22.06.2022, 00:28

‘Bıçaklayanlar’ ve ‘Zehirlenenler’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı Ayhan Oğan, 28 Mayıs 2022 tarihinde Ordu’da katıldığı bir panelde, siyanürlü altın madenlerini savundu. Başdanışman Oğan, kendisine Fatsa’daki siyanürlü altın madenini soran Ordulu gazeteci Akın Çiçek’e, "Burası çadır devleti mi kardeşim… Kulaktan dolma bilgilerle konuşmayın" diyerek tepki gösterdi.

Yemyeşil bir coğrafyanın yüzde 74’ü maden bölgesi ilan edilmiş; fındık bahçeleri, su kaynakları, bal ormanları tehlikede; Karadeniz’in çatısı olarak görülen yaylalar tehlikede; millet ‘nasıl olur da bu illetten kurtuluruz’ diye çırpınıyor; başdanışman gelmiş bütün dünyada emtia fiyatlarının beş-on kat arttığını, herkesin madenler için birbirini bıçakladığını söylüyor. Ardından da doğa savunucularını kahvede duydukları şeylerle hareket eden “provokatörler” olarak suçluyor ve memlekete zarar verdiklerini anlatıyor.

Ne acı değil mi? Kesenler, parçalayanlar, siyanürleyenler değil de korumaya çalışanlar zarar veriyormuş…

Hızını alamayan Başdanışman Oğan, Almanya, İsviçre ve Avrupa’nın her yerinde siyanürlü altın madenlerinin çalıştığını da savunarak, Avrupa’da kurulmuş bir derneğin Türkiye’de maden çıkarılmasına karşı çalıştığını söylüyor ve “Bu oyuna gelmeyelim” diye bitiriyor sözlerini.

BEŞ AYLIK “SÜRESİZ DURDURMA”

Şimdi Başdanışman Oğan bilmiyordur diye hatırlatalım, 18 Kasım 2021 tarihinde Giresun-Şebinkarahisar’ın Yedikardeş köyünde bulunan çinko-kurşun madeninin zehirli atık barajı çöktü. Başta kadmiyum olmak üzere binlerce ton zehirli atık Kelkit Vadisi’ne aktı.

Giresun Valiliği olaydan iki gün sonra olabilecek daha büyük çevre kirliliğinin önüne geçilmesi adına maden tesisi faaliyetinin “süresiz” olarak durdurulduğunu açıklamıştı.

İşte bu süresiz durdurma ancak 5 ay sürebildi. Maden tekrar çalışmaya başladı. Üstelik aynı madenin atık barajı 2018 yılında da çökmüş, yine doğaya ve canlılara zararlı ağır metaller ortalığa saçılmış ve yaklaşık 8 milyon balık ölmüştü.

Bakın birileri ‘dur’ demezse, birileri harekete geçmezse Türkiye kimyasallarla zehirlenmiş, her köşesi Çernobilleşmiş bir sakat ülke haline dönüşecek.

Küresel iklim krizinin pençesindeki bir dünyada bir tarım ve turizm ülkesine bunu yapamazsınız.

YANLIŞ BİLİYORSUNUZ

Sayın Oğan yanlış biliyorsunuz, Avrupa’nın her yerinde siyanürlü altın madenleri falan çalıştırılmıyor. 2000 yılında Romanya’da yaşanan Baia Mare Felaketi, Avrupa Birliği açısından bir dönüm noktası oldu. Baia Mare altın madeni felaketinin ardından sudaki siyanür değerinin 100 katına ulaşması, yüz binlerce su canlısının ölmesi, 2 milyondan fazla insanın içme suyunun zehirlenmesi sonrası 2000 yılında Çek Cumhuriyeti’nde, 2002 yılında Almanya’da, 2009 yılında ise Macaristan’da siyanürlü madencilik yasaklandı. AB üyesi ülkelerin temsilcilerinden oluşan Avrupa Parlamentosu da Mayıs 2010’da siyanürlü altın madenciliğinin AB topraklarında yasaklanmasını isteyen bir karar aldı. Bugün de Avrupa Birliği ülkelerinde bu yöntemle altın madenciliği, çok sıkı denetim mekanizmalarıyla kontrol altına alındığından kartellerin işine gelmiyor. Oralardaki madenlerini bir bir kapattılar. Nereye gittiler dersiniz?

AVRUPA’NIN EN YÜKSEK RADYASYONU

Sayın Oğan, geçtiğimiz günlerde Manisa’da Avrupa’nın en yüksek radyasyonu ölçüldü. Hayır yanlış okumadınız. Avrupa Komisyonu Radyoaktivite Çevresel İzleme grubunun yayımladığı grafiklere göre 26 ve 27 Nisan’da Avrupa’da en yüksek radyasyon oranı Manisa-Köprübaşı’nda tespit edildi. Çünkü 1970-1980 yılları arasında bölgede bir uranyum madeni işletildi. Daha sonra tesis işletme sahası, ocaklar, açılan kuyular etrafına tel örgü bile çekilmeden, radyasyon uyarısı dahi asılmadan o haliyle bırakıldı.

Ayrıca Aydın-Söke’nin Kisir köyü “kanser köy” olarak anılıyor. 1958’de açılan ve rehabilite edilmeden öylece bırakılan uranyum madeninin bölgede çok yüksek oranda görülen kanser vakalarıyla doğrudan ilişkili olduğu belirtiliyor. 15 yılda 70’ten fazla kişinin kanserden öldüğü bir yer burası.

SALSİGNE

Sayın Oğan Fransa’da Salsigne kasabasını duydunuz mu? Vahşi madenciliğin tipik örneklerinden birisidir Salsigne: Bir Yüzyıl Madencilik, On Bin Yıllık Kirlilik…

(Salsigne: Bir Yüzyıl Madencilik, 10.000 Yıllık Kirlilik - https://multinationales.org/Salsigne-A-Century-of-Mining-10-000-Years-of-Pollution)

Salsigne, (Salsinye diye okunur) Fransa'nın en büyük altın ve arsenik madenlerine ev sahipliği yapıyordu. Batı Avrupa'daki ilk altın madeni ve Fransa'da hayatta kalan son altın madeniydi. 2004 yılında kapanan madenden geriye tehlikeli atıklar mezarlığı kaldı. Arsenikle kirlenmiş yaklaşık on milyon ton kaya ile kurşun veya kükürt çeşitli yerlerde depolandı.

Sayın Oğan orada da yetkililer sizin gibi, “Endişe edecek bir şey yok, devletin kurumları çalışıyor” dedi. Ancak yerel bir gazetenin yayınladığı iki araştırmanın sonuçları ise korkunçtu: Birincisinde bir litre suda 1526 mikrogram arsenik, ikincisinde ise bir litre suda 4469 mikrogram arsenik bulunmuştu. Yani Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) içme suyu standardından 450 kat daha fazlaydı. Fransa’da bile yetkililer, bölgeyi temizlemek için devletin harcaması gereken milyonlarca avrodan kaçınmaya çalışıyorlar. Yani bir başka deyişle insanlar kendi hallerine bırakıldı.

Ancak Aude Bölge Valiliği 1997 yılından bugüne her yıl kararnameler yayınlayarak bölgedeki sebzeleri tüketmenin, bahçeyi sulamak için yağmur suyu veya nehir suyu kullanmanın güvenli olmadığını, nehirde yüzmenin tehlikeli olduğunu belirtiyor.

Salsigne’de Fransa’nın diğer bütün bölgelerine göre çok daha fazla insan kanserden hayatını kaybediyor. Akciğer veya mide kanseri gibi bazı kanserlerden ölümler ikiye hatta üçe katlanmış durumda. Bu tablonun ortaya çıkmasında arsenik, kadmiyum, krom ve nikel gibi ağır metallerin payı çok büyük.

Aude Nehri'nin bir kolu olan Orbiel'e her yıl yedi ton arsenik salınıyor ve ardından Akdeniz'e akıyor. Fransız yetkililer ve akademisyenler, bir asırlık yoğun madencilikten sonra bölgenin en az 10 bin yıl kirli kalacağını tahmin ediyor.

Şimdi siz Kazdağları’nda, Toroslar’da, Karadeniz’in yaylalarında-meralarında siyanürlü madenciliğe izin vermeye devam ederseniz bizim böyle bir şansımız do olmayacak. Çünkü çatı ekosistemi çökertiyorsunuz. Bir ekosistemi çatısından zehirlemeye başlıyorsunuz.

BAYAT BİR YALAN

Sayın Oğan, “Avrupa’da kurulmuş dernekler, vakıflar madenlerimizi çıkarmamızı istemiyor” söylemi artık çok bayat bir yalan. Türkiye’deki siyanür-sülfürik asit çetesi 20 yıldır aynı yalanları tekrarlıyor ve ne yazık ki bugün bile bu yalanlarına inandırabilecek birilerini bulabiliyor. Sen ülkeni delik deşik ettireceksin, bütün dağlarını-ormanlarını kartellerin hizmetine sunacaksın Almanya, Fransa, İngiltere, ABD, Kanada gibi emperyalist ülkeler de buna karşı çıkacak! Ne diyeyim artık pes!

Daha fazla uzatmak istemiyorum detaylarını “Altın Ölüm” ve “Altın Girdap” kitaplarımda yazdım. Sadece şu kadarını söyleyeyim: O sizin “engelliyorlar” dediğiniz ülkeler,Türkiye’de altın madenciliğine giden yolu döşeyen ülkeler. Hem de bütün kimyasalları da satarak.

Yazar Hakkında

İbrahim Gündüz: 18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” ve "Altın Girdap" kitaplarını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babası.

Yorumlar (0)
20
parçalı az bulutlu