikler büyütülmüş, ayrıcalıklı devlet okulları var; örneğin proje okulları, örneğin başına “Anadolu” kavramını ekleyip ama onun da içinin boşaltıldığı ayrıcalıklı akademik liseler oluşturulmuş. Liseler arasında imam hatip liseleri ayrı, mesleki teknik liseler ayrı… Bütün bu liseleri birbiriyle yarıştırır hale getirdiler. Çocuklar birbirlerinden farklı nitelikte eğitim alıyorlar. Yani eğitim hakkı ortadan kaldırılmış durumda. Peki Anayasa’nın size verdiği görev, tüm kamu hizmetlerini yurttaşlar arasında ayrım yaratmadan herkese eşit ve eşdeğer bir yaklaşımla sunmak değil mi? Bunu sergileyemediğiniz için de kent yoksullarının çocuklarının olduğu okulların nüfusu çok fazla. Ben İstanbul’da 3 bin 500 öğrencili ilkokullarla karşılaştım. İçinde mülteci çocukların da olduğu okullar bunlar. Bu okulların içerisinde çocukları toplumsal cinsiyet rollerine göre yetiştiriliyorlar, bu çocuklar ana dilinde eğitim alamıyor, zorunlu din dersine tabi tutuluyor. Özellikle kent yoksullarının yaşadığı okullarda eşitsizlikler, baskılar, ayrımlar çok daha fazla ve öğrenim koşulları yeterince oluşturulmuş değil. Engelli çocuklar var, özel eğitim alması gereken çocuklar var, kaynaştırma öğrencileri var. Bunların sorunları var. 54 öğrencili bir sınıfta, öğrencilerin her biri biraz konuşsa diğerlerinin dikkati dağılıyor, öğretmene yeterince ulaşamıyorlar, öğretmen ders sırasında çocuklara birer dakika bile ayıramıyor. Oysa anadili farklı olan çocuklarla daha fazla ilgilenmesi gerekecek, otizmli çocukla özel olarak ilgilenmesi gerekecek. Eğitim sisteminin yavaşlamaya ihtiyacı var ama sınav odaklı sistem nedeniyle öğretmenler sınıfta 5-6 çocuğun eğitimine yönelik bir yarışın içerisindeler performans nedeniyle. Bu da diğer çocukların nitelikli eğitim almasını engelliyor.

“ÖĞRETMEN MAAŞLARINA ENFLASYONUN ÜZERİNDE ARTIŞ YAPILMALI”

-Öğretmenlik Meslek Kanunu, ne gibi olumsuzluklar barındırıyor?

Enflasyon rakamlarına bakıldığında öğretmen maaşlarının son birkaç ayda eridiğini görüyor ve yaşıyoruz. İster genç ve ister deneyimli bir öğretmen olsun geçim sorununu yaşıyor. Bu yaşa ve kıdeme bakılmadan Temmuz maaşlarının enflasyonun üzerinde artırılması gerekiyor. Elektrik, doğal gaz, iletişim giderleri, kira, mutfak harcamaları, temizlik malzemeleri fiyatları çok artmış durumda. Öğretmenlerin tamamının maruz kaldığı ağır ekonomik koşullar nedeniyle tümünün maaşlarında enflasyonun üzerinde bir artış yapılması gerekiyor. Ancak siyasal iktidar tüm eğitim emekçilerini düşünmüyor, destek ve idari personeli, özel okul öğretmenlerini dışarıda tutuyor, tüm öğretmenleri düşünmüyor, evi barkı olmayan genç öğretmenleri düşünmüyor, sadece kendi eleyeceği ve seçeceği, sayısının bilmediğimiz bir öğretmen grubunu kariyer sistemi ile ücretlendirmek istiyor.

Aday öğretmenlik için merkezi sınavı kaldırdılar, liyakati değil sadakati dikkate alacakları Aday Öğretmenlik Değerlendirme Komisyonu oluşturdular. Üstelik aylıktan kesme ve kademe ilerlemesi durdurma cezasını almamış olma gibi bir kriter koyarak. Bugün mesleğini etik bir biçimde yapmak isteyen, itiraz eden her öğretmen bu cezaları alabilir. Çünkü eğitim emekçilerine şu söyleniyor: “Karşılaşma, konuşma ve karışma!” Yine uzman ve başöğretmenlik sınavlarına giriş koşullarından biri de “kademe ilerleme cezası almamış olmak”, yani siyasal iktidar ve MEB için önemli olan “kendisine boyun eğen öğretmenleri” ödüllendirmek. Öğretmenler bu düzenleme ile sadece bugün değil gelecekte de ekonomik, demokratik ve özlük haklarını yitirecekleri bir sürecin içine itiliyorlar.

“MUHALİFLER BAŞÖĞRETMENLİK VE UZMAN ÖĞRETMENLİĞE BAŞVURAMAYACAK”

Öğretmenlik Meslek Kanunu’na diğer sendikalar kariyere, sınava odaklı değil de kıdeme odaklı bir sistem getirilebilir şeklinde itirazlarda bulundular ama biz kıdemin de genç öğretmenlerin ekonomik güçlüklerini dikkate alan bir zeminden değerlendirilmesini talep ediyoruz. Çünkü enflasyon deneyimli mi deneyimsiz mi diye bakmıyor. Bu koşullarda herkes hayatta kalmaya çalışıyor, bu nedenle “eşit işe eşit ücret” diyoruz. Ama siyasal iktidar, uzman öğretmen ya da başöğretmen kimdir, nedir de diğer öğretmenden farklı ne tür işler yapacak? Bu tanımlanamıyor, çünkü öğretmenlerin tamamı benzer işleri yapıyorlar.

Düşünün, başöğretmen, uzman öğretmen ve genç öğretmen aynı okulda, aynı öğrencilerle karşı karşıya olacaklar. Aynı müfredatı verecekler, aynı ölçme ve değerlendirme yöntemlerini uygulayacaklar, aynı öğretim yöntem ve teknikleriyle derslerini verecekler. Nasıl farklandıracaksınız? Farkı sadece şöyle yapabilirsiniz; okulun içini demokratikleştirirsiniz. Öğretmenler birbirini yetiştirir hale gelir. Okul içinde zümreler, çalışma grupları oluşur, genç öğretmenin yaşlı öğretmene öğreteceği şeyler vardır, kıdemli öğretmenin genç öğretmene öğreteceği şeyler vardır, okulun içinde dayanışmayı, birlikte çalışmayı, el birliğini ördüğünüzde gerçek anlamda nitelik ortaya çıkar. Ama şu an ne yaptılar? Örneğin, kademe ilerlemesi cezası almamak gibi bir koşula bağladılar. Yani kendileriyle çelişen, muhalif öğretmenlere bir küçük ceza verip onun başöğretmenlik ve uzman öğretmenliğe başvuramamasına neden olacak bir durum yaşanacak.

“3600 EK GÖSTERGE, 20 YILDIR GASP EDİLEN HAK”

-Öğretmenlik Meslek Kanunu ile öğretmenlere 3600 ek gösterge verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda 3600 ek gösterge hakkı var ama çok eksik. Hem siyasal iktidar hem de muhalefet bu konuyu çözme sözü verdi. Yani iktidarı da muhalefeti de zaten 3600 ek göstergeyi çıkartacaktı, onda bir sorun yok. Zaten siyasal iktidar öğretmenlerimizin bu hakkını 20 yıldır gasp etmişti, o hakkı 20 yıl sonra verdiler. Neden 20 yıldır emekli öğretmenlerimizi çok düşük ücretlere mahkûm eden bir yaşam sürdürmelerine yol açtılar? Neden bunu bugün yapıyor? Bunun bir seçim yatırımı olduğu çok net bir biçimde görüyoruz. Yani öğretmenlerimize bu bakımdan da borçlular. Şunu açık ve net biçimde görüyoruz: bir yanda geçim derdinde olanlar, diğer yandan seçim derdinde olanlar. Öte yandan bu hak neden 1. derece öğretmenlere tanınıyor da çeşitli nedenlerle birinci dereceye ulaşamamış, ulaşamayacak olanlar bu haktan yararlanmıyor. Neden okullarda, il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinde eğitim için, öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz için çalışmakta olan yardımcı, destek ve teknik hizmetlerden sorunlu eğitim emekçileri yararlanamıyor bu haktan? Eğitim bir ekip işidir, eğitim alanında çalışan tüm eğitim emekçilerinin emekliliklerinde insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmesi için daha geniş bir düzenlemeye gereksinme vardır.

3600 ek gösterge de ancak 2023 Ocak ayından itibaren geçerli olacak. 3600 ek göstergeyi alamadan emekli olmuş öğretmenlerin durumu hala belirsiz, orada da bir haksızlık söz konusu olabilecek. “Neden 1. derece?” konusu gündeme gelecektir. İnsanlar çeşitli nedenlerle daha erken emekli olabilirler, o dereceyi alamadan emekli olmak zorunda kalanların durumu belirsizliğini koruyacak. Dolayısıyla tüm emeklileri kapsayacak bir düzenlemeyi talep etmek yerinde olacaktır.

“SESSİZ, BOYUN EĞEN BİR ÖĞRETMEN YARATILMAK İSTENİYOR”

-Aday Öğretmenlik ve Öğretmenlik Kariyer Basamakları Yönetmeliği’ne ilişkin neler söylersiniz?

Aday Öğretmenlik ve Öğretmenlik kariyer Basamakları Yönetmeliği’nin iptali için Danıştay’a başvurduk. Öğretmenlik Meslek Kanunu’na ilişkin itirazlarımızın büyük bir kısmı bu yönetmelik için de geçerli. Bir yönetmelikle aday öğretmenlik değerlendirme sınavını ortadan kaldırdılar. Sınav yok ama yerine bir komisyon kurdular, ki bu komisyonun da yine mülakatlarda olduğu gibi, çok ayrımcı bir işleyişle öğretmenleri iktidarın tanımladığı “yerli ve milli” öğretmenle diğer öğretmenleri ayrıştıracak bir süreç örerek de ayrımcılık üreten bir yasayla karşı karşıyayız. Dolayısıyla öğretmenler şu an “Sessiz kalayım, hiçbir şeye itiraz etmeyeyim, okul müdürü ne derse uyayım, derse girip çıkayım” diyen kişilere indirgendi. Öğretmenin aydın, entelektüel kimliği ortadan kalktı. Toplumsal sorunlara duyarlı bir öğretmen yerine sessiz, boyun eğen bir öğretmen yaratılmak isteniyor.

Ama siyasi iktidar bu arada başvuru ve sınav dönemlerini ilan etti. Öğretmenlerimiz şu an ne yazık ki, öğrencilerimiz gibi sınav odaklı bir sistemin parçası haline geldi. Artık öğretmenler odasında öğrencileri için derse hazırlanan değil, kendisi için sınavlara hazırlanan öğretmen profiliyle karşı karşıya kalacağız. Merkezi sınavlar, öğretmenleri ve öğrencileri denetleme ve hizaya getirme amacına hizmet ediyor. Türkiye’nin hızla demokratikleşmesi sağlandıktan sonra ilk ele alınması gereken sorunlardan birisi sınav odaklı bir sistemin ortadan kaldırılması olmalıdır.

Yorumlar (0)
16
parçalı az bulutlu