18.11.2022, 01:43

Amasra Kömürünün Hazin Hikayesi

Çoğumuz Amasra’yı Çeşm-i Cihan (Dünyanın göz bebeği) olarak bilir. Tarihiyle, eşsiz manzarası ile çok nezih bir sahil beldesi olan Amasra, milyonlarca yıldır bağrında karaelmas denilen taşkömürünü saklar. O kömür ki son yıllarda enerji sektörünün vazgeçilmezi olmuş. Köylerinden kalkıp gelen gençler, karaelması yeryüzüne çıkarmak için derin karanlıklarda ömür tüketmeye başlamış. 100 yıla yakın kömür üretimi yapılan bölgede, 1967 yılında Zonguldak Kömür Havzası Tevsii Projesi ile üretim bölgesi kurulmasına karar verilmiş. Kendi halinde, sessiz sedasız yaşam sürülen bu belde, şimdi grizu/kömür tozu patlamasında yaşamını yitiren 42 gencin acı hikayeleri ile ülke gündemine girdi.

Bölgede kömür üretimi devlet eliyle yapılmaktaydı ancak son yıllarda uygulanan özelleştirme politikaları Amasra’ya da uzanmıştı. Bölgedeki kömür sahaları, rödovans (kiralama) yöntemiyle özel sektöre açılmıştı. 2005 yılında yapılan ihaleyi Hema Endüstri A.Ş. kazandı. Özel sektöre verilen TTK-Amasra-B sahası, bu havzadaki kömürlerin yüzde 50’sinden fazlasını oluşturmaktaydı.

Sözleşmeye göre, şirket sahada 20 yıl süreyle kiracı olarak çalışacak ve 3 yıl hazırlık sürecinden sonra ürettiği kömür karşılığı kamu kurumuna rödovans bedeli ödeyecekti. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Taahhüt edilen sürede üretime geçilemedi. 4 kez süre uzatımı yapıldı. Şirket, üreteceği kömürle çalıştırılacak termik santral kurmak istedi. Yoğun toplumsal ve hukuki itirazlar oldu ve santral kurulamadı.

Hema Endüstri A.Ş.’nin imzalamış olduğu Amasra-B Sahasının Sözleşmesi, firmaların talebi üzerine 2011 tarihinde devir sözleşmesi ile Hema Dış Ticaret A.Ş.’ye devredildi. Hema Dış Ticaret A.Ş. firması da ticari unvanını 2012 tarihinde Hattat Enerji ve Maden Ticaret A.Ş. olarak değiştirdi.

Bugüne kadar bir türlü gerçekleşmeyen üretim karşılığı rödovans bedelinin kuruma ödenmediği ve sözleşmeye uyulmadığı resmi kurumların kayıtlarına girdi. Davalar açıldı, hukuki süreçler yaşandı. Bölgede pek çok toplumsal eylem düzenlendi.

2019 yılında Maden Kanunu’nda kamu kurumlarının ruhsatlarının bölünmesi ve devredilmesine yönelik değişiklik yapıldı. Buna göre; “Türkiye Taşkömürü Kurumu ile Türkiye Kömür İşletmeleri, uhdelerinde bulunan maden ruhsatlarını işletmeye, işlettirmeye, bunları bölerek yeni ruhsat talep etmeye ve bu ruhsatları ihale etmeye yetkilidir. Bu fıkra kapsamında yapılacak ihale sonucunda Türkiye Taşkömürü Kurumu ile Türkiye Kömür İşletmeleri, ihaleyi kazananla yapacağı sözleşme hükümleri saklı kalmak kaydıyla ihale edilen sahayı devredebilir ve ihaleyi kazanan adına ruhsat düzenlenebilir. Ruhsat devrine esas olan sözleşme ilgili ruhsatın siciline şerh edilir.” denilmekte.

Bu düzenlemeyle 2005 yılında kiralama yöntemiyle şirkete verilen sahanın ruhsatı söz konusu şirkete verildi. Bu değişikliklerden sonra Amasra sahasında özel sektörün payı yüzde 97’ye yükselirken, kamu kurumunun payı ise yüzde 3’e kadar düştü. Bugün itibarıyla özel sektörün rezervi 606 milyon ton iken kamu kuruluşu olan Türkiye Taş Kömürü Kurumu’nun (TTK) 16 milyon ton rezervi kaldı. Kamu kurumunun sahip olduğu ve yıllardır çalıştığı saha tabiri caizse elinden alındı. Kurum, bir köşeye sıkıştırıldı ve sahibi olduğu sahada sığıntı durumuna düşürüldü.

Bu da yetmemiş gibi halen çalışılan kömür ocağının alt kotları da özel şirkete verildi. Bunun anlamı, derine doğru inen kömürlere yeni yatırımlar yapılamayacaktı. Nitekim, büyük yatırımlardan vazgeçildi sadece günü kurtaracak uygulamalar, işlemler yapıldı.

İster özel sektör olsun ister kamu sektörü olsun yan yana ya da altlı üstlü çalışmanın riskleri vardı. Özellikle yeraltı kömür madenciliğinde işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından bu riskler fazlaydı. 2017 yılında hazırlanan bir raporda rezerv bölünmesi ve bu tür çalışmanın sakıncaları açıkça belirtilmişti:

…Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) ve HATTAT Enerji ve Maden Ticaret A.Ş. firması arasında akdedilen sözleşmeye göre Amasra Havzası'nda -400 kotunun üstünde (ATİM) ve altında(HATTAT) çalışılacak komşu panolarda taraflarca koordinasyonsuz bir biçimde belirlenmiş olan özgün termin planlamalarına uygun çalışmalar; maden işletmeciliği tekniğine, ekonomik gerçeklere ve madencilik çalışmalarında iş güvenliği ilkelerine (yukarıdan aşağıya çalışma/önce üst damarın alınması/suya-gaza karşı topuklar tesis edilmesi vb) uygun değildir.” (BEÜ, Maden Mühendisliği Bölümü, 2017)

Ama bu ülkede ne yazık ki bilime, emeğe, deneyime fazla önem verilmezdi. Söylenenler unutulur, yazılanlar kağıt üzerinde kalırdı. Toprağa verilen gencecik canlar da çabucak unutulurdu. Ateş sadece düştüğü yeri yakardı.

Görünen köy kılavuz istemez. Yakın gelecekte çok küçük rezervi kalan kamu kurumuna, “havzadan tamamen çık” denilebilir. “Dağdan gelip bağdakini kovmak” deyimi herhalde bu örnek için söylenmiş olsa gerek.

Umarım bu kez yanılırım…

Yazar hakkında:

Mehmet Torun kimdir:1956 yılı Giresun – Eynesil/ Ören köyü doğumlu. Babasının maden işçisi olması nedeniyle liseyi ve üniversiteyi Zonguldak’ta okudu. 1980 yılı ZDMMA Maden Bölümü mezunu. Maden işçiliği yaparak üniversiteye devam etti. Türkiye Kömür İşletmeleri’ne ( TKİ) bağlı müesseselerde ocak mühendisliğinden işletme müdürlüğüne kadar değişik görevlerde bulundu. 2021 yılı sonunda müşavir kadrosundan emekli oldu.

TMMOB Maden Mühendisleri Odası ve TMMOB’nin organlarında görev aldı. Evli, 2 kız çocuğu babası ve 3 torun dedesidir.

Yorumlar (0)