08.05.2022, 00:14

Dünün yasakçıları bugünün ‘demokrat’ı olabilir mi?

Son günlerde Akif Beki adı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun otobüste birlikte pozu ile gündeme geldi. Medyada çok tartışılan o fotoğraf ve özellikle Akif Beki ile ilgili bazı hatırlatmalar yapılmaya başlandı. Ben de ÇGD'nin dergisi için yazdığım bu yazıyı yeniden paylaşarak, hafızaları tazelemek istedim... 

Gazetecilere yönelik basın kartı vermeme, akredite etmeme baskısı son dönemde iyice arttı. Artık rengi turkuaz olan basın kartına, iktidar tarafından “makbul” olmayan gazeteciler maalesef erişemiyor. Giderek sokakta haber izlerken bile sorulan turkuaz kart, gazetecilerin tepesinde “Demokles’in kılıcı” gibi sallandırılıyor. Turkuaz kartınız olmayınca da giderek tüm kurumlara sirayet eden akreditasyon mümkün olamıyor. Yani turkuaz kartınız yoksa akredite de edilmiyorsunuz…

Akredite olmak, akreditasyon denilince de ilk akla Genelkurmay geliyor. Genelkurmay yıllarca gazetecileri isim isim belirleyip akredite etti ya da akreditasyon kartı vermedi. AKP ise muhalefette iken ve iktidarının ilk yıllarında bunu çok sert dille eleştirdi. Ta ki 2008 yılında Başbakanlık muhabirlerinden 7 gazetecinin akreditasyon kartı iptaline kadar…

2008 yılında, Başbakanlık akreditasyon kartı iptal edilen gazetecilerden biri de benim. O dönem, Başbakan Basın Danışmanı Akif Beki idi. AA’da Türkiye Gazeteciler Sendikası’nı (TGS) bitiren, yılların deneyimli gazetecilerini zorla emekli ettiren ya da mobbing ile kurumdan kaçıran Kemal Öztürk’ün de unutulmaması lazım.

Her iki isim de bugün kendilerini “demokrat”, “muhalif” gösteriyor. Ne yazık ki, balık hafızalı bizler de buna kanıyor, “aaa ne güzel eleştiriyor” diye onların yazdıklarını okuyor, belki alkış bile tutuyoruz.

Ama dünün yasakçıları bugünün “demokratı” olabilir mi? Kin gütmüyorum elbette, ama yaptıklarının da unutulmasına gönlüm razı değil…

Üyesi olduğum Çağdaş Gazeteciler Derneği’nden (ÇGD) bir yazı teklifi geldiğinde ilk aklıma gelen Başbakanlık akreditasyon iptalleri ve AA’da TGS’ye yönelik bitirme operasyonları geldi. Çünkü her ikisi de bugün uygulanan yasakların, baskı ve mobbingin başlangıcıydı. Bugünkü yasakları yürütenlere yol gösterdi o günkü bu uygulamalar.

AA’DA BİTİRME OPERASYONU VE KEMAL ÖZTÜRK

Kemal Öztürk, Meclis Başkanlığı döneminde Bülent Arınç’ın danışmadı idi. Arınç, 2009-2015 yılları arasında başbakan yardımcısı olunca, AA da kendisine bağlandı. Kemal Öztürk de 2011 yılında, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür olarak atandı Arınç tarafından. Öztürk, AA Genel Müdürü olarak görev yaptığı üç yılda, AA’da TGS’ye karşı, Medya İş’i kurdurdu. O dönem TGS yönetiminde bulunduğum için süreci çok iyi biliyorum. Henüz işbaşına gelmesinin üzerinden bir ay bile geçmeden, deneyimli gazetecileri emekliliğe zorlamakla başladı işe. Sonrasında gazetecileri kendi uzmanlık alanları dışında görevlendirdi, haftalık çalışma saatlerini uzattı, her gün yeni bir uygulama ile mobbing uyguladı.

“Ölseniz de kalsanız da haber istiyorum; Ramazan haberlerini Hıristiyanlara yaptırmayın; her gün cami haberi isterim” dayatmaları o zaman gazetelerde de haber oldu. Onlarca, yüzlerce deneyimli gazeteci AA’dan ayrılmak, gazeteciliği bırakmak zorunda bırakıldı. Gazetecilerle birlikte TGS’ye de operasyon çekip, gazetecileri sendikadan istifaya ve yeni kurdurduğu sendikaya üye olmaya zorladı Kemal Öztürk. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hedef gösterdi, Kemal Öztürk uyguladı, ta ki sendikanın yetkisi bitirilene, gazetecilerin birçok kazanılmış hakları ellerinden alınana kadar. Sonrasında ise “kraldan çok kralcı” olan öncekiler gibi bu yaptıkları bile yetmedi ki, istifası istendi…

GELELİM AKİF BEKİ’YE

2008 yılı, kasım ayıydı. Hiç unutmam, 10 Kasım günü Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası, Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek açıklama yapacak. Ben de Evrensel gazetesi Başbakanlık muhabiri olarak gittim Başbakanlığa. Açıklamayı izleyeceğim. Gazeteci arkadaşlar, yeni akreditasyon kartlarının çıktığını söyledi, “git kartını al” dediler. Birkaç ay önce yeni kart için başvuru yapmıştık, zaten Başbakanlık muhabiri olarak akreditasyon kartım da vardı, şimdi yenilenecekti.

Yeni kart listesinde ismim yoktu, tekrar tekrar baktık listeye, yanılmıyorsam 364 gazeteci akredite edilmişti, kartı çıkmıştı ama benim yoktu. Görevli kişi, “Akif Beki’nin kişisel tasarrufu” dedi. O gün yeni kartım olmadığı için hükümet sözcüsünün açıklamasını izlemek için içeri alınmadım, hiçbir arkadaş da sormadı “neden kartlar yenilenmedi” diye.

Sadece ben değil, Hürriyet gazetesinden Hasan Tüfekçi ve Turan Yılmaz, Milliyet gazetesinden Abdullah Karakuş, Akşam gazetesinden Ali Ekber Ertürk, Vatan gazetesinden Veli Toprak ile Star’dan Fatma Çözen akredite edilmeyenler arasındaydı.

İsimlere bakıldığında özenle seçildikleri belliydi. Her biri AKP Hükümeti’nin, Başbakan’ın hoşlanmadığı haberleri yapan, sorular soran gazetecilerdi. Benim Evrensel’de çalışıyor olmam da ek olarak yetmişti kart iptaline…

2008 yılı, Amerika’yı bile kasıp kavuran ekonomik kriz dönemiydi. Erdoğan başbakan olarak basın toplantısı düzenlemiş ve “ekonomik kriz bizi teğet geçti” demiş, üstelik Türkiye’nin krizi fırsata çevireceğini söylemişti. O basın toplantısında sorduğum bir soru nedeniyle Akif Beki’nin beni gösterdiğini görmüştüm. Yine Hıdır Göktaş ve Ali Ekber Ertürk’ün soruları nedeniyle not edildiklerini sonradan öğrenmiştik.

Akreditasyon iptali de sonrasında geldi. Akif Beki, belki Reuters muhabirinin üzerini çizmeyi göze alamadı ama benim ve Ali Ekber’in üzerini çizmişti. Kart iptalleri de bunu gösteriyordu.

Akif Beki iptalleri, “yalan, yanlış haberlere” bağladı; hatta Başbakan Erdoğan da bir soru üzerine, “Arkadaşlar, muhabirler yalan yanlış haber yapıyorsa akreditasyonları iptal edilebilir. O medya organı veya grubu bir başkasını göndersin. Yalan yanlış haber yapanlarla biz yola devam etmeyiz. Bizim ölçümüz o. Yalan yanlış haber yapmayacak” diyerek, kendilerini yargı yerine koyduklarını da göstermişti.

Akif Beki de tepkiler üzerine “Genelkurmay, kurumsal akreditasyon uyguladı. Her zaman karşı çıktım. Amerikan tarzı, açık ve şeffaf kriterlere dayalı bireysel akreditasyon modelini esas aldım” demişti.

Başbakanlıktan kartımın verilmesini, aksi halde nedeninin açıklanmasını istedim yazılı olarak. Verilen yanıt ise Aziz Nesin’in kulaklarını çınlatır nitelikteydi: “Devamlılık kriterine uymadığınız için kartınız yenilenmemiştir.”

Ben de 364 akredite gazeteci olduğunu hatırlatarak, “her gün Başbakanlığa geliyor mu, geliyorlarsa hangi salona sığdırıyorsunuz, Akif Beki her gün yoklama mı yapıyor” diye sormuştum.

Elbette, “yalan- yanlış haber” iddiası uymayınca, “devamlılık kriteri” gibi saçma bir yanıt verdiler. Sonrasında ise akredite edilmeyen 7 gazetecinin kurumlarından, Başbakanlığa izlemek üzere başka gazeteci göndermelerini istediler. Evrensel Yönetimi bunu reddetti, “kimin izleyeceğini siz belirleyemezsiniz, biz kimi istersek o muhabiri göndeririz” demişti.

Daha sonra, Başbakanlık Basın Bürosundan yapılan ve internet sitesinde de yer alan başka bir yazıda, “ilk akredite edildiği 2005 yılından itibaren Başbakanlığı düzenli olarak izlemediği açıkça görülen bir gazete ve muhabirinin neden ‘sürekli akreditasyon kartı’na ihtiyaç duyduğu anlaşılamamaktadır” diye vahim bir yazı da yayınlandı ki, bu da yine Akif Beki’nin marifetiydi. Yanıldıkları bir nokta daha vardı, ben Ecevit Hükümeti döneminde de akreditasyon kartı olan ve Başbakanlığı izleyen bir muhabirdim.

Akif Beki’nin, Başbakanlık akreditasyon kartı iptali ile yetinmediği, akredite edilmeyen gazetecilerin dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü izlemelerinin de engellenmesi, KÖŞK’e sokulmaması yönünde talepte bulunduğu öğrenildi. Abdullah Gül’ün danışmanı Ahmet Sever, “Abdullah Gül ile 12 yıl” adlı anı kitabında yer verdi bu talebe ve Beki’nin “Başbakanlığa girişini yasakladığımız gazetecileri siz de Köşk’e sokmasanız” mesajı gönderdiğini aktardı; “Genelkurmay tarafından kendisine yapılanın aynısını şimdi başkalarına yapıyordu” diye yorumlayarak…

Elbette akreditasyon iptalini yargıya taşıdım; 2,5 yıl süren dava sonucunda yargı, “basın özgürlüğü ihlali” diyerek kartımın yenilenmesi yönünde karar verdi. Başbakanlık Basın Bürosundan da hemen “gelip kartınızı alın” diye bir yazı gönderildi…

O dönem Akif Beki’nin, Kemal Öztürk’ün yolunu gösterdiği uygulamalar bugün İletişim Başkanlığı eliyle ülke genelinde yaygınlaştırıldı. Gerçekleri yazmaktan, gazeteciliğin gereğini yapmaktan başka işi olmayan yüzlerce gazeteci kart alamıyor, kazanılmış hakları yenilenmiyor, kart olmayınca da kurumlara girmeleri, haber izlemeleri engelleniyor.

Bunları bir kez daha hatırlatmak istedim ki, unutulmasın...

(Yazı 6 Mart 2022'de Çağdaş Dergi'de yayınlandı)

(https://cgd.org.tr/cagdas-dergi/cagdas-dergi-yazilar/2022/03/06/dunun-yasakcilari-bugunun-demokrati-olabilir-mi/)

Yorumlar (0)
15
parçalı bulutlu