02.10.2022, 23:34

CHP’li belediyelerde aslında ne oldu?

Önce Mersin, ardından İzmir. Son bir haftada siyasi iktidarın zoraki soruşturmalar ve algı operasyonlarıyla hedef yaptığı iki ilin belediye başkanı hafta sonu Ordu’da buluştu; Seyit Torun aracılığıyla kamuoyuna mesaj verdi. Sonra da kenti sokak sokak gezip, o operasyonların boşa çıktığını gösterdi.

Son bir haftadır Mersin Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi hakkında yazılan yazılar ve yapılan yorumlar, iktidarın yankı odalarında nasıl bir etki yarattı bilinmez ama iki başkanla geçen hafta sonu sokağa çıktığımda gördüm ki; o operasyonların hiç ama hiç katkısı olmamış.

Biraz uzun bir yazı olacak, ama tane tane anlatmakta fayda var. Önce Mersin’de ardından İzmir’de ne olduğunu bir anlatalım. Kafa karışıklıkları giderilsin.

MERSİN’DE NELER YAŞANDI?

26 Eylül günü, Mersin Polisevi’ne saldırı düzenlendi. Süleyman Soylu’nun verdiği bilgiye göre, 2 kadın terörist, çantalarıyla birlikte Polisevi önünde nöbet tutan polislere ateş açıyor ve çatışma çıkıyor. Daha sonra iki ayrı patlama gerçekleşiyor ve İçişleri Bakanı’nın verdiği bilgiye göre, iki kadın kendi sırtlarına koydukları bombaları patlatıyorlar. Burada iki kadın teröristle birlikte, bir polis de yaşamını yitiriyor.

Olayla ilgili olarak Anadolu Ajansı, iki kadın teröristin saldırısı için “PKK saldırısı” manşeti attı. Gazeteci Ruşen Takva ise olayı HPG’nin üstlendiğini açıkladı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, olayın ilk anında yaptığı açıklamada, buradaki kadınlardan birinin isminin “Dilşah Ercan” olduğunu açıkladı. Ancak bu isim oldukça tartışmalıydı…

Dilşah Ercan, Yorum Gazetesi ve Yeni Özgür Halk Dergisi’nde çalışmış. Hakkında toplatma kararı olan Yeni Özgür Halk Dergisi’ni kargodan alırken polisler tarafından gözaltına alınıp, tutuklanmış. Hakkında bazı eylemlere de katıldığı gerekçesiyle PKK örgüt üyeliğinden dava açılmış. 8 yıl 9 ay hapis cezası alarak, Karataş Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderilmiş. 3. Yargı paketi ile 2013 yılında serbest bırakılmış bir kadın.

Tutuklu gazeteciler listesinde ismi geçiyor. O listelerden biri de CHP’nin yaptığı liste. Soylu bu ismi açıklar açıklamaz, Mersin’deki saldırı ile CHP’nin tutuklu gazeteciler listesi üzerinden bir bağ kurulmaya çalışılıyor. Hatta ilk mesaj AKP’li Hamza Dağ’dan geliyor. Dağ, “Terör örgütleriyle kol kola olmayı normalleştiren Kılıçdarolu” ifadesini kullanıyor, sosyal medyadan.

Takvim Gazetesi “İşte namussuz siyaset” başlığıyla haberi verirken, yasalarla kamu yayıncılığı yapması gereken TRT de yandaş gazete manşetlerini atarak, “Mersin’deki saldırının faili de CHP’nin tutuklu gazeteciler raporunda” diye haberi verdi.

29 Eylül’de saldırıyı üstlenen HPG’nin yaptığı açıklamada ise saldırıdaki ismin Dilşah Ercan olmadığı açıklandı. Açıklamaya göre o saldırı düzenleyenlerin adı Dilara Ürper ve Emel Feremez Hisên’di… Aynı anda Kemal Kılıçdaroğlu da İçişleri Bakanına “2 gündür yalan söylediniz, havuz medyası manşetler attı” dedi ve saldırganların DNA raporlarını açıklamaya davet etti.

Kılıçdaroğlu’na göre devlet burada Başsavcılığın DNA raporunu saklamıştı! Bunun nedeni de saldırı üzerinden CHP ile bir bağ kurma çabalarıydı. Kılıçdaroğlu’nun çıkışıyla birlikte bu Mersin saldırısına dair soru işaretleri ortaya çıktı.

Ve ilginç bir şekilde bir önceki gün, yani 28 Eylül’de, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Mersin’de başka bir soruşturma için düğmeye basıldı. Bir şafak operasyonuyla Mersin Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Daire Başkanı Bedrettin Gündeş, gözaltına alındı. Gündeş, 29 Eylül’de de tutuklandı. Yandaş medya organları, zorlama bir yorumla, Gündeş’in tutuklanması ile Polisevi baskını arasında bağ kurmaya çalıştı.

Bedrettin Gündeş’in ifade tutanaklarına baktım.

Gündeş hakkında bir gizli tanık ifadesi bulunuyor. Bu ifadede, “Güneş’in, PKK örgüt yöneticileri ile gizli görüşmeler sağladığı ve Avrupa’nın üst düzey sorumlularından biriyle fotoğrafının bulunduğu, örgüte para aktardığı, ” iddia ediliyordu. Gündeş, suçlamaları kabul etmedi.

İfadelere göre, Gündeş’e, bir terör örgütü üyesi ile çekilen fotoğrafı gösterilmiş. Gündeş, 2014 yılında Toroslar Belediye Başkan adayı olduğunu ve söz konusu fotoğrafların Demirtaş Mahallesi’nde gittiği bir düğünde çektirildiğini anlattı. Bu fotoğrafları çektirdiği şahısları ise tanımadığını söyledi. “Belediye başkan adayı olduğum süreçte binlerce fotoğraf çektirdim” diye yanıt verdi.

KURBAN BAYRAMI AFİŞLERİ

İfadede, Kurban Bayramı afişleri de gündeme geldi.

“1 Temmuz 2022 tarihinde ilimizin farklı noktalarında bulunan bilboardlarda, ‘Paylaşmanın, Kavuşmanın, Kaynaşmanın Bayramı’ şeklinde baş harflerini PKK yazısının oluşturduğu afişler asıldığı görülmüştür. …Söz konusu afişler kim tarafından belirlendi? Bu afişlerin asılması talimatını kim verdi?” sorusu yöneltildi.

Gündeş, bu soruya şu yanıtı verdi:

“Büyükşehir Belediyesinde özel günler için bu tür afiş, etkinlik tasarımları, hazırlayan grafik ekibimiz bulunmaktadır. Bu ekip grafikleri hazırlayıp, onaya sunar. Akabinde yayınlanmaları yapılır. Söz konusu afişin kesinlikle örgütsel amaçla hazırlanması söz konusu değildir. Tamamen tesadüf olmuş ve gözden kaçmış bir afiştir. Yaratılabilecek siyasi algının önüne geçmek için de kaldırılarak, yerine yenileri asılmıştır.”

Gündeş’in, Mersin Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nce alınan 16 sayfalık ifade sorgu tutanağını, sayfa sayfa okudum. Bu tutanakların hiçbir bölümünde Mersin Polisevi saldırısı ile ilgili tek bir ifade bulamadım.

Buna rağmen, Yeni Şafak Gazetesi, 28 Eylül 2022 tarihinde, Gündeş’in gözaltına alındığı operasyon haberini, “PKK saldırısı sonrası Mersin Büyükşehir Belediyesi yöneticisi Bedrettin Gündeş operasyonla gözaltına alındı” başlığıyla verdi. Haberde, “PKK terör örgütü tarafından geçtiğimiz günlerde Mersin'in Mezitli ilçesinde bulunan polisevine gerçekleştirilen saldırıyla bağlantılı kişilerin araştırılması devam ediyor. Sabah saatlerinde Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerince gerçekleştirilen çalışmada 30 kişi gözaltına alındı. Polisin zanlıları yakalamaya yönelik çalışmaları devam ediyor” ifadelerine yer verildi.

Sabah Gazetesi ise Gündeş’in tutuklanma haberini, “26 Eylül’deki polisevine yönelik hain saldırı sonrası PKK terör örgütünün ildeki faaliyetlerine yönelik yapılan soruşturma kapsamında yeni bir operasyon için düğmeye basıldı. … Şüpheliler arasında Mersin Büyükşehir Belediyesi Basın Daire Başkanı Bedrettin Gündeş de yer alıyor” ifadelerine yer verildi.

Bir not daha… İfade tutanaklarında Gündeş’e sorulan gizli tanık beyanlarının tarihleri de dikkat çekici. Gizli tanığın ifadesi 2019 tarihli bir dosyadan! Kurban Bayramı dışındaki suçlamaların tarihi ise 2014. 

Ama nasıl oluyorsa, tüm bunlar yandaş medya tarafından, 26 Eylül’de düzenlenen bir saldırı üzerinden irtibat kurdurularak, servis ediliyor. Bu iki farklı soruşturma üzerinden, bir algı çalışması yapılmaya çalışılıyor.

Görünen o ki; yandaş medya gerek tutuklu gazeteciler listesi üzerinden olsun gerek de Bedrettin Gündeş soruşturması üzerinden olsun, CHP ile Mersin Polisevi saldırısı üzerinden zorlama bir bağ kurmaya çalışıyor. Ama tutmuyor!

İZMİR’E 26 YIL SONRA GELEN SORUŞTURMA

İktidarın hedefindeki bir diğer CHP’li belediye ise İzmir…

Geçtiğimiz günlerde İzmir’in kurtuluşunun 100. Yılını görkemli bir törenle kutlayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, törende yaptığı konuşma ile iktidarın hedefindeydi.

Soyer, 9 Eylül’deki etkinlikte, “100 yıl önceydi. Bu toprakları yönetenler gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindeydi. Gençleri, kadınları ve geleceği hiç düşünmediler. Sadece saraylarındaki saltanatı korumak için bütün milleti ateşe attılar” demişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu sözlere, “Birileri İzmir’in Yunan’dan kurtuluş gününü Osmanlı’ya hakaret günü haline getirirken, biz ecdadımıza layık olmaya çalışıyoruz” diye yanıt vermiş, Tunç Soyer, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli başta olmak üzere iktidarın hedefi haline gelmişti.

Aradan 1 ay bile geçmedi, İçişleri Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı hakkında ilginç bir soruşturmanın kapağını açtı. Üstelik o soruşturma tam 26 yıl öncesine aitti…

Olay 1987 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Çankaya’daki bir arazisini vererek, Hilton Oteli’nin yüzde 23,3 hissedarı olmasına ilişkin. Zira iddiaya göre, Hilton Oteli’nden paralar tahsil edilmeyerek, kamu zararına neden olunmuştu. Burhan Özfatura döneminde yapılan otelin otopark gelirlerinin yüzde 50’si de belediyeye verilmesi gerekirken, yıllar boyunca tahsil edilmemişti. İşte bu konuyla ilgili Tunç Soyer hakkında İçişleri Bakanlığı soruşturma izni verdi!

Hemen belirtelim 1987 yılındaki o anlaşmayı imzalayan Özfatura hakkındaki soruşturma zamanaşımından düşmüş.  

Tunç Soyer’in Seferihisar Belediye Başkanı olduğu döneme ilişkin olarak da 2017 yılında, yani bundan tam 5 yıl önce, kurduğu Kalkınma Kooperatifi için izin almamış olması da İçişleri Bakanlığı tarafından bugün açılan soruşturmanın ikinci konusu.

Üçüncü konu da, Yurt dışında yaşayan Prof. Ayşen Uysal’a yönetim kurulu toplantılarına katılmamasına karşın huzur hakkı verilmesi ile ilgili.

UYDURUK VE ZORLAMA ALGI OPERASYONLARI 

Hafta sonu Ordu’da CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanlarının bir araya geldi buluşma da işte tam böyle bir atmosferde gerçekleşti. CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanları, CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun’un ev sahipliğinde Ordu’da bir araya geldi.

Tüm bu kampanyaya karşın başta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’i oldukça dinamik ve enerjik gördüğümü söyleyebilirim. Açıkçası ne Seçer ve Soyer, ne diğer belediye başkanları ne de ev sahibi CHP’li Torun bu kampanyadan hiç de etkilenmişe benzemiyordu.

Zira Torun da bu kampanyanın ne kadar iliştirilmiş ve zorlama bir kampanya olduğunu, Ordu’dan, kamoyuna, “Uyduruk ve zorlama algı operasyonlarıyla belediye başkanlarımıza kumpaslar kurulmaktadır” diye açıkladı.

CHP’ye göre bunlar algı operasyonları dışında bir şey değil. Algı operasyonuna verilecek en güzel yanıt da CHP’li belediye başkanlarını yan yana ve halkla beraber göstermekti. Hafta sonu Ordu’da da bu görüntü verildi.

Ordu’da belediye başkanları önce Seyit Torun başkanlığında uzun bir toplantı yaptı. Toplantıdan sonra kamuoyuna açıklama yapan Torun, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na ilişkin çıkan haberlere dair, “Mersin Büyükşehir Belediyemizi ve CHP’yi terörle yan yana getirme hadsizliğinde bulunan tüm çevreleri en güçlü şekilde kınıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Mersin Polisevi’ne düzenlenen saldırıdan da siyasi iktidarı sorumlu tuttu:

“Asıl milli güvenlik sorunu olanlar, Teröristlerin ayakkabı numarasına kadar biliyoruz deyip, saldırılara engel olmayı başaramayanlar ve şehitlerimiz üzerinden ucuz siyaset yapanlardır.”

Torun’un İzmir için de bir mesajı vardı:

“İzmir’in kurtuluşunun 100. Yıl dönümündeki görkemli kutlamalara ortak olamayanların hazımsızlık içinde olduğunu biliyoruz. Bu soruşturmalarla belediye başkanlarımıza itibar suikasti düzenlendiğini biliyoruz. Bu itibar suikastlerine asla pabuç bırakmayacağız.”

KİM İNANIR? 

Cumartesi sabahı yapılan bu toplantıdan sonra ne mi oldu? Belediye başkanları toplandıkları Boztepe’den gruplar halinde teleferiğe binerek, Ordu Merkeze indi. Vahap Seçer ile Tunç Soyer’in aynı teleferiğe bindiğinin altını çizeyim. Sonra da belediye başkanları, Ordu’nun sokaklarını bir bir turladı.

Evet bugün ana akım medyanın yüzde 80’inin sermaye sahipliği direk iktidar organına geçmiş durumda. Onlar da sabahtan akşama kadar yukarıda sık sık örneklerini verdiğim manşetleri atıyorlar.

O manşetlerin sonucunu hafta sonu Ordu’da gözlemleme olanağım oldu. Ordu sokaklarında büyük bir sevgi seli vardı belediye başkanlarına karşı… Hatta bir vatandaşın, arkadaşlarımın mikrofonuna eğilip, “Bakın burada belediye başkanları serbestçe geziyor, biz kendi belediye başkanımızı daha görmedik” diyip, AKP’li Ordu Belediye Başkanını Ordu’nun merkezinde topa tuttuğu da kayıtlara geçsin.

O manşetlerle yaratılmak istenen algı operasyonunun sonuç vermediğini Ordu gösterdi. Ya 20 yıla yayılan büyük operasyonlarla elde ettikleri ana akım medya artık gerçekten hiç ama hiç okunmuyor; ya da okunsa da kimse bunlara inanmıyor.

Yorumlar (0)