Mahsa’nın saçları, çığlık ve çağrı!..

Dalgalanan uzun kara saçlarıyla Mahsa Amini, kadınların, toplumsal yaşamın her alanında baskı ve ayrımcılığa uğramaksızın yer alma ve yaşam hakkı mücadelesinde yeni bir sembol oldu. İran Molla rejiminin hakimiyet alanının dışına taşan mücadele sesleri, özgürlük ve eşitlik kavgasının enternasyonal karakteriyle acil gerekliliğini bir kez daha duyumsatıp göstermiş oldu. Çığlık ve çağrı oldu Mahsa Amini..!

Demokrasi 29.09.2022, 10:00
Mahsa’nın saçları, çığlık ve çağrı!..

A. Cihan Soylu Evrensel Gazetesi'ndeki köşesinde İran'da Mahsa Amini'nin öldürülmesiyle başlayan kadınların mücadalesini yazdı:

"Dalgalanan uzun kara saçlarıyla Mahsa Amini, kadınların, toplumsal yaşamın her alanında baskı ve ayrımcılığa uğramaksızın yer alma ve yaşam hakkı mücadelesinde yeni bir sembol oldu. İran Molla rejiminin hakimiyet alanının dışına taşan mücadele sesleri, özgürlük ve eşitlik kavgasının enternasyonal karakteriyle acil gerekliliğini bir kez daha duyumsatıp göstermiş oldu. Çığlık ve çağrı oldu Mahsa Amini..!

Kuşkusuz ne Amini İran’da ilk katledilen kadındı ne de “ahlaki nedenler” gerekçesine sarınan polis zulmüyle korunan ve burjuvazinin barbarca çıkarlarına bağlanan yönetim anlayışı sadece ve sadece Mollaların devletine ait bir özellikti.

Dini ve feodal kültürel zincirlerle destekli burjuva haydutluğunun Ortadoğu, Afrika ve Ön Asya’daki İslamist yönetimler kimliğinde belirli bir özgünlük kazandığı doğruydu. Kadına -ve çocuklara karşı ilkel kölecilikten ve feodal barbarlıktan alınmış yöntemlerle tekelci vahşet karışımı uygulamalara en çok burjuva demokratik hak eşitliğinin yasal alanda dahi olmadığı bu tür ülkelerde rastlanır. Ancak, milliyet, cinsiyet ve ten rengi farklılığı, dini ve mezhebi inanç farklılığı, ve bütün bunlara baskın şekilde sınıf farklılığı istisnasız tüm kapitalist ülkelerde dozu değişse de baskı, ayrımcılık ve eşitsizlik nedenidir. Bu farklılıklardan kaynaklı eşitsizlik emek gücünün sömürülmesine dayanan kapitalist toplumsal sistem tarafından beslenmekte; sömürülen ve ezilenlerin sömüren ve ezenlere karşı mücadelesinin ülkelerdeki düzeyine bağlı olarak değişen ölçekte baskı, saldırı ve öldürüm olarak şekillenmektedir. J. Floyd’un, Mahza Amini’nin ya da katledilen oğlunun torbaya konmuş kemikleri eline verilen Kürt babanın hedef olduğu zulme renk veren burjuva barbarlığının emperyalist, burjuva monarşist ve tekelci diktasının damgasını taşıyor.

Bu “demokrasi”, işçi ve emekçilerin mücadelesi sonucu ‘en demokratik’ olarak şekillendiği ülkelerde dahi, son yüzyılın en kısıtlı, en dar ve en biçimsel sınırlarına çekilmiştir. Batılı emperyalist ülkeleri burjuva demokrasisinin parlayan yıldızı gösteren liberal burjuva propagandası bundandır ki açmaz içindedir. Bu ülkelerin her birinde yasalar tekelci gericilik yararına defalarca değiştirilerek işçi ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları daha fazla kötüleştirildi. Grev, gösteri ve siyasal örgütlenme hakları kısıtlandı. Tekelci gericilik devlet aygıtı şeklinde örgütlüyken işçilerin sınıf iktidarlarını kurma hedefli yasal komünist örgütlenmesi yasaklandı.

Bu saldırı politikaları şimdi tüm kapitalist ülkelerde ağırlaştırılıyor. Rusya-Ukrayna savaşı gerekçe edinilerek hemen tüm ülkelerde halk kitlelerine karşı politikalar sertleştirildi. Sağ gerici ve faşist ya da faşizan parti ve örgütler halk kitlelerinin içinde tutuldukları koşulları istismar ederek güç kazandılar. Macaristan, Polonya, Brezilya’da gerici yönetimlerin halk üzerindeki baskısı arttı. İsveç ve İtalya’da sağ gerici ve faşist partiler ülke yönetimine geldi. İngiliz-Amerikan emperyalistlerinin, yanlarına Alman yönetimini de alarak uluslararası alanda çatışma ve savaşları besleyen ve tetikleyen politikası kitlelerin küçümsenemez kesimlerinden destek görebildi. Macron gibi emperyalist bir şef “yeni ilhak alanları politikası”nın yaygınlaşmasından söz ediyor. Molla rejimi, Suudi gericiliği, Türkiye’nin siyasal İslamcı şovenist ve gerici yönetimi ve “dini ve ahlaki değerler” adına halkı vahşi bir baskı altına alan “islamist” yönetimler bu durum ve gelişmelerden de güç alarak baskı ve ayrımcı politikaları yoğunlaştırdılar.

Tekelci gericiliğe, emperyalist ve işbirlikçi burjuvaziye, onların “burjuva demokratik” ya da faşizan otokratik-teokratik-monarşist vs. türden yönetimlerine karşı işçi ve emekçilerin güçlü bir uluslararası karşı direnci gelişmez ve geliştirilemez ise eğer, gericiliğin daha fazla güç kazanması engellenemez. Batılı emperyalist ve işbirlikçi yönetimlerin işçi, emekçi, kadın ve çocuklara karşı politikalarının “demokratik” maskesini yırtıp atacak güçte bir mücadeleye de ihtiyaç vardır. Herbir saldırıya karşı ortaya çıkan tepki ve gösterilerin herbir ülkede ve dayanışma halinde tüm ülkelerde büyütülmesine ihtiyaç vardır. Bu mücadelenin herbir ülkenin toplumsal koşullarıyla bağlı özgünlükler taşıması kaçınılmazdır ve kadın hareketi bu mücadelenin tarihsel ve aktüel olarak en önemli potansiyel güçlerinden biridir. Kadınlar Vietnam ve Filistin’de emperyalist-siyonist barbarlığa direnişin önemli bir öznesi oldular. Arjantin, Şili, İspanya ve Türkiye’de askeri diktatörlüklere karşı mücadelenin önünde yürüdüler. Kürt kadınları kültürel gerici zincirleri param parça ederek ulusal tam hak eşitliği mücadelesinin taşıyıcı güçlerinden biri oldular. Emekçi kadın kitlelerinin burjuva diktatörlüklerine karşı mücadelede önemli bir rol oynayacaklarını gösterir verilere yenileri ekleniyor. Mahsa’nın katledilmesine karşı İran’da ve başka ülkelerde gelişen tepkiler bunun göstergeleri arasındadır. Bu mücadelenin büyümesi Mollalar rejimini ve diğer despotik yönetimleri belirli tavizlere zorlayabilir. Devrimci ve sosyalist parti ve örgütler bunun için her bir ülkede emekçi örgütlerinin seferber olacağı birleşik direnç ve direnişin yükselişine hizmet eden bir politik sorumlulukla yüz yüzedirler.

*

Bir not: Tarihte birçok gelişmeye birçok  kez “ilk” sözüyle işaret edilmiştir. Ne ki, her  “ilk” sayılana toplumsal hayatın geçmiş dönemlerinde dayanak oluşturan “kökler” olduğu da bir gerçektir. Türkiye’nin devrimci ve sosyalist hareketi M. Suphilerden bu yana birçok badireden geçti. Çok ilkler yaşadı ve büyük kayıplar verme pahasına önemli deneyimler kazandı. Şimdi bu kazanımları ‘ışığında’ daha ileri mevzilere yürüme sorumluluğuyla yüzyüze bulunuyor. Başarılabilinirse, yüzyılı aşkın devrimci mücadele sürecinde yitirilen tüm devrimcilerin; Suphilerin, Denizlerin (71 devrimci hareketinin), İmran gibi işçilerin, Erdal gibi gençlerin uğruna toprağa düştükleri özgürlük ve sosyalizm mücadelesi güç kazanacak. Bu satırlar, 21 yaşında polis kurşunuyla katledilen Taylan Özgür başta olmak üzere Eylül’lerde yitirdiğimiz tüm devrimcilere adanmıştır.

Yorumlar (0)