Hafıza, Hakikat, Hesaplaşma Konferansı’nda söz mağdurların

“Geleceğin Türkiye’si için Hafıza, Hakikat ve Hesaplaşma Konferansı”nın, “Hakikat” bölümünde konuşan mağdur yakınları, adalet istediklerini ama hesaplaşma olmadan da adaletin sağlanamayacağını belirttiler. Söz alan tüm mağdurlar, cezasızlığa isyan edip, hep birlikte mücadele ederek, adaleti sağlayacaklarını ifade ettiler.

Demokrasi 05.06.2022, 17:49 05.06.2022, 18:02
Hafıza, Hakikat, Hesaplaşma Konferansı’nda söz mağdurların
© Haber/fotoğraflar: Sultan Özer

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) çağrısıyla bir araya gelen Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Halkevleri ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF), oluşturduğu 7’li oluşumun düzenlediği, “Geleceğin Türkiye’si için Hafıza, Hakikat ve Hesaplaşma Konferansı”nda, geçmişle hesaplaşmadan, geçmişle barışmadan geleceğin kurulamayacağı, adaletin sağlanamayacağı ifade edildi. Konferansta, iktidarın kendi gerçeklerini halka dayattığı, bunun için de sosyal medya düzenlemesini Meclis’e göndererek, kendilerinin isteği dışında gerçekleri halka ulaştırmaya çalışanların cezalandırılmasının gündeme geleceği, bunun için de bu teklife çok yüksek sesle itiraz etmek gerektiği ifade edildi.

‘ADALET İSTİYORUZ AMA HESAPLAŞMA DA GEREKİYOR’

Konferansın açılışının ardından, “Hafıza” adlı bölümde, geçmişten bu yana hak gaspına uğrayan, katledilenlerin yakınları, adalet arayanlar konuştu.

İlk sözü alan, Gezi eylemlerinde katledilenlerin aileleri adına, Ali İsmail Korkmaz’ın abisi Gürkan Korkmaz ve annesi Emel Korkmaz söz aldı. Emel Korkmaz, “O kadar çok acı yaşıyoruz ki saymakla bitmiyor. Acılar katlanarak çoğaldı. Adalet istiyoruz. Bu ülkeye adaleti gelmesini istiyoruz” dedi.

Gürkan Korkmaz ise şunları söyledi: “Ben de Eskişehir’de okudum. Anne ve babam ‘olaylara karışma’ diye tembih ederdi. Ve bir anda ülke gündemine düştük. Önce polis sokakta darp etti, sonra hastaneye gitti, doktor ‘önce ifade ver’ dedi. Beyin kanaması başladı, Ali İsmail 38 gün boyunca komada kaldı. Olaya dair savcılık bir soruşturma yürütmedi.

Ben de bir avukat olarak adaleti istiyorum, ama hesaplaşmak gerekiyor. Hesaplaşmadan adaleti getirecekleri yok. Bu değildir ki dişe diş, kana kan. Annem duruşma salonunda çocuğunu öldürenlerin yüzüne yüzüne bakıyordu. Arada jandarma vardı. Annem, ‘Hakim bey ben güzel çocuğumu bu ellerimle büyüttüm, onlara sürmem. Jandarmayı çekin’ dedi. Biz böyle insanlarız.”

‘TARİHİN EN KANLI KATLİAMININ ORTASINDA KALDIK’

10 Ekim Ankara Gar Katliamı ileleri adına konuşan Elif Özdemir de şunları ifade etti: “Türkiye’de tarihin en kanlı, en hunharca işlenmiş katliamının ortasında kaldık. Biz niye orada alandaydık. Bir hesaplaşma, bunun son bulması amacı ile barış mitinginde bir soluk olmak için oradaydık. Kızım da oradaydı ve ağır yaralandıb. Ben alana girerken bir şey dikkatimi çekti. Basın açıklamasında bile birçok polis gelir... O gün yoktu. Bombanın patladığını gördüm. Biz orada bedenlerimizin yarasıyla uğraşırken ortalıkta olmayan polisler çıktı geldi. Ne yaşadığımı bile anlayamadık, sağlıkçıları tekmelediler, ateş ettiler havaya. Gaz bombası attılar, alana ambulans bile sokulmadı.

Bu katliam, bile isteye yapılmış, yüksek yerlerde eli olanlar tarafından organize edilmiş, IŞİD maşalarının yaptığı, planlanmış bir eylemdi. Çok canımız yandı. O kadar çok canımız yandı ki. Göstermelik mahkemelerle adalet gelmeyecek. İyi ki birlikteyiz, bir aradayız. Birlikte mücadele edip, birlikte kazanacağız.”

‘BİLİM İNSANI OLARAK YAPMAMIZ GEREKENİ YAPTIK’

Barış Akademisyenleri adına söz alan ihraç akademisyen Işıl Ünal da "Bu suça ortak olmayacağız" bildirisinin sürmekte olan çatışmaları, şiddeti sonlandırmak ve barışı sağlamaları için yapılan bir uyarı olduğunu belirterek, "Aynı zamanda kamuoyunu bilgilendirmek için bu bildiriyi imzaladık. Biz, bilim insanı olarak yapmamız gereken şeyi, görevimizi yaptık. Ama sonunda kitlesel olarak ağır bedeller ödedik. Devlet, biz görevimizi yaptığımız için bizi cezalandırdı” dedi.

Süreç sonunda 70 gözaltı, 6 tutuklama olduğunu, özellikle yandaş medyada fotoğraflarıyla, isimleriyle hedef gösterildiklerini, küçük yerleşim yerlerinde arkadaşlarının sokağa çıkamaz hale geldiğini ve oraları terk etmek zorunda kaldıklarını anlatan Ünal, bu süreç içinde, 1128 olan imza sayısının da 2 bin 212’ye yükseldiğini söyledi. Ünal, “Ama barış bildirisini imzaladığımız için hiçbir zaman pişman olmadık” dedi.

‘İBADETHANEYE BOMBA ATTILAR’

İktidarın Cemevlerine dönük yok sayma politikasını ve kötü muameleyi Zeynel Şahin aktaracaktı. Ancak sağlık sorunları nedeniyle katılamayarak mektup gönderdi. Ok Meydanı Cemevi’ne polisin saldırısı ve Uğur Kurt’un öldürülmesine ilişkin süreci Şahin mektubunda şöyle anlattı:

“Yüreğimizin yandığı 22 Mayıs 2014 tarihinde Uğur Kurt katledildiğinde olduğu gibi, polis Alevi mahallelerinde hedef gözeterek, toplumsal eylemleri sakinleştirmek için değil, cezalandırmak, öldürmek için ateş açıyor. O nedenle yaşanan olaylarda bu kadar çok Alevi öldürülüyor, Kürt öldürülüyor. Dünyanın yaşanılası bir dünya olması adına çarkı pervaz vurduğu, semah döndüğü, ibadetini yaptığı Cemevi’ne pervasız bir şekilde saldırıp, dağıtıp, Cemevinin içerisine idrarını yapabiliyor... Kendisinden olmayan, kendisi gibi düşünmeyen, biat etmeyen tüm diğer kesimleri yok sayan bu anlayışa karşı, İnsanın insan onuruna yakışır bir hayat sürmesinin yegane savunucuları olan bizlerin, örgütlü mücadeleyi büyüterek engelleyeceğimiz elzem."

‘CEZASIZLIK DAHA FAZLA SUÇ İŞLENMESİNİ GETİRİYOR'

Cumartesi Anneleri adına ise 1993 yılında Bitlis’te JİTEM tarafından kaçırılarak katledilen Özgür Gündem Muhabiri Fethat Tepe’nin kız kardeşi Ayşe Tepe konuştu. “Cezasızlık daha fazla suç işlenmesine yol açıyor” diyen Ayşe Tepe, insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmasını kabul etmediklerini de ifade etti.

Ayşe Tepe, “Abimin dosyası zaman aşımına uğradı. Biz 30 yıldır hak, hukuk, adalet mücadelemizi devam ettiriyoruz. Cezasızlığın ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Cezasızlık ödül gibi görünüp sürmeye devam ediyor. İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımını kabul etmiyoruz. Bu davalarda zaman aşımı denen bir şeyle karşılaşıyoruz. Bu talepleri Galatasaray Meydanı’nda dile getirdik. Biz katillerin, faillerin yargılanmasını isterken yargılanan durumuna geldik” diye konuştu.

Destek isteyen Ayşe Tepe şöyle konuştu: “Adalet, özgürlük arıyorsanız, faşizm ensenizdedir. O yüzden birlik olmak gerekiyor. Birlik olursak ancak başarabiliriz. Desteğe ihtiyacımız var.”

‘KÖŞEYE SIKIŞMIŞ OLMAK ÇOK ZOR’

Çorlu Tren kazasında yitirilenler adına ise oğlu Oğuz Arda Sel’i kaybeden Mısra Öz konuştu. “Burada olmak çok zor. Ama aynı şeylerle karşı karşıya olduğumuzu bilmek de yalnız olmadığımızı gösteriyor. Köşeye sıkışmış olmak çok zor” diyen Mısra Öz, oğlunun ölümüne ve adalet arayışına ilişkin de şunları söyledi:

“Ben oğlumu ihmal cinayetine kurban verdim. Yokluğun, adaletsizliğin içinden geçiyoruz. Bu katliam yaşandığında biz olay yerine giderken şunlarla karşılaştık. Kurtarma yapılmıyor tersine olayın üstü örtülüyor. Cenazelerimiz varken bilirkişiler rapor hazırlamaya çalışıyor. Helikopter ile getirilen bilirkişiler, yandaş kişiler. Biricik oğlum trenin altındayken... Şu hastanede veya bu hastanede iyiler diye telefon geliyor. Her birimiz o hastanelere, olay yerlerine dağılıyoruz. Biz oradan uzaklaşalım diye o telefonlar bize gelmiş. Bizimle orada bile dalga geçmişler. Henüz tren kaldırılmadan o yolu döşemeye çalışıyorlar. O yoldan para kazanılması gerekiyormuş, ulaşımın durmaması gerekiyormuş.

OĞLUMA SÖZÜM VAR, ‘ADALET’

Yargılama sürecine dair de adım atılmadı, adalet rayların altında kaldı. Katliamın beşinci yılına gireceğiz. Benim aklımda çok acıdır ki tek bir görüntü var. O da oğlumun gözleri. Oğlumun gözleri, ‘Ben devlete güvenip bir yere ulaşmaya çalışırken benim yaşam hakkımı elimden alanlara hesap soracaksın’ diyor. Benim o gözlere sözüm var. Ben 26 yaşında anne oldum. Kucağımda evlatsız kaldım. Kazada 5 yaşındayken annesini ve kız kardeşini kaybeden Kemal geçen gün teyzesine, ‘Annemi unutmaya başlıyorum. Annemi unutmam değil mi teyze?’ demiş. Biz ve Çorlu aileleri Kemal’e annesini unutturmayacağız. Biz çocuklarımız için hesap soracağız. Bedeli ne olursa olsa hesap soracağız.”

‘BU MÜCADELE SINIFSAL, ÇÜNKÜ GEÇİNEMİYORUZ’

Farplas direnişi adına konuşan Nejla Dolaşık da Farplas'a İnsan Kaynakları olarak girdiğini, patronun kendisine, "Bunları işçilere imzalat, imzalamazlarsa baskı kur" diyerek işten atma dilekçesini imzalatma konusunda baskı yaptığını anlattı. İşten atılma sürecine ilişkin de Dolaşık şunları söyledi:

“Ben işçi çocuğuyum, tarafım belli. Bunu kabul edemem dedim ve işten atıldım. Gebze’de direnişler sıklıkla olur. İşçiler daha iyi bir yaşam için bir araya gelirler. Farplas’ta olduğu gibi her yerde de işten atılır. 150 kişi işten atılınca kendilerini fabrikaya kapattılar. Polis geldi. Arkadaşlarımız darp edilerek gözaltına alındı. Gebze Emniyet Müdürü ve Kaymakamı firmaya geçmis olsun ziyareti yaptılar. Biz de emek dostları olarak direniş alanındaydık. Taraflar belli. Bu düzeni değistirmek de bizim elimizde.”

‘ADALETSİZLİK KARAKOLDA GÖZALTINDA BAŞLIYOR’

Kötü muamele ve hasta tutsaklar adına konuşan avukat Alişan Şahin şunları ifade etti: “Hasta tutsaklar bu ülkenin kanayan yarası. Ülkeyi korku cehennemine çevirdiler. Korkuyla yönetiyorlar. Halkları da borçlandırarak köleleştirdiler. Ceza infaz yasasında 2015’te bir değişiklik yapıldı. Bu değişiklik ‘yazılı faşizm’ belgesi oldu. ‘Bu infaz yasasını Kürtler, sosyalistler, solcular hariç olmak üzere hayata geçiriyoruz’ dediler.

Aysel Tuğluk Kandıra Cezaevi’nde hasta. Cezaevinde 'hayatını idame ettiremez' raporu verildi. Ama adli tıp kurumu yeterli incelemeyi yapmadan, içlerinde bir nörolog bile olmadan ‘tek başına yaşamını idame ettirir’ şeklinde rapor yazdı. İtirazlar üzerine göstermelik nörolog koydular heyete. Yine reddettiler. Adaletsizlik karakolda gözaltında başlıyor, adliyede Yargıtay’da devam ediyor.

FERHAT ENCÜ: ‘SORUMLULARIN AÇIĞA ÇIKARILMASINI İSTİYORUZ’

Roboski’de hayatını kaydedenler adına söz alan Roboski Aileleri'nden Ferhat Encu Türkçe, Kürtçe selamladıktan sonra şunları söyledi:

“Coğrafyası 4 parçaya bölünmüş, hayat mücadelesi, dil, kültür, özgürlük mücadelesi verirken, sistematik bir şekilde katliamdan geçirilen bir halkın hafızasını Roboski şahsında dile getireceğim. 45 dakika boyunca, kim oldukları bilinerek, insanların üzerine bombalar yağdırıldı. 34 kişinin parçalanmış bedenlerini katır sırtlarında taşıdık. O gün, bu gündür hakikat mücadelesi vermeye çalışıyoruz.”

Katliam sonrası verilen adalet mücadelesini ve adaletsizlikleri anlatan Encü, “Sorumluların açığa çıkarılmasını istiyoruz. Ama geldiğimiz noktada koca bir hiçlik var. Bu ülkede demokrasi, adalet,özgürlükler inşa edildiğinde bu koca hiçlik bir şeye dönüşecek. Bu sistem değişmediği sürece hiçlik de devam edecektir” diye konuştu.

‘SOMA’DA ADALET YERİNE GELMEDİ’

301 madencinin hayatını kaybettiği Soma Katliamı adına da Kamil Kartal konuştu. İktidarın ortaya çıkmış tepkiyi bastırmak için çeşitli vaatlerde bulunduğunu, ancak katliamın ardından Soma’da değişen bir şe olmadığını da belirten Kartal, “Soma Katliamı’ndan sonra Soma’da başka bir şey kuruldu. İktidar gelişmekte olan muhalefet hareketini bastırmak doğrultusunda hareket etti. Mahkemeler üzerinde gerçekleştirdiği baskıyla 301 insanı öldürenlere düşük cezalar verdi. Üç büyük, çok büyük maden açıldı. 2017’de 20 milyon ton kömür üreten Soma, 60 milyon ton kömür üreten bir havza haline geldi. Bu maden çalışanlarının daha kötü şartlarda işlemesine neden oldu. Adalet yerine yıllar geçti ama gelmedi” diye konuştu.

GÖZYAŞLARINI TUTAMADI

Suruç Katliamı aileleri adına da Metin Kılıç konuştu. Katliamda eşi Ferdane ve oğlu Nartan’ı kaybeden Kılıç, “Taziye sırasında bize, ‘Sizi hiç devlet yetkilisi aradı mı taziye için’ diye soruldu. Bizi hiçbir devlet yetkilisi aramadı. Bizi terörle mücadele ifade için aradı” dedi. Gözyaşları içinde konuşan Kılıç, göstermelik değil, gerçek adalet istediklerini ifade etti.

‘GÖSTERMELİK ADALET İSTEMİYORUZ’

Urfa'nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018'de AKP Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve yakınları tarafından babası ve iki kardeşi katledilen Ferit Şenyaşar da da konuşmasında, annesi Emine Şenyaşar’ın sağlık sorunları nedeniyle konferansa katılamadığını söyledi. Ferit Şenyaşar şunları anlattı: “İsmini anmak istemediğim milletvekili gelip iş yerimize saldırıyor. Üç insanı hastane içerisinde ateşli silahlarla katlediyorlar. Bu saldırının temel amacı halk üzerine korku salmaktı. Bu olayda biz kurban seçildik. Olay işyerinde başlıyor hastanede devam ediyor.

Yargıdan sonuç alamayınca adliye önünde nöbet başlattık. Bu nöbetimize milyonlarca insan sahip çıktı. Bütün hukuk örgütleri, siyasi parti temsilcileri davamızı takip ediyor. İktidara bağlı olmayan bütün sivil toplum kuruluşları yanımızdadır. Kamuoyunun baskısına rağmen dava yok. Şanlıurfa Valisi olayın tanığıdır. Savcı yok kamera kaydı diyor ama vali kayır var zamanı gelince ortaya çıkacak diyor. Biz göstermelik bir adalet istemiyoruz. Gerçek anlamda adalet sağlanana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.”

Yorumlar (0)
18
kapalı